GeriSeyahat 'Alman Amca’nın ellerinden yükselen anıt!
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi
'Alman Amca’nın ellerinden yükselen anıt!

'Alman Amca’nın ellerinden yükselen anıt!

Bursa demek biraz da Uludağ demek... Burası, özellikle kış aylarının popüler durağı. Peki, dağ ile şehri birbirine bağlayan, aynı zamanda Türkiye'nin ilk ve en uzun teleferiğinin hikayesini hiç merak ettiniz mi?

Çocukluğumun Bursa kartpostallarında hatırladığım iki resim var: Biri kırmızı renkli teleferik, diğeri ise Yeşil Türbe’nin olduğu kartlar. Kuşku yok ki şehrin daha birçok simgesi var. Ama nedense bu iki resim daha berrak zihnimde... Biri Osmanlı sanatının zirve eserlerinden olduğu için tercih edilmiş, diğeriyse Cumhuriyet’in ilk teleferik hattının başarıyla tamamlanmasının verdiği kıvanç, tekrar tekrar hatırlansın, mutluluk hafızlara nakşolsun istenmiş, diye düşünüyorum. Konumuz elbette ki bendenizin geçmeyen coğrafyasına yolculuk etmek değil. Malum, kış aylarına ‘’merhaba’’dedik... İstanbullular için Bursa demek biraz da Uludağ demek... O zaman ‘şehrin hep parlayan yerine selam verelim bu yazıda... Ve onun her gün şehirden haber getiren yârinin hikâyesine kulak kabartalım...

Demokrat Parti’nin en popüler olduğu dönemde, yani 1954 yılında, Bursa’ya Türkiye’nin ilk teleferiği yapılması kararlaştırılır. Bugün dahi minnetle andığımız bu projenin mimarlarını hemen hatırlayalım: Dönemin Valisi İhsan Sabri Çağlayangil, Belediye Başkanı Reşat Oyal ve İsviçre’nin Van Roll firmasından Hubert Sondermann.

Şehrin simgelerinden teleferiğin öyküsü resmî izin ve fonların halledilmesi sayesinde başlamış oldu. Bu arada Uludağ’da 1940’lı yıllarda, Merinos Fabrikası’nın denetimindeki Kayakevi vardır. Bir de devletin yaptırdığı Büyük Otel. Tahmin edersiniz ki buraları kahir ekseriyetle sıradan hemşeriler değil, bilhassa İstanbul’dan gelen devletlilerin yahut kodamanların konakladığı mekânlardır. Teleferik, bir bakıma halkın dağa tırmanan yüzü, eli, sesi olacaktı. İnşaat, vilayet yüksek makamının oy birliği ile Ekim 1957 senesinde Reşat Oyal’a verdiği arzla resmen başlar. Malum Oyal, Bursa için mühim bir figür. Eskiden Bursasporlu taraftarların maç saatinde toplandıkları ya da halkın rahatlamak için gezdiği Kültürpark’ı şehre kazandıran belediye başkanı… Hatta İtalyan mimar ve şehir planlamacısı Piccinato’yu Bursa’ya davet eden ve şehri Osmanlı Bursa’sına yeniden döndürmeyi hedefleyen zihin dünyasına sahip bir idareci.

Alman Amca’nın ellerinden yükselen anıt

1960 askerî müdahalesi, şehircilik planlarını olduğu gibi Teleferik yapımını da akamete uğrattı. Fakat her şeye rağmen bu kırmızı umut panayırı, 29 Ekim 1963’te hizmete açıldı, yani yapımına başlanmasından yedi sene sonra… Yaklaşık 2 bin 300 metrelik Teferrüç-Kadıyayla etabını 10 dakikada geçebilen 40 kişilik dört vagon, Kadıyayla- Sarıalan arasını da aynı sürede tamamlar. Böylece 20 dakikada Sarıalan’a varan günübirlik tatilciler, Uludağ’ın keyfini çıkarmaya başlamış olurlar. Bursalılar, şehirlerine yapılmış, gizemli seyahatin taşıyıcısını sevinç ve alakayla karşılar. Yaklaşık 10 kilometre uzunluğuyla Türkiye’nin ilk ve en uzun teleferik hattı yolcu taşımaya başlamış olur. Günümüzdeyse modernize edilmiş teleferikler Oteller Bölgesi’ne kadar çıkıyor, hem de daha kısa bir zamanda. Ama benim gönlüm her zaman kırmızılardan yana...

Alman amcanın elleri

Teleferik yapımının başmühendisi Hubert Sondermann’a ayrı bir parantez açmam gerek. Çünkü Bursa’da yaşadığı yılları, ‘bir şehri en çok sevenler, oraya dışarıdan gelenlerdir’ önermesini doğrular mahiyette. Peki, kimdir bu şehre imzasını atan adam? İşi üstlenen İsviçre firmasının çalışanı sıfatıyla 1958 senesinin ilk aylarında Bursa’ya gelir ve ilk olarak; ekibini kurar. Bursalı gençleri de dâhil eder bu projeye ve onlara işin inceliklerini öğretir. Bazı şehirlerin bazı insanlarla metafizik bağları söz konusudur: Bursa ile Sondermann böyledir. Malum o dönemin teknolojisi Uludağ’ın sarp kayalıklarını aşmada çok mahir değil. Ama buna rağmen Sondermann, başta kendi inandığı bu inşaatın altından, çalışkan arkadaşlarının da gayretiyle kalkmanın derdindedir. Başmühendis, çok katılaşmaya henüz izin verilen Altıparmak’ta ikamet ediyordur. Ford arabasıyla bugün semte adını veren teleferiğe çıkan Sondermann, mesai bitimlerinde şehri tanımak için gezmelere çıkar.

Alman Amca’nın ellerinden yükselen anıt

Bu sıralarda işe gelip giderken; belli vakitlerde duyduğu sesten oldukça etkilenir. Aynı melodide ilerleyen bu tekrarın ne olduğunu sorar. Bu, Müslümanları günde beş vakit namaza çağıran ezandan başka bir şey değildir. Ama başmühendisin bilhassa ruhunda sükûnet çiçekleri açan ezan, Yeşil Cami’nin minarelerinden yükseliyordur. Bu sese deyim yerindeyse âşık olur ve evini hem camiye hem teleferiğe yakın olsun diye Namazgâh’a taşır. Semtlerin insanlar üzerindeki yazgıları ayrı bir senaryo konusu; ama şehrin içindeki bu ‘hicret’ ona başka kapıların açılmasına sebebiyet verecektir. Bu arada halkla da samimî muhabbetler kurar. Öyle ki arabasıyla mahallesindeki çocukları okullarına bırakması, bugün dahi anlatılan duygusal hatıralar... Bu yüzden onun yeni ismi ‘Alman Amca’ olur.

Teybe kaydedilen ezanlar

Sondermann, Bursa’da bir Ramazan ayına rast gelir. Şehrin sıcak pide koktuğu, gecelerin sahur olup uzadığı, akşamların masalarına iftarı davet ettiği demleri yaşar. Bu atmosfere kayıtsız kalmayan başmühendis, bir Müslüman gibi iş zamanı âdeta oruç tutar. Arkadaşlarıyla sahura kalkan Alman Amca, iftar topunun atıldığı âna kadar ağzına bir şey koymaz. Öyle ki yaşayanların anlattığına göre, bir defasında Sarıalan mevkiinde arkadaşları oruçluyken; sigara içen ‘Arnavut’ lakaplı kalıp ustasına çıkışır, yaptığının ayıp olduğunu, kendisinin Hıristiyan ve aynı zamanda sigara tiryakisi biri olduğu halde onların yanlarında bir şey yiyip içmediğini dillendirir.

Hâsılı Bursa, Sondermann’ı derinden etkilemiştir; ama en çok da ezanları... Sabahları selâtin camileri dolaşır minarelerin dibine oturup; okunan ezanları kaydeder. Zaten kısa zamanda öğrendiği Türkçe sayesinde de etrafındakilerle daha rahat sohbet etmeye başlamıştır bile. Ve teleferik az önce söylediğim gibi 1963 senesinde tamamlanır. Alman Amca sevinçli olduğu kadar hüzünlüdür de... Gitme vakti gelmiştir; lakin o şehri bırakmak istemiyordur. Zaten ruhunun coğrafyasında yer alan Bursa da onu bırakmayacaktır.

Alman Amca’nın ellerinden yükselen anıt

Alpler mi Uludağ mı?

Alman Amca, Bursa’da fabrika kurmak için birtakım işlemlere başvurur. Ama istediği, beklediği cevabı alamaz. Dostlarına, “Bir fabrikam olmadı; ama bu topraklarda iki metre karelik bir mezara sahip olmak en büyük arzum.” dediği söylenir. Elindeki teşebbüs kozunu da kullanan Sondermann’a çaresiz, İsviçre yolları gözükür. Fakat o dünyaca ünlü Alp Dağları’nı değil de terini akıttığı, emek verdiği, çok sevdiği ve onu derinden etkileyen Uludağ’ı özler. Can sıkıntısıyla memleketini adımlarken; Bursa’dan bir haber gelir. Oteller bölgesine yapılacak bir kayak merkezi projesinden bahseder telefondaki ses. Ona buraya telesiyejler yapılması planının olduğunu söyler.

Alman Amca, yine, yeniden bu şehirdedir; çünkü o artık Bursalıdır. Tekrardan hemşerileriyle buluşur. Güzel bir de âdet edinen Sondermann, misafirliğe gittiği evlere hediyeler götürür. Evinin kapısı herkese açıktır. Görenler masasında İncil, Tevrat ve Kuran-ı Kerim olduğunu anlatıyor. İkinci Bursa ikametinde İslamiyet üzerine ciddî araştırmalar yapan Alman Amca, Müslüman gibi yaşar. Mesela yemeklere ‘bismillah’ çekerek başlar, yemekleri ‘elhamdülillah’ diyerek bitirir. 1976 senesinde hayatının sonuna gelir. 74 yaşındayken kaldığı otel odasında son nefesini verir. Alman Amca, vefat etmeden önce Emir Sultan Mezarlığı’na defnedilmeyi vasiyet eder. İsviçre’den kızı ve oğlu Bursa’ya gelir. İstanbul’daki İsviçre Konsolosluğuna da haber verilir. Yetkili, şaşkın bir biçimde Alman Amca’nın başucundaki vasiyetini inceler. Ve ailesine dönerek; ‘‘Muhammedan bu!’’ der. Oğlu da meseleyi doğrulayınca cenaze, Emir Sultan Cami’nin huzuruna getirilir. Kalabalık bir cemaatin omuzlarında son yolculuğuna uğurlanan Sondermann, Emir Sultan Hazretleri’ne komşu olur.

Mezar taşında şu yazar: Hubert Sondermann 1902-1976...

Bugün teleferikle Uludağ’ın iç yollarını kat ettiğinizde Alman Amca’yı ve arkadaşlarını anmayı ihmal etmeyin... Asılı taşıt, ara ara duraklıyor, sakın ha korkmayın... Bu, olsa olsa böylesi harikulade eseri bizlere kazandıranların tatlı bir telmihidir...

Alman Amca’nın ellerinden yükselen anıt


Yorumları Göster
Yorumları Gizle