GeriAydını Keşfet Aydın ve Tralles İkisi Bir Arada
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi
Aydın ve Tralles İkisi Bir Arada

Aydın ve Tralles İkisi Bir Arada

Saffet Emre Tonguç

Dev gövdeleri sarmaşıkların altında kaybolmuş palmiye ağaçlarının sıralandığı ana caddesini gördüğümde “burası ne güzel bir şehir” dedim kendi kendime. Aydın’ın ana caddesini çevreleyen büyük beton binalar ile aralara sıkışmış alışveriş merkezlerini bir kenara bırakın, şehrin ilginizi çekecek bölümüne ulaşmanız için palmiyeli caddeyi boydan boya yürümeniz gerekiyor. Aydın’a giderseniz antik kent Tralles’e uğramayı da ihmal etmeyin.

16. yüzyılda inşa edilen Ramazan Camii’nin biraz ilerisinde I. Dünya Savaşı sırasında Gelibolu’da çarpışmış, daha sonra Kurtuluş Savaşı’na katılarak Kars ve Sarıkamış cephelerinin komutanlığını yapmış Kazım Karabekir’in (1882-1948) büstüne rastlayacaksınız. Sadece yayaların kullanımına açık yol sizi İzmir’in Anafartalar semtinde olduğu gibi güzel, küçük oteller ile restoranların bir araya toplandığı çarşıya ulaştıracak. Burası, şehrin geçmişine ait pek çok anıyı bulabileceğiniz bölgesi. 1629. Sokak’ta büyük bir ortaçağ kervansarayı olan ve bir zamanlar İpek Yolu’ndan geçerek Kuşadası’na giden yolcuları ağırlayan Gümrükönü Hanı’nın muhteşem kalıntıları duruyor. Hemen yanında göreceğiniz, L şeklindeki bir çifte hamam ilgi bekliyor. 1629. Sokak’tan devam ederseniz, yolun sonunda 14. Yüzyıldan kalma İsmail Türbesi’ne ulaşırsınız. Alihan Baba’nın oğlu olan İsmail, Tire yakınlarına yerleşmiş ancak oradan ayrılıp kendisine Aydın’da bir ev yapmış. Türbesi şehirde Türkler tarafından yapılan ve ayakta kalan en eski yapı. Biraz ilerisinde göreceğiniz ve tarihi 1708 yılına uzanan Zincirli Han çok iyi bir şekilde restore edilmiş. Aşağıda restoran var, yukarıdaki odalarda konaklayabiliyorsunuz. Hanın arkasındaki 1623. Sokak’ta Aydın’ın en güzel camii olan Cihanoğlu Camii’ni görebilirsiniz. 1756 yılında yüksek bir platformun üzerine Müderris Cihanoğlu tarafından Musevi ustalara yaptırılan cami 1920’lerde büyük hasar görmüş, 1950’lerde geçirdiği restorasyon sırasında medresesi öğrenci yurduna çevrilmiş. Şadırvanı kesinlikle nefes kesici ve platformun altındaki boşlukta orijinal binadan günümüze ulaşan pek çok hatıra var. Caddede, İngiliz katedrallerine bitişik kemerli yolları anımsatan ve kaldırım taşlarıyla döşeli kemerli geçite göz atmayı unutmayın.

Hemen yakında 1708 yılında yapılmış Nasuk Paşa Külliyesi’ni görebilirsiniz. Ardından 1620. Sokak ile Sakarya Caddesi’nin kesiştiği yere gidin. Burada Macar sanatçıların yaptığı pembe beyaz bir konak olan Eyüp Şahin Evi var. Burası, Mısır Valisi Üveys Çelebi tarafından 1568’de yaptırılan ve şehirde günümüze ulaşabilen en eski cami olan Üveys Paşa Camii’ne de çok yakın. 1920’lerde çok kötü hasar gören konak 1947’de restore edilmiş ancak sütunlardaki kurşun deliklerini görmek hala mümkün. Son olarak, resmi dairelerin sıralandığı 1602. sokağı bulmayı başarabilirseniz, İstanbul’da hemen her köşe başında bulunan ve gelen geçene su dağıtma görevini üstlenen bir sebilin kalıntılarını göreceksiniz. İstanbul’dakiler kadar görkemli olmayan bu sebil, 1774 yılında Atike Hanım isimli bir kadın tarafından yaptırılmış. Sebilin susuzluk çekenlere su dağıttığı gibi, kar helvası da (bir başka deyişle buzlu şerbet) verdiği düşünülüyor.

Aydın’ın arka sokakları ana caddeye oranla çok daha fazla sürpriz barındırıyor. Ancak şüphesiz ki, İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde sergilenen eserleri ağzı açık seyreden biri için buraya gelmenin ana nedeni Tralles harabelerini görmek. Bugünkü Aydın’ın tepelerinde bir grup Argive ile Trakya’dan gelen Trak kolonisi tarafından kurulan Tralles’in adını kurucularından aldığı düşünülüyor. Yerleşim, karışık bir tarihi süreçten geçmiş, sırasıyla Perslerin, Seleucidlerin, Bergama Krallığı’nın ve son olarak da Romalıların yönetimi altına girmiş. En meşhur evladı ise Miletli İsodore ile birlikte 537 yılında muhteşem Ayasofya’yı yaratan matematikçi Anthemius.

Kısmen daha sakin geçirdiği birkaç yüzyıldan sonra Tralles, 11. yüzyılda Selçukluların, 13. yüzyılda Bizanslıların ve 1282 yılında da Menteşe Türklerinin eline geçmiş.

Şehrin ismini “Aydın” olarak değiştiren Menteşeliler 1403 yılına kadar hüküm sürmüşler. Şehri Osmanlı topraklarına katan Sultan I. Mehmet’ten sonra Aydın, ilk kurulduğu yerden daha aşağılara taşınmış.

Bugün antik Tralles şehrinde göreceğiniz en çarpıcı kalıntı, bir zamanlar bir spor salonu ve hamama ait olan duvar ile yörede Üç Gözler olarak tanınan üç muhteşem kemer. Kemerler büyük bir ihtimalle şehrin çok kuvvetli bir depremde yıkılıp yeniden yapıldığı M.Ö. 28 tarihinden sonra inşa edilmiş. Bölgede yapılan kazılar sıra dükkanları ve 3. yüzyılda yapılmış bir sinagogu da ortaya çıkarmış. Ancak en olağanüstü eser Roma döneminde olduğu gibi sanki bugün bile su taşıyacakmış gibi görünen toprağın altındaki pişmiş topraktan yapılma, uzun borular.

Tralles’te ele geçen eserlerin en iyileri İstanbul’da ama yöredeki Nysa, Magnesia ad Meandrum ve Alabanda gibi birçok antik yerleşim biriminden elde edilenlerin sergilendiği Aydın Müzesi ziyaretçilerini büyülüyor. Müzedeki eserler ve teşhirler çok iyi. Özellikle Nysa’nın tiyatrosundan getirilen frizlere bayılacaksınız.