İzmiri Keşfet Başka bir İzmir yaşadım
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Başka bir İzmir yaşadım

Ayhan Sicimoğlu

Hürriyet gazetemizin yazarları ve çalışanları için düzenlediği “Kent Buluşmaları” gezilerinin bir çoğuna maalesef katılamadım. Kıbrıs ve İzmir’e (kısmen) katıldım. KKTC’de hasbelkader, 1974 harekâtı gazilerinin anaları ve mağdurları ile tanıştım, acılarını yüreğimde hissettim. Bir “çevre ve şehircilik faciası kurbanı” haline gelmiş Ada’ya üzülürken, “Salamis Antik Kenti” beni çok etkiledi. İzmir’de ise mükemmel bir  organizasyon sayesinde göremediklerimi de gördüm.

İzmir Agorası: Şimdilerdeki modern AVM’lerden bahsetmiyorum, M.Ö. 4’üncü yüzyıl AVM’si ve çok daha fazlası; şehir ana meydanı, toplantı merkezi, idari binaların merkezi, bilge hatiplerin konuşma yaptıkları meydan, politik mevzuların konuşulduğu mekan, dükkanlar, lokantalar, vesaire...

Kazıları, İzmir Büyükşehir Belediyesi üstlenmiş. “Agora ve Çevresi Koruma, Geliştirme ve Yaşatma Projesi”, müthiş bir proje. Başkan Aziz Kocaoğlu anlattı. Tamamlanınca bir mucize gerçekleşecek. Antik kenti bizzat Kazı Başkanı Yrd. Doç. Dr. Akın Ersoy gezdirdi. Roma devrinde en parlak devrini yaşayan antik şehirde beni etkileyen ise “grafiti” yani halkın karaladığı duvar çizimleri oldu.

Smyrna Agora Bazilikası’ndaki grafiti, bodrum katı duvar ve kemer ayaklarındaki sıvalar üzerine yapılmış. Meşe kökü kömürü karışımı bir mürekkeple çizilmiş bu duvar sanatının, günümüze kadar kaybolmadan, silinmeden gelmiş olması mucize. Bu grafiti, özellikle Roma dönemindeki Smyrna halkının günlük yaşam ve sosyal hayatları konusunda çok önemli bilgiler vermekte. Grafiti uygulamalarında, aşk oyunlarından gladyatör mücadelelerine, yelkenli resimlerine, sevgili adlarından kuşlara, gemilere, bilmecelere değin çok farklı konulara yer verilmiş. Smyrna Agora Bazilikası’nın bodrum katındaki duvarlarına kömürle çizilmiş grafiti, çok enteresan ve muhakkak görülesi. Bu grafiti, halkın günlük yaşamını ve zamanın popüler kültürünü, resimli roman hafifliğinde anlatıyor. Bu buluntular sanırım arkeoloji dünyasında ender rastlanan güzellikte ve günümüze

kadar gayet iyi korunanlardan.

Antik şehir bununla da kalmıyor, binlerce yıllık çeşmesi hâlâ akıyor. Yrd. Doç.Dr. Ersoy, “Modern şehrin altından geliyor, pek tavsiye etmem içmenizi” dedi. Tam bu kültür gezisi biter bitmez, hemen yolun karşısında ikincisini yaşadık. Eski dar bir kapıdan girer girmez, başka bir dünyaya taşınıyoruz; “Bikur Holim Sinagogu”na… Tasarımı, dekoru ve oturma düzeniyle çok değişik bir ibadet evi. Sinagog, 1724 yılında hastane yanına inşa edilmiş. Zamanın kolera ve veba salgınlarında aynı zamanda ilave hastane olarak da kullanıldığı için sinagoga “hasta ziyareti” anlamına gelen “Bikur Holim” denmiş. Oturma yerlerinin minderli sedir tarzı olması ve Anadolu evlerinin “misafir odası” şeklinde tasarlanmış olması bana, ibadet mekanlarının o ürpertici havasından uzak, sıcak ve samimi geldi.

Tarihi Kemeraltı Çarşısı’na rahat ayakkabıyla gidilmeli. Beş kilometre genişliğindeki çarşı, 15 bin dükkan barındırıyormuş. Binbir renk, koku ve tatlar arasında kalabalığın akıntısına kapılmış yürüyoruz. Tarihi hanlarda bir fincan kahve molası, tek bir atım “helal olsun, afiyet bal olsun” badem şekeri molaları veriyoruz. Abacıoğlu Hanı çok neşeli, “Palombo” balık yumurtası dükkanı sahibi Rafael Palombo, iki kangal balık yumurtası hediye ediyor. Çok iyi kalite olduğu ışığa tutunca belli olan sarı mumla kaplı balık yumurtaları, Adana Seyhan Nehri ağzında özel olarak imal ediliyormuş. İstanbul’a dönüşte “spaghetti alla bottarga” rüyasıyla dükkandan ayrılıyorum. Aynı handaki Ayşe Hanım, Boşnak yemekleri yapıyor, tavsiye edilir. Tüm bu serüvenin sonunda yorgunluk kahvesi, kek veya pasta cilasını ise Yolo Art & Lounge’da yapmalısınız. Başka bir İzmir yaşadım ve bir kez daha, “Hastasıyım…”