GeriSeyahat Algıları değiştiren yolculuk: Kars
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    1
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi
Algıları değiştiren yolculuk: Kars

Algıları değiştiren yolculuk: Kars

Zaman yolculuğu… 2016’dan, tarihsiz, zamansız bir ana götüren o ‘Doğu Ekspresi’. Evet; Dünyanın çok farklı yerlerinde daha önce yaptığımız tren seyahatleriyle hiçbir benzerliği yok. En sonda yazmam gereken cümleyi burada yazayım: Bu sefer bizim en unutulmaz gezimiz oldu.

Ankara-Kars arasındaki Doğu Ekspresi şimdilerde çok popüler! Biz de uzun zamandır hayalini kurduğumuz bu yolculuğa çıktık ve bu çok yakınımızdaki masalsı dünyaya dahil olduk.

Dünyanın diğer ucuna yaptığımız seyahatler kadar heyecanlıyız. Dile kolay; her gün Ankara’dan 18.00’de hareket eden bu tren, ana hatlarıyla Kırıkkale-Kayseri-Sivas-Erzincan-Erzurum-Sarıkamış’tan geçerek Kars’a doğru 1933 kilometrelik yolu 24 saatte kat ediyor, ülkemde hiç bulunmadığım bir noktaya doğru her anını hissedercesine yavaş bir şekilde yol alıyor.

 

Algıları değiştiren yolculuk: Kars
Eskişehir tren garı 


Ankara garına vardık. Yolcularda tatlı bir telaş! Peron 2 -Doğu Ekspresi yazısıyla birlikte trenimiz belirdi. Yüzümüzde gülümseme, kondüktörün yardımıyla son peronda yer alan yataklı vagona adımımızı attık. Bizim şansımıza mı bilinmez, her zaman aheste aheste bir şekilde tehirli kalkan Doğu Ekspresi sanki o akşam bir an önce bizi yolculuğa çıkarmanın peşinde. Saat tam 18.00’de kısa bir ‘düüüüt’ sesinin ardından hızla ayrıldık perondan.

ISSIZLIĞIN ORTASINDA

Hemen yerleştik önümüzdeki 1 gün boyunca ‘evimiz’ olacak kompartımanımıza. Kondüktör tertemiz çarşaflarımızı sermiş, lavabonun önüne el havlusunu asmıştı. “Bir şeye ihtiyacınız olursa ben buradayım. Sıcaklığı kendinize göre buradan ayarlayabilirsiniz” diyerek bize göstergeleri işaret etti. Kapımızı kapayıp, bavulumuzu yerleştirdik. Yolculuk için hazırladığımız müziklerimizi dinlemek üzere hoparlörümüzü ranzanın bir köşesine takıp kısık sesle müziğimizi dinlerken, mini buzdolabına yiyecek ve içeceklerimizi yerleştirdik. Çıt yok. Sessizliğin içinde yol almaya başladık. Etraf kapkaranlık. Gündoğumuna daha 12 saat var.

 

Algıları değiştiren yolculuk: Kars

 

Kompartımanlar arası geçiş kilitli. Kondüktörden rica ederek pullman vagonuna geçtik. Burada yerleşme telaşı halen bitmemişti. Belli ki herkeste bu yolculuğa bir aşinalık vardı. Yaptığımız sohbetlerden anladık ki kimi üniversiteden çıkmış memleketine, kimi ise askere gitmek üzere yollara düşmüş. Kimisinin ne manzaraya bakacak vakti var ne de yapacağı seyahatin büyüsünü yaşamaya. Şehirlideki trafik telaşı burada çetin kış şartlarında bir yere varabilme telaşına dönüşmüş.

 

Algıları değiştiren yolculuk: Kars

 

Yemekli vagona geçip şöyle tatlı tatlı yol alırken birkaç kadeh bir şeyler içelim, “yoldaş”larımızla sohbet edip hikâyelerine ortak olalım istedik. Ancak kondüktör, yemekli vagonun ihale sebebiyle bir süreliğine hizmet dışı olduğunu söyledi. Bu ihale süreci içkinin kaldırılması için yaratılan bir sebep mi diye Vahap’la göz göze geldik. Keyfimizin kaçmasına izin vermemek için bu konuyu kapatarak yeni ‘evimize’ döndük. İnsanın ruhu özgür, farkındalığı yüksekse öğretilmiş kavramları biraz sorgulayıp dışına çıkması çok kolay. Yolda tanıştığımız bir teyzenin söyledikleri geldi aklıma: “Evi olanın bir, evi olmayanın bin evi olur”. Bin evden birisi de işte bu geceki odamız.

 

HİPNOTİZE EDEN GÜZELLİK

Algıları değiştiren yolculuk: Kars

Sarıkamış 


Eh madem yemekli vagon “hizmet dışı”, masamıza küçük çilingir soframızı kurup, dışarıda bizi bekleyen doğadan habersiz, kendimizi sohbete kaptırdık. Gözlerimiz yavaş yavaş kapanmaya başlarken ranzada sohbete devam etmek üzere yataklarımıza geçtik. Fakat ne mümkün... Bir beşik yumuşaklığında sallanan trende siyahın en siyah, sessizliğin en duyulmaz olduğu, o an nerede olduğumuzu bilmediğim bir gecede kendimizi uykunun kollarına teslim ettik.

Yatmadan evvel kondüktörden güneşin kaçta doğduğunu öğrenmiş, “Merak etmeyin, ben sizi tan vaktinde uyandırırım” sözünü almıştık. Derin bir uykunun ardından, kapımızın tıklatılmasıyla başlayan, gözlerimizin gördüğü o görüntüler önümüzdeki 12 saat boyunca bizi hipnotize edecek, yol aldıkça geriye sarmaya devam eden zaman tüneline kendimizi bırakacaktık.

BEYAZLIĞIN KÖR EDİCİ BÜYÜSÜ

Algıları değiştiren yolculuk: Kars

 

Hiçlik. Sonsuzluk. Uçsuz bucaksız beyazlık... Anbean değişen film kareleri sanki. Bir anda yanı başımızda beliren devasa kayaların arasından akan yemyeşil bir akarsu, ardından sonunu göremediğimiz bembeyaz bir ova.

Algıları değiştiren yolculuk: Kars

Algı başkalaşıyor. O durmadan koşturan zihinler karın verdiği huzura, ansızın beliren akarsulara, kanyonlara, 1950’lerden kalma nostaljik istasyonlarına kendini yavaş yavaş kaptırıp “Neden”leri bir kenara bırakıyor. 


Tünele girdiğimiz anda beyaza bakmanın yarattığı etkiyle hızlı hızlı göz kırpıp o sonsuz beyazı tekrar görmeyi beklerken, bu kez Alp Dağları’nı aratmayacak heybetteki dağlar karşıladı bizi. Gördüğümüz o sonsuz çam ağaçları, hayal edemeyeceğiniz miktardaki kardan boynu bükülmüş bir şekilde kaderine razı olmuş gibi baktı bize. 

Köyler dahil gözün gördüğü her yer aylar sürecek bir kış uykusunda. Sanki saatlerdir bir Nuri Bilge Ceylan filminin içindeyiz. Heyecanlandığım, büyülendiğim bu anlarda hava soğukluğunu dikkate almadan trenden inesim, o el değmemiş doğaya sarılasım geldi. Zira saatlerdir yoldaydık. Dışarıdaki o dondurucu soğuğu bir nebze olsun hissetmeden, havasını koklamadan o metrelerce karı trenle yararak geçmek, insanda böylesine bir coşku yaratabiliyor.

EN DOĞUDA, EN YÜKSEKTEYİZ

Algıları değiştiren yolculuk: Kars

 

Kompartımanımızın kapısını da açınca ‘perdenin diğer yüzü’ bizi bambaşka bir doğayla karşıladı. Ben sol pencerede gördüklerimi heyecanla Vahap’a anlatmaya çalışırken o sanki başka bir yolculukta. Hem fotoğraflamaya hem de kesik kesik cümlelerle bana o anı anlatmaya çalıştı. Onun işi daha zordu.
Küçücük istasyonlardan inen birkaç yolcunun ağır ağır yürüyüşü, büyük şehirlerdeki o uğurlama-karşılama heyecanları derken yolculuğumuz, kondüktörün “Sarııııkamıııışş” diye bağırmasıyla son buldu.
Ülkenin en doğusunda, en yükseklerindeyiz. Gördüğümüz hiçbir görüntünün geçmişi yok. Sarıkamış, Kars, Çıldır, Ardahan... Her biri ayrı bir yazı konusu olacak güzellikte fakat bahsetmemek olmaz; kazı, grevyeri, göbek kaşarı, eveliği, hangeli ve isimleri aklımda kalmayan sayısız yemeği ile midelerinizin de bu seyahatten oldukça memnun kalacağı şüphesiz.
Keşfin, gezmenin kendisi bile bizim için heyecan verici. Onlarca yer gezdik ama burası dünyada adını duymadığımız bir yer değil. Bizler ‘kar âşığı’ olarak ülkemizde daha iyi bir doğa görmedik. Ve bu doğa, benzeri olmayan bir tren yolculuğu ile çok yakınımızda, keşfedilmeyi bekliyor.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle