GeriMehmet YAŞİN İstanbul’a bahar yakışır
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

İstanbul’a bahar yakışır

İstanbul’a bahar yakışır

Günümüzde şehirde bahar konusu açılınca hep laleler aklımıza geliyor. Oysa erguvanlar, sümbüller, sarı papatyalar ve daha bir sürü çiçek İstanbul’u yüz yıllardır renkten renge boyamakta...

“Mevsimlerden hangisi İstanbul’a daha çok yakışır” diye sorsanız, tereddüt etmeden ‘bahar’ deyiveririm. Bu yanıtın nedenleri çoktur. Boğaz’da, tüm vahşi saldırılara rağmen varlığını koruyabilmiş tepeler yeşillenir, nisan ortasından itibaren erguvan ağaçları renklerini sergiler, laleler ve sümbüllerin pembe çiçekleri açar (bu yıl erikler acele edip çiçeklerini çoktan açtı bile). Beyaz ve eflatun çiçekler açan leylaklar, bu cümbüşte artık görünmez olmuştur. Çünkü onlar daha çok köşk bahçelerinin nazlı çiçekleridir. Köşkler yerini apartmanlara terk ettiği için, artık leylaklara pek rastlanmaz.

Tüm bunların ötesinde, gençlik yıllarımda en güzel aşklarımı Yıldız ve Emirgan parklarında yaşadığım için, bu aylarda hâlâ içim kıpır kıpır olur. Bunlar benim baharı sevme nedenlerimdir. Ama Ahmet Hamdi Tanpınar’ın başka nedeni vardır.

Ünlü yazara göre, yüz yıllardan beri süren İstanbul’u fethetme rüyası, Boğaz vadilerinde erik ve badem ağaçlarının çiçek açtığı, kumru ve bülbül seslerinin duyulduğu o bahar günlerinde hakikat olmuştur. Onun için bahar İstanbul’a çok yakışır. Tanpınar şöyle der:

“Fatih İstanbul’u bir nisan sabahı muhasara etti ve bir mayıs sabahı şehre girdi. Bu demektir ki, fetih ordusu şehri kuşatırken bizim olan Boğaz vadilerinde, Çamlıca tepelerinde, Rami, Davutpaşa kırlarında erik ve badem ağaçları çiçek açmıştı. Otağtepe’de, Fatih’in çadırının etrafı, şüphesiz bir ipek halı gibi bahar çimenleri ve kır çiçekleriyle döşeliydi ve Fatih beyaz atının üstünde bir burçtan öbürüne koşarken, Haliç sularında, Marmara’da, tıpkı bizim gibi İstanbul baharının değişen renklerini görüyordu. Yine bu demektir ki, fetih ordusunun ilk top sesleri arasında kumruların aşk daveti işitiliyor, son hücum tekbirinde bülbül sesleri dem tutuyordu.”

LALEYE TAKILIP KALMAK

İstanbul’a bahar yakışır

Bahar deyince akla hemen lale gelir ama bu diğer ağaçlara ve çiçeklere haksızlık etmek olur. Örneğin erguvanlar, mor ve beyaz sümbüller, morsalkımlar, kan kırmızısı güller, sarı papatyalar, erik ve şeftali ağaçlarındaki rengârenk çiçekler de İstanbul baharını süsleyen renklerdir.

Lale, nisanın ortasında kendini gösterir. Göstermesiyle birlikte tartışmalar da başlar. Kimi lale soğanlarının gizlice Hollanda’ya götürüldüğünü öne sürer. Kimi onun ‘Osmanlı çiçeği’ olduğu konusunda ısrarcı olur. Oysa lale bir Selçuklu çiçeğidir. Osmanlı’ya Selçuklu’dan miras kalmıştır. 1730 yılından itibaren de Hollanda’dan getirilen türler yüzünden ‘Lale-i Rumi’ soğanları yitip gitmiştir. Selim İleri bu yok oluşu, ‘İstanbul, Lale ile Sümbül’ kitabında şöyle anlatmıştır: “Avrupa kökenli yeni kırmızı lale, soğanın bolluğu ve kolay üretimi ile İstanbul lalelerini tamamen unutturmuştur. Risalelerdeki tanımlamalardan ve resimlerden, yitirilen bu özgün türün bütün çeşitleri badem biçimli, çiçek yaprakları mekikvari ince uzundu. Bu nedenle de halk, Avrupa’dan getirilen laleye ‘kaba lale’ adını vermişti.”

Nisan ortasından itibaren başta Emirgan ve yıldız parkları olmakla birlikte, refüjler, göbekler, yol kenarları her renkten lalelerle bezenir, lale bayramları düzenlenir. Bu yüzden de erguvan ağaçlarının, koruları erguvan rengine boyaması göz ardı edilir. Laleye gösterilen sevgi erguvandan esirgenir. Oysa bu ağacın çiçekleri, allık gibi İstanbul’un yanaklarına renk verir, onu güzelleştirir.
Erguvan ağacı pembe renkli çiçeklerini, mayıs başından itibaren tüm cömertliği ile salıverir. Yıldız Korusu, Emirgan Korusu, Boğaziçi Üniversitesi’nin ve Amerikan Kız Koleji’nin bahçeleri, Kuruçeşme sırtlarındaki Hatice Sultan Korusu, Küçükbebek’te Arif Paşa Korusu, Anadolu yakasında Beykoz Ormanları, Paşabahçe’de Tepeüstü, Hidiv Kasrı’nın denize bakan yamaçları, Fethi Paşa Korusu, Küçüksu sırtlarındaki Sevda Tepesi, Kandilli’de Cemile Sultan Korusu... Bunlar Boğaz’ın yeşil süsleridir. Nisan ayının ikinci yarısından sonra, bu yeşilliklere bir de erguvan ağaçlarının pembesi eklenir. Bir renk cümbüşü kopar gider.

BAHARIN HABERCİSİ

İstanbul’a bahar yakışır

Ahmet Hamdi Tanpınar, ‘Beş Şehir’ adlı kitabında, “Gülden sonra bayramı yapılacak çiçek varsa o da erguvandır” der ve şunları söyler:

“O, şehirlerimizin ufkunda her bahar bir Dionysos rüyası gibi sarhoş ve renkli doğar. Dünyanın tekrar değiştiğini, tabiatın ağır uykusundan uyandığını haber vermek ister gibi zengin, cümbüşü israfıyla her tarafı donatır, bahar şarkısını söyler. İstanbul surlarının üstünde, çok eski bir sabah ezanının oracığa takılmış kırık parçasına benzeyen küçük bir caminin, Manavkadı Camii’nin yıkık duvarları arasında tek başına fırlamış bir erguvan ağacı vardır ki, bana gösterdikleri günden beri her bahar bir kerecik ziyaretine gider, bu şehrin sabahlarında toplanmış hissini veren mahmur bakışlı kandilleri seyrederdim. Harap ve bakımsız mazi yadigârları ve etrafında uyuyan ölüler arasında bu erguvan ağacı benim için ezeli ve ebedi arzunun, daima yenileşen hayat akışının bir timsalidir ve manzaraya hâkim yumuşak duruşundan bu fazlasıyla hissedilir...”

Çocukluk yaşlarımda konu komşu Ortaköy’den doluştuğumuz Boğaz vapurunda, erguvan ağaçlarını seyretmek için Sarıyer’e kadar gidip geldiğimizi hâlâ anımsarım. Özetlersek bahar İstanbul’a bir erguvan soyluluğu ve güzelliği ile gelir.

İstanbul’a bahar yakışır

Başta yazmıştım, leylaklar pek görülmüyor artık. Morsalkımları görmek için ise ara sokaklara girmek gerekir. Bu inatçı sarmaşıklar hâlâ bir asırlık ahşap evin, eski bir duvarın, unutulmuş bir çardağın bir kenarına tutunup, mor salkımlarını tam bu aylarda sallandırmaya başlarlar. Morsalkımlar nedense eski sokakların çiçekleridir. O sokakları süslemeyi severler.

Mart sonundan itibaren başlayan bahar rüzgârı, tüm İstanbul’a denizin, çiçeklerin, ağaçların, kırların kokusunu taşır, insanın aklını baştan alır. Batan güneşin ışığı, hem Haliç’te hem de Boğaz’da suyun üstüne birer mücevher gibi dökülür. Yine günbatımında, başta Üsküdar olmak üzere Anadolu yakasının tepelerindeki evlerin camlarında altına dönüşür.

Soğuk ve kara bulutlar sizi üzmesin. Bu anlattıklarımı izlemek için 15 gün daha sabredin. Çünkü İstanbul’un baharı insanı yaşama bağlar.

İSTANBULLULAR İÇİN 27 BAHAR ALTERNATİFİ


Yorumları Göster
Yorumları Gizle