« Hürriyet.com.tr

Hatay Mozaiğinin En Güzel Taşlarından Biri

Melis Alphan

Hürriyet Haber
X

Ben Hatay’ı oraya henüz daha hiç ayak basmadığım günlerde sevdim. Hatay’dan evvel insanını tanıdım. Kişilik inşasında insanın doğup büyüdüğü şehrin de rol oynadığı inancından hareketle Hatay’ın -aynen insanı gibi- hayal kırıklığına uğratmayacağını tahmin ediyordum.

Nitekim…

Hatay’a ayak bastığım ilk sefer ve her sefer, kentin beni kucakladığını hissettim. Bazı kentlerin insana nasıl davranacağı belli olmaz; her kent her geleni kucaklamaz, bir mesafede tutar. Hatay öyle değil. Oraya varır varmaz insanı içine alıyor. Hisler karşılıklı; insan da farkında olmadan bu kenti içine alıyor. Hatay, kaybolmaktan çekinmeyenler için sürprizler barındıran bir kent. Plan program yapmadan kendini sokaklarında kaybolmaya bıraktığında insanı hazineleriyle buluşturan bir kent. Tesadüfen birkaç lokal müzisyenin kendi aralarında çalıp söyledikleri bir ‘atışmanın’ ortasına da düşebilirsiniz… Uzunçarşı’da yol sorduğunuz esnafın peşine takılıp kıvrımlı dar sokakların sizi çıkardığı bir avluda da demlenebilirsiniz. Kilisesi, camisi, havrası dip dibe kentin çok kültürlü yapısı yemeklerinden insanlarına her köşesine tesir etmiş ve ortaya bir çeşni çıkarmış. Kentin farklı kültürlerden gelen insanları bir arada kavgasız gürültüsüz, dayanışma halinde yaşamakla kalmıyor; ziyaretçilere de ilham veriyorlar.

Tutkulu ve saygılı insanların kenti Hatay. Değerlerine aşkla bağlı, inandıklarını tutkuyla paylaşan, farklılıklara saygı duyan insanların kenti Hatay. Ne zaman bu kente yolum düşse, bir şekilde kendimi Kurtuluş Caddesi’ndeki Antakya Musevi Havrası’nda Harun amcayı (Harun Cemal) dinlerken buluyorum. Bu sefer Hürriyet gazetesi olarak oradayız; havrada normalde erkek cemaat üyelerinin toplu olarak ibadet ettiği salonda oturmuş Harun Amca’yı dinliyoruz. Harun Amca Antakya Musevi Havrası’nın 270 yıllık olduğunu, bu kentteki mevcudiyetlerinin takriben 25 asır öncesine dayandığını anlatırken belli belirsiz bir gururla “Biz bu topraklara, bu coğrafyaya 2500 yıl evvel gelmiş insanlarız” diyor. Biliyorum, az sonra söz toplu cemaat namazına gelecek. “Toplu cemaat namazı kılabilmek için 10 yetişkin erkeğe ihtiyacımız var” diyor Harun Amca. Bunu, günün gerçeği takip ediyor: “Evvelden cemaat üyelerimizin sayısı on binlerle anılırken, bugün itibarıyla Antakya’da yaşayan 16 Musevi kaldı. 8 erkek, 8 kadın. Ve bunların yaş ortalaması 60’ın üzerinde.” 8 erkek toplu cemaat namazı kılmak için yeterli olmadığından, her hafta İstanbul’dan iki kişi geliyor; sayıyı 10’a tamamlıyor, ancak böyle toplu ibadetlerini gerçekleştirebiliyorlar. Yani, taşıma suyla değirmeni döndürüyorlar. Haham da her hafta İstanbul’dan geliyor. Peki, geçtiğimiz yüzyılın başlarında burada yaşayan Musevilerin sayısı on binleri bulurken, nasıl oldu da bu sayı bugün sıfıra çok yaklaştı? Harun Amca anlatıyor:

“1948-49’da İsrail devletinin kurulmasıyla birinci göç oldu. Varlık vergisi ikinci göç; 1955’te 6-7 Eylül hadiseleri… 60 ihtilali, 24 Ocak’lar, 12 Mart’lar derken 1980’lere kadar azalarak dayandık. 1980’lerde gençlerimiz eğitimlerini sürdürmek için metropollere gittiler; giden de geri gelmedi. Benim çocuklarım da öyle. Oğlum bilgisayar mühendisi, İstanbul’da yaşıyor. ‘Gel’ dedim, ‘San sermaye vereceğim, dükkan vereceğim, o dükkanın içini malla dolduracağım. Yeter ki gel.’ Bana

dedi ki, ‘Baba, internet kafe mi açacağım?’ Ha gençler geliyorlar; yazlığa geliyor, bir hafta 10 gün denize giriyor, güzel yemekleri yiyor, sonra da çekip gidiyorlar.”

1960’ların ikinci yarısında 2 bin Musevi’nin yaşadığı Hatay’da 2000’lerin başında bu sayı 70’lere kadar düştü; bugün 16. İstanbul’da yaşayan Antakyalı cemaat üyelerinin sayısı 280’e dayandı. “Sizler de hakkın rahmetine kavuştuğunuzda ne olacak?” diye soruyorum… “Düşünmek bile istemiyorum” diyor; “Biz gittikten sonra çocuklar gelecek mi buraya? Hayır, gelmeyecekler.” Bir yol denemişler. İki Musevi çiftin gelip Hatay’da yaşamasını sağlamışlar; belediye de bu çiftlere iş vererek destek olmuş. Ama Suriye’de savaş kızışınca çift Hatay’ı terk etmiş. Musevi cemaati Hatay’ı Hatay yapan unsurlardan, mozaiğin taşlarından biri. Bu şekilde azalarak yok olursa, Hatay’ın renkleri solar. Dileyelim de bir mucize olsun ve cemaat buradaki varlığını sürdürsün.

 

Kaynak:

Hem renkli hem de orijinal