GeriAydını Keşfet Efeler Yalnız Oynuyor
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi
Efeler Yalnız Oynuyor

Efeler Yalnız Oynuyor

Gila Benmayor

Rusya’ya bizim memleketten giden çileğin hemen hemen tümü Aydın’dan.

Türkiye’nin ihraç ettiği incirin yüzde 65’i yine Aydın’dan.

Bursa’nın o meşhur “kestane şekeri” Aydın’ın kestanesinden imal ediliyor.

Mutfağımızın şahane dolmalarının, irmiğinin olmazsa olmazı çam fıstığının en büyük tedarikçisi Aydın.

TÜRSAB Başkanı Başaran Ulusoy’un deyişiyle turizmin ilk başladığı yer Aydın’ın Kuşadası ilçesi.

Fransızların ünlü Club Med’i Kuşadası’nda Türkiye’nin ilk tatil köyünü 1960’lı yılların başında

kurmuş. Kuşadası Club Med o yıllarda efsaneydi. Kuşadası’na yanaşan kruvaziyer yolcularının olmazsa olmazı Efes’i İzmir’e bağlı olduğu için ayrı tutuyorum Aydın’ın çevresinde tam 29 tane antik kent var. Roma’nın en ünlü heykel okuluna sahip Afrodisias, Didim, Milet, Magnesia Thebai bunların arasında.

Özetle Aydın, Büyük Menderes’in suladığı topraklarının bereketiyle, turizm birikimiyle, tarih ve kültür mirası nedeniyle ayrıcalıklı bir konumda. Ama gelin görün ki Aydın mutsuz.

Hürriyet’in Aydın’ı Keşfet programının ikinci gününde Mursallı Saklı Bahçe’deki kahvaltı sofrasında yanımda Aydın Sanayi Odası Başkanı Ercan Çerçioğlu, karşımda ise Aydın Ticaret Borsası Başkanı Adnan Bosnalı oturuyor.

Sohbet önce Aydın’ın incir ve zeytinlerinden açılıyor.

Aydın’da, Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu’nun verilerine göre 6,5 milyon incir ile 24 milyon zeytin ağacı var.

Bosnalı’nın hesabına göre, incir zeytinden tam dört kat daha değerli. Değerli olmasına değerli ama 2 günlük Aydın ziyaretinde hep şunu duyduk: Bölgedeki jeotermal enerji santrallerinin çevreye saldığı buhar ve sular, doğanın bu benzersiz nimetine “incir”e büyük zarar veriyor, rekolte o yüzden sürekli düşüyor.

Dünyada bu kadar tanınmış, Türkiye’nin bu prestijli bir gelir kapısını küstürmek niye? Bosnalı’ya dönersek, Aydın’daki pamuk çiftçisinin karşılığını alamadığı için pamuktan uzaklaştığını başka ürünlere yöneldiğini söylüyor. Oysa pamuk ekimi bu topraklarda ta 18.yüzyıl sonlarına doğru başlamış. Bağımsızlığını kazanan ABD’nin pamuğunu İngilizlere vermeyi reddetmesi üzerine Mısır’a yönelen İngiliz tekstil tüccarlarının bir bölümü de Aydın, Söke’de pamuk işine girişmiş. Yine İngiliz iş insanının girişimiyle Menderes Vadisi’nde inşa edilen Aydın-İzmir demiryolunu aynı dönemde hizmete açılmış. Yani Aydın’ın ekonomik gelişmesi 18.yüzyıl sonlarına dayanıyor.

Bugüne dönersek Bosnalı, pamuk üretimiyle ilgili “Söke’de üretilen pamuk uzun lifli olduğu çok kıymetlidir. Ancak pamuk eken çiftçi fazlasıyla borçlandığı için mısır, buğday, yonca gibi ürünlere yöneldi” diyor. “Mısır’da primin düşecek olması bir ümit. Çiftçi tekrar pamuğa dönebilir” diye ekliyor.

Ercan Çerçioğlu, Aydın’ı karşı karşıya kaldığı “haksız” olarak tanımladığı duruma değiniyor.

“Manisa 3. Bölgede olduğu için daha fazla teşvik alıyor. Aydın 2. Bölgede teşvik oranı daha düşük. Oysa biz 730 milyon dolarlık ihracat, 250 milyon dolarlık ithalat yapıyoruz. Cari açığı kapatan bir şehiriz ama haksızlıklarla karşı karşıyayız” diye konuşuyor. “Hatta cezalandırılıyoruz. Efeler yalnız oynuyor” diye ekliyor.

Bosnalı da aynı görüşü paylaşıyor. “Aydın büyükşehir statüsüne sahip olup havaalanı olmayan tek büyükşehir” diyor. Yıllardır Çıldır askeri havaalanının sivil havacılığa açılmasını beklediklerini söylüyor. Tam 29 antik şehrin olduğu Aydın’ın çevresinde doğru dürüst bir otoyol olmadığını belirterek “Türkiye’nin dört tarafı otoyol. Aydın’dan Denizli ve Antalya’ya otoyol yok. Turizme bunca yatırım yapıyoruz ama otoyolumuz yok” diyor.

Aydın yüzde 50 oranında tarım, yüzde 35 oranında turizm ve yüzde 15 oranında sanayinin olduğu bir şehir. Ancak en büyük orana sahip olan tarım son 10 yılda “çökme” trendine girmiş. İncir, zeytin gibi ürünler jeotermal enerjinin tehdidi altında, pamuk çiftçisi ise hangi yöne gideceğini bilmiyor.

Turizmin durumunu biliyoruz.

Efeleri yalnız bırakmayalım.

 

Kuşadası’na ilk uluslararası markayı getiren kadın yatırımcı: Naile Göçen Çukurova

Kuşadası 2000’li yıllarda dibi gördükten nitelikli tesisleriyle yeniden toparlanma sürecine girdiğini turizmciler söylüyor. Ne ki bu toparlanma süreci krize denk gelmiş. Kuşadası’nda gelen gemiler büyük oranda azalmış, kültür turizmi artık yok gibi.

Rehberimiz eskiden yılın 200 günü çalıştığını, şimdi ise ancak 20 gün iş bulduğunu söylüyor.

Kuşadası’nın en yeni tesislerinden biri Hilton Double Tree 2013 yılında hizmete girmiş.

Uluslararası bir markayı ilk kez Kuşadası’na getiren yatırımcı Naile Göçen Çukurova. İstanbul Teknik Üniversite’nin ardından Dortmund’da mimarlık eğitimini tamamlamış olan Naile Göçen mimarlığının yanı sıra 30 yıllık turizmci. Aile şirketi Göçtur aynı zamanda 25 yıllık Pine Bay Tatil Köyü’nün sahibi.

“Aydın’ı Keşfet” toplantısında ayaküstü sohbet ettiğimiz Naile Göçen, Hilton Double Tree’nin hemen yanı başındaki tarihi Tabakhane’nin taş binalarını restore edip minik müzesi, sanat galerisi, lokantaları, barlarıyla çok güzel bir yaşam alanına dönüştürmüş.

Naile Göçen “2004 yılında ihaleye çıktığında burası evsizlerin barındığı bir yerdi. Türk dericilik tarihinde önemli bir yeri olan Tabakhane’yi 49 yıllığına kiralayarak aslına göre restore ettik. Eski ile yeniyi bir araya getirdik” diyor. Naile Göçen Çukurova, Hilton Double Tree ve Tabakhane’ye 25 milyon dolar yatırmış.