GeriSeyahat İz bırakan, öğreten, yakınlaştıran bir macera
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi
İz bırakan, öğreten, yakınlaştıran bir macera

İz bırakan, öğreten, yakınlaştıran bir macera

Onlar çocuklarının süper kahramanı, çocuklar ise kaç yaşına gelirse gelsin onların her daim gözbebeği. Evet, bugün Babalar Günü. “Onlar için en güzel hediyelerden biri de neden baş başa seyahat olmasın” dedik ve babalarla çocuklarının seyahatlerini her iki tarafın gözünden dinledik. Anladık ki bu, hediyeden de öte, babalar ve çocuklarının hayatlarında iz bırakan, öğreten, eğlendiren, yakınlaştıran bir macera.

ERDOĞAN GÜMÜŞ / GEZGİN
El ele çıkacaksın bu merdivenlerden

Kızım Özgem Gümüş Boyacı 28 yaşında. Sosyal medya hesabından paylaşmış olduğu ağaca sarılmış bir fotoğrafını görüp, altındaki şu satırları okurken gezgin, doğasever ve baba olarak hayatımda en çok etkilendiğim anlardan birini yaşadım. “Çocukluğumda ağaçlarla daha çok kurduğum ve sonra bir şekilde kaybettiğim bağı hatırlamaya çalışırken en sevdiğim pratiklerden biri ağaçlara sarılmak oldu benim için... Sahiden bugüne kadar bir ağaca sarıldınız mı? Bu arada ağacı çok acıtan olmuş, kendimce ben ona şifa olmak istedim. Umarım olmuştur.”

Düşünebiliyor musunuz? Doğaya âşık denecek derecede bir hissiyatı taşıyan ve bir ağacın kabuğunu kazıyarak oluşturulmuş yaraya merhem olabilme duygusuyla o ağaca sarılmış evladınızın sizde oluşturduğu etkiyi... Geçen yıl tam da bugün yani Babalar Günü’ne rastlayan tarihte Muğla Dalyan’da birlikte yaptığımız tatil aklıma geldi birden. Birlikte gezmekten çok keyif aldığımız Kaunos Antik Kenti’nde tarihi kalıntılar arasında dolaşırken zaman zaman sorgulayıcı yaklaşımı, önerileri, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın personeli olduğumdan dolayı tatlı eleştirileri... Onun artık bir doğasever oluşu, gezgin ruhu, bugün seyahat ederken ‘kahverengi tabela’ tutkusu nedeniyle buraları görmeden geçmemesinde benim rolümün olduğunu sürekli yinelemesi, elbette beni mutlu eden en önemli şeylerden birisi.

El ele Kavea’ya çıktık

Unutamadığım anlardan biridir Kaunos Antik Kenti’nde tiyatroyu gezerken, ilk basamakları sağlam ama yedi-sekiz basamaktan sonrası yıkılmış taş merdivenlerden Kavea’ya el ele çıkışımız. Yaklaşık 20’nin üzerinde ahşap merdiveni tırmanırken sanki zaman yolculuğundaymış gibi hissediyorduk. Çağları aşıp gelen antik bir tiyatro sahnesi, muhteşem görkemiyle karşılıyordu bizi. Kaunos Antik Kenti’ni nasıl anlatırım acaba sorusu aklıma gelip de kızımla paylaştığımda;  Sophokles’in  ‘Antigone’ tragedyasından bahsederek, yazıda bunu kullanabileceğim fikrini vermesi, tarihi kalıntıların altında bol bol fotoğraflar gezimizi ölümsüzleştirip, zaman zaman bana modellik yapıyor olması unutulmaz anılarım arasına girmişti. Tarihte belki de en önemli sanat, edebiyat ve demokrasi merkezlerinden biri olan bu toprakları görmek, üzerinde biraz düşünmek, tarihin derinliklerinde bir nebze soluklanmak için Karia Yolu’nun bu önemli durağında kızımla birlikte gezmiş olmaktan bu denli keyif alacağımı hiç düşünmemiştim.

Saatlerce dolaştıktan sonra tekrar dinlenmek üzere çitlembik ağacının altına sığındığımızda, saat için cep telefonuma bakarken Instagram’da etiketlenmiş olduğum bir mesaj dikkatimi çekiyordu; Kızımın Babalar Günü dolayısıyla paylaşmış olduğu, çocukluğunda birlikte yer aldığımız birkaç fotoğraf ve o sözler: “Doğaya âşıksam senin sayende. Hâlâ iyi bir salata yiyemediysem seninkilerden daha iyisini bulamadığım için. Bugün yeni bir adım atarken korkmuyorsam ‘Dene kızım, yaşamadan bilemezsin’ dediğin için... Kadın olmanın kıymetini biliyor ve öyle yaşıyorsam, önce senden bunu gördüğüm için. Ne kadar kızarsam kızayım ilk öpücüğünde yelkenler suya iniyor. Hatta koluna girip o yelkenlere birlikte biniyorsak seni çok sevdiğim için. Babalar Günün kutlu olsun! Bence biz böyle güzeliz.”

İz bırakan, öğreten, yakınlaştıran bir macera

DEFNE ÇARŞIBAŞI / YELKENCİ
Teknede kocaman bir iş bölümümüz var

Bizim hikâyemiz Boğaz’da başka tekneleri izleyerek başladı. Babamla teknelere bakıp hayaller kuruyorduk. Çevremizdeki pek çok kişi hayalimizin gerçekleşeceğine inanmıyordu. Her bulduğu fırsatta denize çıkarak kendini geliştirdi. Ben de yaz tatilimde yelken okulunda eğitim aldım. Sonra babam hep istediği yelkenli tekneye kavuştu ve bizim hayalimiz gerçekleşti çünkü bir baba ve kızı gerçekten isterse gerçekleşir.

Yelkenden önce de babamla paylaştığımız  hobilerimiz vardı. Babam bana öğretebilmek için önce kendi kayak öğrendi, sonra kışları birlikte kayak yaptık. Babam dağcılık ve kampçılık öğrendikten sonra birlikte Karadeniz yaylalarında yürüdük, Polonezköy’de kamp yaptık. Benim küçük yaştan denizci olmamı istediği için de yelkenci oldu.

12 yaşındayım ve artık teknede kocaman bir işbölümümüz var. İskeleye yanaşırken bütün işleri bölüyoruz. Ben kıç halatlarını alıyor ve volta ediyorum, babam diğer işleri alıyor. Eskiden marinaya giriş-çıkışları babam yapardı, ben de usturmaçaları toplar ya da bırakırdım. Artık iskeleden ben ayrılıyorum, babam usturmaçaları topluyor. Biz bu işe başladığımızda oldukça acemiydik. Şimdiyse işbölümünden bahsediyorum. İşe giden babalarınızla vakit geçirmek çok güzel bir fikir.  Mutlaka yelken olmak zorunda da değil. Sadece ortak bir hobinin olması yeterli...

Meditasyonumuz rüzgâr ve denizi dinlemek

Misafirlerimizi de alıp Burgazada’da dondurma yemeyi, peynir topunun tadına bakmayı ya da balık, meze yemeyi seviyoruz. Cennet Bahçesi’ne gidip konserleri izliyoruz. Bazen Kaşık Adası’ndaki tonozlarda alargada geceliyoruz. Aslında İstanbul’a çok yakın olmasına rağmen daha karadan ayrılır ayrılmaz upuzun bir tatile çıkmış gibi hissediyoruz. Sadece hafta sonunda bir günü teknede geçirmek bile hem babama hem de bana haftanın tüm yorgunluğunu unutturuyor. Eğer rüzgârı yakalar da motoru kapatıp sadece yelkenle seyir yapmaya başlarsak rüzgârın ve denizin sesini dinleyerek birlikte meditasyon yapmış gibi oluyoruz. Bir de yunuslara denk gelirsek değmeyin keyfimize.

Yazları babam da işten fırsat bulduğunda Gökova’da, Hisarönü’nde yelken yapıyor, koylarda kalıyoruz. İlk kez kıçtankara olduğumuz Bördübet Küçük Çatı Koyu’nu navigasyon programından ben bulmuştum. Gece karanlıkta babamla yüzdük. Önce biraz korksam da sonra babamın korumasında gece yüzmek beni çok mutlu etmişti. Ve tabii ben mutlu olduğum için babamı da... Şimdi ıssız koylarda geceleri birlikte yüzmekten çok keyif alıyoruz. Gittiğimiz yerlerde dondurmacıları, farklı yemekleri, tarihi mekânları, sokakları gezmeyi, sahilde yürüyüş yapmayı seviyoruz.

Her gün bizim için işe giden babalarımız bunu hak ediyor. O benim prensim, ben de onun prensesiyim. Biz başka şehirlerde olup birbirimizi özlediğimizde de aynı anda yıldızlara bakarız. Böylece ikimiz de birbirimizi gökyüzünden görürüz. Ben şimdi babama sarılmaya ve çıkacağımız yeni yolculuğu planlamaya gidiyorum...

İz bırakan, öğreten, yakınlaştıran bir macera

COŞKUN ARAL / FOTOĞRAFÇI
Buda’yı görünce ‘Bu abi kim’ diye sordu

Kızım Deniz’le ilk seyahatimiz, o henüz 20 günlükken Siirt’e oldu. İşim nedeniyle nereye gitmem gerekiyorsa, Deniz’i de yanımda götürdüm. Hiçbir seyahat kolay olmadı. Özellikle bir bebeğin ihtiyaç duyduğu tüm malzemeleri taşımak, hijyenine dikkat edebilmek ve ihtiyaç duyduğu uykuyu uyuyabilmesini sağlamak... İlk başlarda zor olan seyahatler giderek eğlenceli hale gelmeye başladı ve Deniz iyice büyüdüğünde, artık baba-kız seyahatlerimizi iple çeker hale geldik. Yurtiçinde ve yurtdışında birçok yere gittik.

Neredeyse bir ay süren Çin seyahatimizin Tibet ayağında, Deniz henüz 3.5 yaşındaydı. Gitmeden önce doktor arkadaşımız Feridun Çelikmen’den yüksek irtifada neler yapmamız gerektiğini öğrenmiştim. Uçakla indiğimiz Tibet Platosu’nda oksijen azlığından ilk etkilenen Deniz olmuştu. İndikten sonra yarım saat içinde halsizlik ve kusma belirtileri göstermiş ama sürekli dinlendirip, oksijen takviyesi yaptığımız için düzelmişti. O düzeldiğinde aynı belirtiler bizde başladı ve küçük kızım bana destek oldu, adeta hemşirelik yaptı. Bu seyahatte Tibet gibi az gidilen bir yerde akranı çocukların yaşam tarzlarını gözlerken, en çok ilgisini çeken bebeklerin pantalon ağının olmayışıydı. Farklı kültürlerdeki yaşam tarzına ilişkin ilk sorduğu soru da bu olmuştu. Yine Uzakdoğu’da yapmış olduğumuz bir seyahatte, yüzlerce basamak çıkarak ulaşabildiğimiz bir Buda heykelini ilk gördüğünde “Bu abi kim” diye sormuştu. Gezip gördükçe kelime hazinesi gelişiyordu. Örneğin, geniş gövdeli jumbo uçakları ‘şişman uçak’ diye tanımlardı. Masal kahramanlarını gezdiği yerlerde hayal eder, kendince yeni hikâyeler yaratırdı. Aynı dili konuşamasa da, çocukluğun ortak dilinde buluştuğu akranlarıyla oyunlar oynardı.

Deniz’in bu çocuksu kelimeleri artık yok. Şimdi bir genç kız olarak, seyahat ettiğimiz yerlerde kendi sorgulamalarını yapıyor; tek başına ya da kendi arkadaşlarıyla seyahatler planlıyor. Tek başına gidemeyeceği bölgelere de halen benimle gitmek istiyor.

İz bırakan, öğreten, yakınlaştıran bir macera

İZZET DOĞAN / GAZETECİ
İkimiz için de öğretici bir deneyim oluyor

Kuşkusuz birçok aşaması var baba-oğul tatile gitmenin. İlk aşama ‘ikna’... En azından benim için öyle. Tatile çıkmaya ikna çabası...  Çünkü 13 yaşındaki oğlum Cem, evde olmayı seven bir çocuk.

Bu konuyu çözdükten sonra tatil yeri ve mekânıyla ilgili diplomasiye geçiyoruz.

- Nereye gitmek istersin?

- ...

- Deniz, doğa, kamp, kültür turu?

- ....

- Geçen yıl gittiğimiz yeri sevmiştin sanki.

- Olur.

Böylece bu aşamayı da atlatmış oluyoruz.

Mekânı ve tatil tarzını belirledikten sonra hazırlık maratonuna geliyor sıra.

Son tatilimiz, çadırımızı da götürdüğümüz Gelibolu turuydu. Eceabat’ta bir kampta kalmıştık. Birlikte eşyaları taşımak, çadırı beraber kurmak, gece hiç üşenmeden ‘Samanyolu’nu en iyi nereden görebiliriz’ turuna çıkmak ayrıcalıktı ikimiz için de. Gelibolu Yarımadası’nda ormanların derinliklerine dalıp yıldızları görmek için farları söndürünce hiç korkmadık.

Genel olarak telaşlı değilimdir ama oğlumla baş başa olunca tatil valizini kapatmak biraz zor olabiliyor. Arabanın bagajına ve hatta arka koltuğa da sarkıyor malzemeler. Yedek kıyafet, yedeğin yedeği kıyafet olunca eşya kolay kolay sığmıyor bir yere. Tatil dönüşü tabii ki o yedeklerin çoğu el değmeden geri getirilmiş oluyor. Burada anne faktörü devreye giriyor biraz.

Son dönemlerde tatil noktalarını belirlerken gittiğimiz yerlerin lezzetleri de etkili oluyor. Cem’in yaşı büyüdükçe yemek konusu tatil yeri kadar önemli hale gelmeye başladı. Biraz damak tadına meraklı diyelim. Her nereye gidersek gidelim, dağ-bayır yürüme, dere-tepe tırmanmaya hiç itirazı olmuyor. Ama yemek zamanını kaçırmamak ve yemekleri önceden planlamak şart... Aksama olursa ortam biraz gerilebiliyor çünkü.

Küskünlüğü uzatmıyoruz

Bizim delikanlı, zararlarıyla ilgili yazılar okuduğundan beri cep telefonuna karşı mesafeli. O yüzden hoşça vakit geçirmesini sağlama, seveceği etkinlikler ayarlama, sevdiği sohbet konuları bulma, yemek organizasyonu yapma gibi koşturmacalar arasında bir minik mola verebilmek için cep telefonuna paslayamıyorum beyefendiyi. Neyse ki ve iyi ki okumayı seviyor. Yedek eşyalar arasında kitaplarımız da hayli yer kaplıyor. Onlara şimdi bir de satranç takımı eklendi. Tüm yorgunluğuna ve tatil dönüşü bir dinlenme molasına ihtiyaç duymama rağmen onunla birebir ve tüm gün vakit geçirmek ikimiz için de öğretici bir deneyim oluyor. “Birini en iyi tatilde tanırsın” derler ya... Küsmelerimiz de oluyor ama uzatmıyoruz. İş güç, megakent koşturmacası derken aynı evde olduğumuzda bile birbirimize hasretken; tatilde sadece tatil yapmış olmuyoruz aslında. O babasının 24 saatini nasıl yaşadığına; yorulduğunda, acıktığında, sıkıldığında ya da eğlendiğinde nasıl tepkiler verdiğine, tanımadığı üçüncü şahıslarla nasıl iletişim kurduğuna ya da kurmadığına tanıklık ediyor. Ben ise ergenlik çağına koşturan oğlumun değişimine, hoşlandığı ya da hoşlanmadığı şeylerin nasıl hızla geride kalabildiğine, benim yaptıklarımla ya da yapmadıklarımla ilgili ‘Z’ kuşağı bakış açısına tanıklık ediyorum.

İz bırakan, öğreten, yakınlaştıran bir macera

 

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle