GeriSeyahat Bir doğa harikası: Saklıkent Kanyonu
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi
Bir doğa harikası: Saklıkent Kanyonu

Bir doğa harikası: Saklıkent Kanyonu

Görenleri şaşırtacak güzelliğe sahip olan bu kanyon kelimenin tam anlamıyla saklı bir cennet. Muğla Antalya sınırları içinde yer alan Saklıkent Kanyonu ziyaretçilerini kendine hayran bırakıyor. İşte size Saklıkent...

Saklıkent Kanyonu, Antalya merkezine 190 km., Fethiye’ye ise 45 km. uzaklıkta. Saklıkent’e, Fethiye-Antalya karayolu istikametinde gidiyorsanız eğer, Seydikemer’den sağa dönerek yaklaşık 21 kilometre yolculuğun ardından ulaşabiliyorsunuz. Biz de bu yoldan gidiyoruz.

Yıllar önce iki küçük çocuğumuzla birlikte gittiğimiz için içlerine doğru yürüme şansımız olmadığından dolayı sadece giriş kısmını görebildiğim Saklıkent kanyonunu merak ediyorum ve Sansarak kanyonundan sonra bir kanyon yürüyüşü heyecanını daha yaşamak için sabırsızlanıyorum. Giriş ücretli, yetişkinler için 6 TL., öğrencilere 3 TL. olarak belirlenmiş (2017).  Kanyonda yürümek isteyenler için altı sert ve kaymaz sağlam ayakkabı şart. Girişte ve kanyon ağzında yer alan kafede altı kaymaz plastik ayakkabılar kiralanabiliyor. Aynı zamanda kaya parçacıklarının düşme tehlikesine karşı baret de kiralamak mümkün. Kanyon sularında giysilerinizin ıslanma ihtimali yüksek olduğundan, şort ve sade bir tişört giymek yapılabilecek en iyi tercih…

Bir doğa harikası: Saklıkent Kanyonu

Kaynaklara göre Saklıkent Kanyonu’nun uzunluğu 18 kilometre, yüksekliği 150-600 metre arasında değişiyor. Genişliği yer yer 2 metreye kadar düşen kanyonun, en çok 90 metreye kadar ulaştığı belirtiliyor. Dördüncü jeolojik zamanda meydana gelen depremlerin kanyonun oluşumunda etken olmasının yanı sıra bölgenin kayaç yapısının karstik kökenli olması ve akarsuyun da aşındırması, diğer etkenler olarak gösteriliyor. Kanyon önceleri Karaçay olarak bilinirken, 1990 yılında Ekrem Uçar isimli bir çoban tarafından keşfedilmiş ve  sonrasında TRT’nin katkılarıyla bu doğa harikası kanyon bölge turizmine kazandırılmış. Kanyon ağzına taşkın akan suyun üzerine sol tarafta kalan vadi yamacına monte edilen yaklaşık 200 metre uzunluğunda demir profil destekli ahşap köprü üzerinden yürüyerek ulaşıyoruz. Köprüden geçiş sırasında nehrin coşkusu ve yüksek kayaların ihtişamıyla ortaya çıkan muhteşem görüntü, oldukça heyecanlandırıyor. İki yamaç arasında dalgalanan dev Türk bayrağı da bir kat daha artırıyor heyecanımızı. 

Bir doğa harikası: Saklıkent Kanyonu

Kanyonun giriş kısmı oldukça geniş bir alan. İri kayalar arasından çok güçlü ve coşkun akan kaynak suları büyüleyici görünümüyle fotoğraf karelerinin vazgeçilmezi olmuş. Özellikle bu bölümde, ziyaretçilerin, kah suların içindeki iri kayaların üzerine çıkarak kah küçük çapta şelaleler oluşturan kaynak sularının çıktığı noktalarda diz üstüne varan sulara ayaklarını sokarak fotoğraflar çekip anı ölümsüzleştirme çabaları görülmeye değer!

Bir doğa harikası: Saklıkent Kanyonu

Bu defa karşı tarafa geçip kanyon içinde yürümek istiyoruz. Suya düşmeyi önlemek ve  karşıdan karşıya geçişi kolaylaştırmak için gerilmiş olan halat yardımıyla geçişi sağlayabiliyoruz. Halat boyunca yürüdüğümüz alandaki su oldukça soğuk. Tam da “Buz gibi!” dedikleri kadar. Bu kadar soğuk suda uzun süre kalmak imkansız. Ayaklarımız buz kesiyor adeta. Beş on dakika içinde fotoğraf çekimlerini tamamlar tamamlamaz sudan çıkmak zorunda kalıyoruz. Bu arada yaklaşık iki kilometrelik bölümün ilerlenebilir olduğunu belirtiyor yörenin rehberlik yapan gençleri... Daha ileriye gitmek, profesyonellerin yapabileceği bir iş. Hem donanım gerektiriyor hem de tecrübe. Biz de küçük bir şelalenin yer aldığı bölüme kadar yürümek üzere kanyon içinde ilerlemeye başlıyoruz. İçlere doğru ilerledikçe su seviyesinin mevsim itibariyle bir hayli azalmış olduğunu görüyoruz. Yaklaşık 500 metrelik ilk  bölümde kanyon çok daralmıyor. Sular daha yaygın ve kanyon ağzındaki gibi soğuk değil. Yer yer kilden oluşan küçük göletlere rastlıyoruz ve tabi ki güzelleşmek isteyen çamurdan insanlar.  Çamurdan elbiseler giymişçesine hoş görüntüler oluşturuyorlar...

Bir doğa harikası: Saklıkent Kanyonu


Yaklaşık 500 metrelik bölümünü aştıktan sonra kanyonun gittikçe daraldığını görüyoruz. Kanyonun bu bölümü heyecanımızın zirve yapığı, müthiş bir korku ve hayranlıkla yürüdüğümüz bölüm. Sanki gizemli bir dünya ile karşı karşıyayız. Asırlardır kanyon içinde azgın akan suların şekillendirdiği mermer görünümlü kayalar, muazzam bir doğa harikası görüntüler sunuyor ziyaretçilerine... Zaman zaman neredeyse gün ışığının girmediği dar geçitlerden yürüyoruz.  Akıntıların yarattığı çukurlarda belimize kadar su birikintilerine gömülüyor, bazen kayalara tırmanıyor ya da kayaların altından geçerken ürpererek ilerliyoruz. Yine de şanslıyız, zira mevsim itibariyle kanyon suyunun en az aktığı bir dönemde olduğumuzdan çoğu yerde sular ayak bileklerimizi geçmeyecek derinlikte. Ancak öyle geçişlere rastlıyoruz ki, kayıp düşme tehlikesinin yanı sıra yardımlaşmadan geçmek bir hayli güç. Bu noktalarda herkes birbirine yardım etmekte adeta yarışıyorlar desem yanlış olmaz. Doğa severlerin en büyük özeliklerinden biri de bu işte. Yardımlaşma duygusu…İçlere doğru gidenler, dönenler birbirleriyle sürekli diyalog oluşturuyor; “Şelaleye çok var mı?”, “Dikkat edin şurası çok kötü!...” Arada bir küçük çaplı kaza atlatanlara rastlıyoruz. Özellikle ayakkabı konusunda tedbirsiz yola çıkanlar her şeye rağmen böyle bir macerayı yarıda bırakmanın üzüntüsüyle söylenerek geri dönmek zorunda kalıyorlar. 

Bir doğa harikası: Saklıkent Kanyonu

Nihayet küçük şelaleye, yani bizim gidebileceğimiz en son noktaya ulaşıyoruz. Bazı gençler şelalenin yanındaki halata tutunarak yukarı çıkabiliyor. Yukarıda kilden küçük bir gölet olduğunu öğreniyoruz. Daha fazla ilerlemenin bizim için mümkün olmadığını öğrenince de aynı heyecanı yeniden yaşayarak dönüşe başlıyoruz.  Kanyon çıkışı yine kalabalık... İnsanlar iri çakıl taşları arasında fotoğraf çekerek, selfi yaparak Saklıkent kanyonunun keyfini çıkarıyorlar. Yine harika bir görüntü kesintisiz devam ediyor...

Bir doğa harikası: Saklıkent Kanyonu

E bizim için de bu yorgunluğu atacak  demli bir çay içme zamanı diyerek demleme çay yapan büfeye yaklaşıyorum... Eşimle birlikte demleme çayı yudumlarken aldığımız lezzet; bir taraftan Saklıkent kanyonunda çakıl taşları arasında billur gibi akan suları seyretmenin, diğer taraftan ise memleketimin saklı cennetlerinden birini yeniden keşfetmiş olmanın hazzıyla birleşmiş  olsa gerek ki;

Bazen bir yudum huzur,
Bazen bir an soluk almaktır,
Yorgunluğa derman olmaktır.
Çay içmek.
Her nerede olursan ol,
Anadolu’ yu yaşamaktır çay içmek…

dizeleri dökülüyor dudaklarımdan…

Fotoğraflar: Erdoğan Gümüş


Yorumları Göster
Yorumları Gizle