GeriBahar GÜNDOĞDU Bursa'nın yeraltı güzeli: Ayvaini Mağarası
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Bursa'nın yeraltı güzeli: Ayvaini Mağarası

Bursa'nın yeraltı güzeli: Ayvaini Mağarası

Mağaralar her zaman hep ilgimi çekmiştir. Türkiye’de de birçok mağarayı keşfe çıkmıştım. Yalnız bu seferki biraz farklı… Olağanüstü sarkıt ve dikitlerle kaplı, duvar damlataşları, sulu damlataş havuzları ve gölcükleri, el değmemiş yapısıyla gerçek bir doğa harikası Ayvaini Mağarası… Üstelik mağara yer altında 5,5 km gidiyor. Bunu kaçıramazdım, çok ilginç şeyler yaşadım. Hadi başlayalım…

Harika güneşli bir cumartesi günü Mecidiyeköy'den bizi alan servisle başlıyor maceramız. Öğlen saatleri olması sebebiyle İstanbul'dan çıkmak bir hayli sıkıntılı oluyor. Kamp yapacağımız yer tamamen doğayla baş başa. Bursa’da Ayvaini Köyünün yukarısında Ayvaini Mağarası’na çok yakın bir yerde kamp yapacağız. Bu sebepten alış verişinizi Bursa'dan yapmanız gerekiyor.

Bursanın yeraltı güzeli: Ayvaini Mağarası


Yolculuğumuz tam altı saat sürdü. Tüm gün yolda geçti. Gelir gelmez hemen çadırlarımızı kuruyoruz. Ortaya ateş için yer hazırlanıyor ve akşam yemeği için hummalı bir çalışma başlıyor. Yemeklerimizi ortak hazırlıyoruz. Birileri derede kap kacak ve sebze yıkamaya gidelim deyince peşlerine takılıyorum. Mağaranın girişi de oradaymış. Mağarayı ilk görüşüm, beni çok ürkütüyor. Ben düzayak gireceğiz sanıyordum ama bir iple beşinci kattan aşağı bir kara deliğe inmemiz gerekiyormuş. Hiç hoşlanmadım. Tüm gece nasıl ineceğimizi düşünüp duruyorum. Ertesi gün vazgeçebileceğimden bahsediyorum. Kamp alanımızda pişen tarhana çorbamız, salatamız ve bizi misafir eden Bursalı grup ‘Bakut'un bize ikramı kavurma ve pilavı var. Bize bunlar yeter mi? Yeme turumuz gece üçlere kadar ızgara köfte, böbrek ve sucukla devam ediyor. Sabah erkenden ayaktayız yine ama bu sefer saat altı değil dokuz.
Ateş yanmış menemen pişiyor. Kahvaltı sonrası wetsuitlerimizi giymek için çadırlara yöneliyoruz. Kırk yıl düşünsem dalış elbisemi bir dağ başında, ormanda kuru kuru giyeceğim aklıma gelmezdi.

Bursanın yeraltı güzeli: Ayvaini Mağarası


Giymesi dert, çıkarması dert…

Dalış elbiseleri genelde ıslak giyilince daha kolay oluyor. Bir kısmını çadırda giymeyi başarsam da geri kalanını giymek için dışarı çıkmalıyım. Ben yine iyiyim. Ekip arkadaşım Hülya'nın elbisesi kendine ait değil ve birkaç beden küçük sanırım. Kendi bedenimizde olsa dahi çok zor giyilen bu elbiseye Hülya nasıl sığacak? Çadırdaki içler acısı durumuna gülmemek elde değil. "Çık dışarı, bu bir spor, kimse sana bakmaz, işin doğasında bu var" desem de çadırdan çıkartamıyorum. Sonra olaya oba başımız Meral hanım ve Meryem dahil oluyor. Hayatımda görmediğim bir sabır ve uğraşmayla Hülya'yı elbiseye sokmaya çalışıyorlar. Uzaktan gelin ve nedimeleri gibiler. Sanırım bir gülme krizine girdim. Böyle bir eğlence yok. Hiçbir şey fayda etmeyince bir başka ekip üyesi Meral Hanım basıyor bulaşık deterjanını. Başka çare yok. En sonunda giyinmeyi başarmış, çadırları toplamış, araca yerleştirmiş zavallı bizler mağaranın yolunu tutuyoruz.

Bursanın yeraltı güzeli: Ayvaini Mağarası


Bursanın yeraltı güzeli: Ayvaini Mağarası


İlk hedefimiz Ayvaini! İleri…

Bir bilinmeze gidiyoruz. Ekibin çoğu yok. Mağara kelimesini duyan gelmemiş. Mağaranın başında 40 kişiye yakınız. İlk önce Ender Hocam atlıyor. Aşağıda bir emniyetçi de yok. Emniyeti o alacak. Sol karşı duvara bir istasyon çakılmış. İp oraya bağlı… Oradan ipe girdiğiniz de öyle bir sallanıyorsunuz ki, boşluğa atlıyorsunuz yani. Aşağısı kapkaranlık ve çok yüksekteyiz. Çok endişeliyim. Gülüp duruyorum ama her an kaçasım var. Bizim gruptan ilk önce kadınları indiriyorlar. Bir tek ben kaldım. En sonunda beni zorla da olsa ipe girmeye ikna ediyorlar. Bir uçurumun başında karanlık bir çukura atlamak üzere bir ipin ucundayım. Arkam dönük olsa ve görmesem yapacağım. Daha önce yükseklik korkumu yendim. Artık bunları düşünmüyorum ama burası öyle değil. Çoğu insan vazgeçeceğimi düşünmüş. Buna ben de dahilim. Son dakikalarımı çeken arkadaşlarım olmuş. Ben bir şeyin farkında değilim. Daha sonra izlediğim videolardan kendime inanamadım. Bir süre beklemeden sonra buraya kadar gelip de vazgeçmeyi kaldıramayacağımı düşünüp salıyorum kendimi. Atlıyorum. Beni tuttukları için pek sallanmadım.

Bursanın yeraltı güzeli: Ayvaini Mağarası

Bursanın yeraltı güzeli: Ayvaini Mağarası



Herkes beni alkışlıyor. “Kolay oldu aslında” diye de bir cümle çıkınca herkes basıyor kahkahayı. Nasıl indim naptım bilmiyorum. Aşağı da diğer arkadaşları beklerken su falan içiyorum. Kendime gelmeye çalışıyorum. Orada ne yaptığımı ve neden yaptığımı, kendimle ne zorumun olduğunu düşünüyorum. Aşağıdaki karanlıktan yukarıdaki ışığa bakıyorum. Aşağısı soğuk. Ayaklarımızda botlar var ama ıslağız. Beklemek bu sporun özeti gibi... Pek sesim çıkmıyor. Her zaman gülen eğlenen ben pek iyi değilim. Klostrofobik durumumdan kapalı ve karanlık yerlerde pek duramıyorum. Ayvaini mağarasıysa 5,5 km’lik bir yeraltı nehri adeta. İki girişi var. Biri Bursa'nın Mustafa Kemalpaşa'ya bağlı Kazanpınar ve Doğanalan Köyleri arasındaymış. Bir yerde yer altından çıkıp bir çay gibi aktıktan sonra Ayva köyünün yukarılarından bir şelale gibi bu mağaraya dökülüyor. Hidrolojik olarak etkin durumda olan mağaranın Ayva Köyü'ndeki ağzından yeraltı suları çıkıyormuş. Uzunluğu 5,5 kilometreyi bulan mağaranın içinde yer yer 3-4 metreye ulaşan 60 adet gölcük yer alıyormuş. Düşünsenize çoğu boyu geçiyor ve biz onları yüzerek geçeceğiz. Hiç yeraltı sularında, göllerinde, nehirlerinde yüzdünüz mü?

Fazla düşünmeye gerek yok artık. Hep mağara sevmez misin, gittiğin her yerde sualtında bile tüm kovuklara girmez misin? Kaç insan yaptı bunu? Herkes de indiğine göre yürüyüşümüz başlıyor. Kafamızda ki fenerlerden her yer aydınlık. Karanlık değil. Yerler de taşlar var. Dikkatli yürümek lazım derken sol ayağım bir kayıyor sağa tutunayım derken sağ ayak da kayıyor. Bu sol sağ sol derken artık bozulan dengeme yapacak bir şey yok. Suların içinde iki dizimin üstüne öyle bir düşüyorum ki acısı aklıma geldikçe hala ürperiyorum. Kalkıp yürümeye devam ettim ama öyle bir acı yok. Tuhaf olan kimseye bir şey söylemiyor olmam. Soğuk sular biraz iyi geliyor. Acı her adımda azalıyor derken önümdeki çocuk su taş derken tak diye sol dizimi suyun içinde bir kayaya geçiriyorum. Ağlasam ağlayacağım. Tamam anladım ne demek istediğini diyorum. Grup öyle hızlı gidiyor ki. İlk başladığımız da ben de koşmuştum onlarla ama sonra nereye koşuyorum ki dedim. Başladım etrafıma bakmaya, o muhteşem sarkıtlara dokunmaya, gördüğüm kayalara sarılıp öpüp konuşmaya. Öyle muhteşem sarkıtlar var ki… Mezozoik dönemden gelmiş düşünsenize. Bakmadan dokunmadan geçilir mi? Bu tür insanların az uğradığı yerlerde negatif iyon denilen bir enerji var. Bu negatif iyon bizi iyileştiren, doping etkisi yapan bir enerji. Tüm bu enerjileri almaya çalışıyorum. Çıplak elle dokunuyorum her geçtiğimiz yerdeki sarkıt farklı ve değişik. Bir yerde altın gibi işlemeli bir duvar gördük mesela. Ortam karanlık ve bizim makinalarımız yetersiz olduğu için çok güzel fotoğraflarımız yok mağarada. Bende su geçirmez bile olsa telefonu yanıma almıyorum. Cebim yok. Elimde taşımak ve uğraşmak istemiyorum. Fotoğraf peşinde değilim. Doğa en büyük şifa kaynağı değil mi? Dokundum bol bol. Şifa diledim. Dua ettim. Anın tadını çıkarma derdindeyim. Öyle bir su var ki... Mavi ve cam gibi. Öndekiler yürürken bulanan su 30 saniye hareket etmezseniz anında berraklaşıyor.

Bursanın yeraltı güzeli: Ayvaini Mağarası



Çok derin sularda bile dibini görebiliyorsunuz. Çok fazla yarasa var. Hep ellerimizle tutuna tutuna indiğimiz için çoğu yerde yarasa gübrelerine bulanıyorum. Bir yarasa pisliğine bulaşmamıştım o da oluyor çok şükür. Hatta bir yerde kaynak varmış. Oradan su içeriz demişti Yüksel hocam ama oraya bile bu pislik karışmış. Su falan içilemez buradan. Kayalar pütürlü. Elbiselerimiz parçalanmasın diye dikkatli iniyoruz. Dalış elbiselerimizin üstüne bir de şort giydik bu sebepten. Biri kontrol etmeden sulara atlamıyoruz. Su da sivri bir taş olabilir. Çoğu yerde su boyumuzu geçiyor. Üstümüzde bir de can yeleği olduğu için yüzüyorum. Ters düz su balesi yapıyorum. Nasılsa batmıyorum. Çoğu yerde eğilerek geçmemiz gerekiyor. Ön grup koptu gitti. Normalde herkes bir arkasındakinden sorumlu. Derslerde böyle ama pratikte pek işe yaramıyor. Biz eğlene eğlene gidiyoruz. 4 saat gibi bir sürede mağarayı geçmeyi planlıyoruz. Saat daha öğlen bile değil. Mola yerinde diğer arkadaşları yakalıyoruz.

Bursanın yeraltı güzeli: Ayvaini Mağarası


Yüksekçe bir yerden aşağıda ki suya atlıyorlar. Bakıyorum öyle ama atlayamıyorum. Çok emniyetli gelmiyor. Genelde kimse atlamasa ben atlarım böyle yerlerden ama bugün günümde değilim. Burada mutlak karanlık dedikleri şey için bir dakikalığına tüm ışıkları söndürüyoruz ama gproların kırmızı ışıkları bile etrafı aydınlatmaya yetiyor. Öyle bir karanlıkta yerin yedi kat dibinde bir mağarada yer altı nehrindeyiz. Şaka gibi. Bir ara Hülya'yı görüyorum. Nasıl beceriyorsa wetsuit ve can yeleğine rağmen o sulara gömülüyor, Ersan ensesinden tutup çıkartıyor. Bulaşık deterjanı kokuyor. İlk girdiğinde köpürdüğünden bahsediyor.  Komedi filmi halt etmiş. Sonlara doğru bir yerde mola veriyoruz. Kocaman bir açıklık, oldukça yüksek bir duvar ve tam tepesinden gökyüzü ve ağaçlar gözüküyor. Biz yine dünyayla bağlarımızı koparmış, İstiklal caddesinde yürümektense yerin kırk kat altında yeraltı sularında yüzmüşüz. Manyak mıyız biz diyorum. Sıradışıyız diyorlar. Evet sıradışıyız ve iyi ki öyleyiz. Rutin kadar beni sıkan bir şey yok. Biri bana gel cafeye gidelim oturalım deyince öyle bir vakit kaybı geliyor ki bana anlatamam. Son durağımızda su kaynatıp sıcak çikolata içiyoruz. Al sana cafe işte. Atıştırmalıklarımızı yiyoruz. Dinleniyoruz ve ben yine patates oluyorum. Dinlenmeden direkt geçmem lazım. Dizlerimi vurduğum için sol bacağım bükülmüyor. Vücut soğudu, kaskatı kesildim.


Ön grup yine alıp başını gitti. Bizse son çıkıştaki Pamukkale Travertenlerini anımsatan havuzlarda, buz gibi sulara atlayıp yüzüp şarkılar söylüyoruz. Fotoğraflar çekiyoruz. Eğleniyoruz. Ben mağara düz bir yola çıkıyor sanırken yne yanılmışım. Böyle yerler için yeterli bilgi yok. Böyle bir yazı yok. Yine uçurumlara çıktık. Mağarada çok iyi iş çıkaran botlarım toprakta kayıyor. Dizim bükülmüyor. Üstüm bu işleri yapmak için çok fazla kalabalık. Can yeleğim hareketlerimi kısıtlıyor. Arkadaşlarımın yardımıyla iniyorum ama çelik ip çekili olmasa o yoldan inmesi çok zor olurdu. Köye bir girişimiz var. Zafer kazandık yine. Hele ben. Aşağı inerken yaşadıklarımla rekor bende. Yüksel hocam bir ara "eyvah inemeyecek, vazgeçti" demiş. "Ama seni bırakmazdım buraya kadar geldikten sonra. Ben indirirdim" dedi. Öyle bir yerden indik işte. Köy kahvesinin önünden sırılsıklam saçlar ve kıyafetlerle geçip muhtarlığın bizim için tahsis ettiği oda da üstümüzü değiştiriyoruz. Güneşte saçlarımızı kurutuyoruz.

Çok değişik bir ruh hali içindeyim. Heyecanlıyım hala. Hayatımı ve verdiğim kararları çok fazla sorguladığım bir gün geçirdim. Köy kahvesini işleten Mehmet abimin mutfağını ele geçirip çayları doldururken ellerim titriyor hala. Aklımda hala "Bahar sen ne yaptın, neden yaptın, neden ya neden?" cümleleri hiç bitmiyor. Köyden bakınca çıktığımız yere hiçbir şey anlaşılmıyor. O dağın içinde 5,5 km’lik bir yeraltı nehri ve mağarası olduğunu kimse anlayamaz. Gizlemiş doğa kendini. İnternetin çok zayıf olduğu bir köy. Yeşil erikleriyle ünlüymüş. Eriklerimizi de alıp yola koyulma zamanı. Güzel bir yemek hayali kuruyorum. Köfteci Yusuf planımız varken şooförümüzün tavsiyesi olan başka bir köfteciye giden grubu bırakıp üç kişi Orhangazi de yürüyerek Köfteci Yusuf'a ulaşmaya çalışıyoruz. O kadar efordan sonra da pek kolay yürünmüyor. Yolun karşısına geçelim de otostop yapalım diyoruz.

Önce kimse durmuyor. Yol bomboş yürürken bir ara arkamı dönünce yanımızdan hızlıca geçen bir kamyon görüp kaldırıyorum parmağı. Adam öyle bir fren yapıyor ki 500 metre ötede durabiliyor. Oğuz'u şoförün yanına oturtayım, Hülya'yı emniyete alayım derken en sona ben kalıyorum ve o şoför ben binemeden hareket ediyor. Son kalan tırnağımda kamyonda kırılıyor, sürükleniyorum çünkü. Nedir bu bizim çektiğimiz? Çilemiz hiç bitmiyor ama çok eğlendiğimiz kesin. Köfteci Yusuf'un pirzolalarına ve ekmek kadayıfına gömüyoruz kendimizi. Neyse ki servis bizi almaya geliyor ve geri kalan yolda uslu birer çocuk olarak, maceralarımızı anlatırken güle oynaya sorunsuz evimize ulaşıyoruz. 

Fotoğraflar: Bahar GÜNDOĞDU / Daha detaylı bilgiler için www.nerdesinbahar.com linkine tıklayınız.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle