GeriSeyahat Ege’de eşsiz doğanın peşinde…
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi
Ege’de eşsiz doğanın peşinde…

Ege’de eşsiz doğanın peşinde…

Ege kıyıları, Türkiye için büyük şans. Huzuru, doğayı, yeşil ve mavinin farklı tonlarını size sunan cennet bir coğrafya… Ailecek Ege’de mavi yolculuğa çıktık. Rotamız Göcek’ten başladı ve Marmaris’e kadar uzadı… Girintili çıkıntılı sahiller, küçük koylar, zeytin ağaçlarıyla dolu yemyeşil tepeler, etkileyici kayalar bana zaman ve mekân kavramını unutturdu. İşte sayısız doğa harikasını koynunda barındıran Ege gezi rehberi…

Mavi yolculuk benim için tadına doyum olmayan bir tatil tarzı. Çünkü burada ne açık büfe için kuyruğa girmek var ne iskelede şezlong kapmak için koşuşturma. Her gün farklı koylarda denize girmek, mavinin ve yeşilin her tonunu görmek bu tatilin en güzel yanı. Denizi, doğayı ve huzuru sevenler için eşsiz bir deneyim. Bayram tatili dokuz güne çıkınca tatilciler cuma gününden yola koyuldular. Biz cumartesi günü yola çıktık.

Ege’de eşsiz doğanın peşinde…


Dalaman Havaalanı’na ulaştıktan sonra acentanın ayarladığı araç bizi Göcek’e götürdü. Göcek’ten teknemize bindik ve el değmemiş koylara uzanan muhteşem yolculuğumuz başladı. Mavi yolculuk genelde birkaç aileyle yapabileceğiniz bir tatil. Diğer türlü fiyat çok tuzlu oluyor. Biz aile dostlarımızla gitmeyi tercih ettik. Göcek’ten bir saat süren yolculuğumuzun ardından ‘Domuz Adası’na vardık. Bu koy Fethiye ile Göcek arasında ortada bir yerde kalıyor. Yeşilliklerin içinde muhteşem bir ada. Turkuaz suyun içinde balıklarla yüzüyorsunuz. Güneşin ve denizin tadını pürüzsüzce çıkarmak için harika bir koy. Bir gece konakladıktan sonra ertesi gün Domuz Adası’ndan çıkıp beş saat yol yaptık ve sonra Serçe Koyu’na ulaştık.

Ege’de eşsiz doğanın peşinde…

Ege’de eşsiz doğanın peşinde…


Çarşaf gibi bir deniz

Bu koy Rodos Adası’nın tam karşısına denk düşüyor. Daha sonra konaklayacağımız Dirsek Bükü’ne vardık. Suyu, denizin temizliği ve korunaklı olmasından dolayı tekneler tarafından oldukça ziyaret ediliyor. Denizinin de serin olduğu bu koy gerçek anlamda sizi dinlendiriyor. Geceleri genellikle dışarda yattık. Yıldızları seyrederek uyumak, deniz kokusunu içinize çekmek nefis bir his. Sabah uyandığınızda ise yanınızda çarşaf gibi uzanan denize girmek güne muhteşem başlamanızı sağlıyor.

Ege’de eşsiz doğanın peşinde…

Ege’de eşsiz doğanın peşinde…


Yeşilliklerin arasındaki cennet

Üçüncü günümüzde kahvaltının ardından Palmiyeli koyuna gittik. Burası saklı yeşilliklerin arasında bir cennet. Ancak güney batı rüzgârına açık olduğu için ayrılmak zorunda kaldık. Gecelemek için Bencik Koyu’na geldik. Hisarönü Körfezi’nin kalbi olarak adlandırılıyor. Zaten herhangi bir koya ulaştığınızda tekne sayısından koyun ne kadar güzel olduğunu anlayabiliyorsunuz. Dördüncü gün Selimiye’ye vardık. Kalabalıktan kaçıp sığınabileceğiniz bir cennet... Denizin bu kadar mavi, dağların bu kadar yeşil olduğu şirin bir belde. Şüphesiz mavinin bu tonlarının tutkunu oluyorsunuz. Etrafı yüksek dağlarla çevrili olduğundan güneş batarken bir dağın gölgesi diğerinin üzerine düşer ve ortaya eşsiz bir manzara çıkar. Burasıyla ilgili bir başka bilgi ise Kasım ayına kadar suyun sıcak kaldığı. Bu koyda ilk defa karaya ayak bastık. Denizden ayrılmak zor olsa da çarşısını gezmek gerek. Ulaşım sıkıntısı nedeniyle popüler tatil merkezlerinin yaşadığı dönüşümün benzerini yaşamayan, bu yüzden dokusunu korumayı başaran nadir yerlerden. Peki burada ne yenir, ne içilir? Küçük bir kasaba olduğundan belli başlı gidilecek yerler var.

Ege’de eşsiz doğanın peşinde…

Ege’de eşsiz doğanın peşinde…


Selimiye’de bir lezzet durağı: Paprika

Selimiye’ye gelip Paprika’ya gitmeyen yok; hatta sırf buraya tatlı yemek için gelen bile var. Mekâna gittiğinizde karşılaştığınız güler yüz, sizi daha ilk dakikadan ortama ısındırıyor. Tertemiz, tam bir aile işletmesi. Tatlı vitrinine gidip baktığınız zaman ise asıl manzarayla karşılaşıyorsunuz. Sahibi Zeynep Hanım size üşenmeden, her seferinde, tek tek tüm tatlıları anlatıyor. Tatlılara gelince… Dondurmalı enginar tatlısı, süt reçelli cheesecake, pişmaniyeli tiramusu, keçiboynuzlu muhallebi, haşhaşlı irmik ve daha neler neler…  Paprika’nın spesyali ise ‘çilekli limonata’. Limonatanın tadından daha çok sunumu sizi doyuruyor.

Ege’de eşsiz doğanın peşinde…

Ege’de eşsiz doğanın peşinde…


Derin mavinin içinde kaybolduğunuzu hissedin

Beşinci günümüzü Bozburun’da geçiriyoruz. Güzel gün batımlı, göl kıvamlı bir deniz arıyorsanız burası tam size göre. Bozburun’un öyle bir atmosferi var ki, biz neden burada yaşamıyoruz hissine kapılıyorsunuz. Uğradığımız her koy çok sakindi. Bizden başka demirleyen sadece birkaç tekne vardı. Az tekne olmasına rağmen kaptanımız koyların kalabalık olduğunu söyledi. Geçen senelerde koy başına tekne düşermiş. Maalesef keşfedilmemiş yerler artık çok az ama buraları korumak, dokusunu bozmamak bizim elimizde. Tatilimizin son günleri yaklaşırken her anın tadını çıkardık. Daha tatil bitmeden önümüzdeki yazın planları yapılmaya başlamıştı bile. Mükemmel iklimi, derin ve serin suları, doğanın uyanışına tanıklık etmeyi ve sabah güne doğanın kalbinde uyanmayı çok özleyecektik. Son durağımız ise Kumlubük’tü… Denizi güzel, kendi güzel, sade, sakin, kimsenin kimseyi rahatsız etmediği nefis bir koy. Son gecemiz olduğu için akşam yemeğini karada yemek istedik. “Kumlubük’te hangi mekâna gitmeli?” diye düşünmeden Hollandalı Ahmet’in yolunu tuttuk.

Ege’de eşsiz doğanın peşinde…

Ege’de eşsiz doğanın peşinde…


Kumlubük’te bir Hollandalı…

Kumlubük Yacht Club, teknenizi bağlayıp denize girebileceğiniz, gün boyu doğanın muhteşem melodisini dinleyerek yemek yiyebileceğiniz çok özel bir mekân. Uzun yıllardır hizmet veren restoran, Marmaris’in en eski ve en prestijli restoranları arasında. Ahmet Özkal, nam-ı diğer ‘Hollandalı Ahmet’ 1981 yılında tesadüfen buraya geliyor ve Marmaris’in en güzel koyuna lokanta açıyor. Ahmet Bey’in eşi Şirin Özkal’ında Yacht Club’ın bugünlere gelmesinde büyük rolü var. Şirin Özkal eşinin işine bağlılığını şöyle anlatıyor: “Sabahın kör saatlerinde hale gider, malzemeleri kendi seçerdi. Hasta olana kadar bu rutini atladığını hiç bilmem. Marmaris ahalisiyle de arası çok iyiydi. Esnafla çok yakın dosttu, en iyi malzemeler hep ona verilirdi.” Eşinin ölümünün ardından Şirin Hanım restoranı işletiyor. Fiyatları bölge ortalamasının biraz üzerinde ama restoranın mutfak ve servis kalitesi çok iyi. Hollanda, Fransa ve Belçika mutfağıyla Akdeniz mutfağının sentezleri ve Çin mutfağının damak çatlatan lezzetlerini burada bulabilirsiniz. Kalitenin her zaman aynı standartta kalmasının nedeni ise tüm sebzeler, Hollandalı Ahmet’e ait olan bir bahçede organik olarak üretiliyor. Aynı zamanda 26 yıldır aynı Türk şef Ali Arslan ve 16 yıldır Çinli şef Yon Wang’la birlikte çalışıyorlar.

Ege’de eşsiz doğanın peşinde…


Bu muhteşem doğa, dinginliğiyle bizi fiziksel ve zihinsel olarak dinlendirip pamuk gibi evimize yolladı. Her yaz gittiğim halde asla sıkılmayacağım bir tatil mavi yolculuk…

 


Yorumları Göster
Yorumları Gizle