GeriSeyahat ‘Akyaka’yı gör de yaşa...’
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi
‘Akyaka’yı gör de yaşa...’

‘Akyaka’yı gör de yaşa...’

Gökova Körfezi’nin doğu ucundaki Akyaka, çam ormanlarıyla kaplı dağları, akvaryum kadar berrak suları, kraliçelere layık kumsalları ve eski Muğla mimarisini yaşatan evleriyle mutluluk dağıtan bir cennet... Yasın boğucu sıcakları ve sahilin yoğun kalabalığı artık bitti. Şimdi sonbaharda bu eşsiz yeri görmeniz için nedenler birden fazla...

Muğla’yı geçip Marmaris’e yaklaşırken Sakartepe’nin eteğinde, birden bütün güzelliğiyle karşıma çıkan Gökova Körfezi’ni gördüğümde Halikarnas Balıkçısı’na hak verdim: “Roma’yı görmeden ölme derler, ama sen Gökova’yı görmeden yaşama!..”

‘Akyaka’yı gör de yaşa...’

Burada olduğum için şanslıyım. Çünkü Türkiye’nin en harika kumsallarından birinin kıyısında yer alan Akyaka, bugünlerde en güzel günlerini yaşıyor. Boğucu sıcaklar ve kalabalıklar gitmiş, deniz suyu ideal sıcaklığında... Üstelik Akyaka Nail Çakırhan ve Halet Çambel Kültür ve Sanat Evi’ndeki birbirinden ilginç resim sergileri ise 16 Ekim’e kadar devam edecek. Gökova - Akyaka’yı Sevenler Derneği Başkanı Başkanı Nurhan Koyaş Kavuzlu’nun aktardığına göre, Türkiye’nin ilk açık hava müzesini kuran Arkeolog Halet Çambel’in 100. yaşı anısına açılacak özel bir sergi de yine burada yer alacak.

Akdeniz’in en güzel sırrı
Akyaka’yı Kupurcuk Kültür ve Gastronomi Evi Genel Koordinatörü R. Şiir Dürüst ile birlikte geziyoruz. Uzun yıllardır bölgede yaşayan Dürüst, yörenin en en güzel sırlarını bize anlatacağını söylüyor. Gezimiz Akyaka’dan başladı.

‘Akyaka’yı gör de yaşa...’
Ahşap pervazlı bembeyaz evleri, üzerinde küçük balıkçı motorlarının gezindiği Azmak Çayı ve çiçekli bahçeleriyle tam bir Akdeniz güzeli Akyaka, ilk bakışta çekingen bir ruh haliyle duruyor karşımda. Oysa biliyorum ki özgün güzellikleri ve sakin sokaklarıyla gerçek bir huzur mekânı burası. 

Kuzeyinde bin metreye kadar yükselen çam ormanlarıyla kaplı dağlar, doğusunda tatlı suların kaynadığı Kadın ve Akçapınar azmakları ile yemyeşil ovaların bulunduğu Akyaka, yıllarca gözlerden uzak bir balıkçı köyü iken 1970’li yıllardan itibaren kent kaçkınlarının, münzevilerin ve sanatçı ruhların buluşma adresi haline gelmiş. Derken Akyaka’nın bakir doğasına ve yazın bile hiç kesilmeyen tatlı melteminin büyüsüne kapılıp buraya gelenlerin sayısı hızla artmış. Buna karşın çirkin yapılaşmaya izin verilmemiş.
Yeni Akyakalıların çevre bilinci ve estetik duyguları ağır basınca yöre, 1988’de Özel Çevre Koruma Bölgesi ilan edilmiş. Bu gelenek bugün de devam ediyor. Akyaka, düzenli, dar ve temiz sokaklara karşılıklı olarak özenle yerleştirilmiş dünya güzeli evlerden oluşuyor.

Doğaya sayılı evler
Akyaka’da sahil kahvelerinden birinde köy kahvaltısı yaptıktan sonra kumsalın bittiği noktada başlayan Orman Kampı’nda yürüyüşe çıktım. Çam ağaçlarının gölgelediği tahta masalar, kaya platformlara monte edilmiş iskeleler, ormanlık alana çıkan uzun merdivenler, kıvrıla kıvrıla sakin koylara açılan daracık yollar önümde...
Akyaka’yı benzersiz kılan mimari özellikleri daha yakından tanıyabilmek için sokak aralarında kaybolmak iyi bir fikir.

Akyaka evleri, Muğla’nın Ula ilçesindeki eski yapıların modern mimari unsurlarla desteklenmesiyle ortaya çıkmış. Yöre mimarisinin bu denli özel oluşunu sağlayan isim ise kuşkusuz Nail Çakırhan. Şair, gazeteci, mimar ve restoratör olan Çakırhan, Ulalı yapı ustalarıyla çalışarak yöredeki pek çok eve ruh vermiş. 1983’te Uluslararası Ağahan Mimarlık Ödülü’nü alan Nail Bey’in imza attığı Akyaka evleri bugünkü literatürde Çakırhan mimarisi olarak anılıyor.

‘Akyaka’yı gör de yaşa...’

Yavaş şehir
Akyaka, doğayı ve yerel değerleri koruyup gürültü kirliğiyle mücadele eden yerleşimleri bir araya getiren Uluslararası Yavaş Şehir (Cittaslow) Birliği’nin üyesi. Türkiye’de 11, dünyada ise 208 üyesi bulunan bu birliğe katılmak için 50’den fazla kritere uymak gerekiyor. Gürültü kirliliğini ve hızlı trafiği kesmek, yeşil alanları ve yaya bölgelerini artırmak, yerel üretim yapan çiftçileri ve bu ürünleri satanları desteklemek, yerel estetik öğeleri korumak bu şartlardan sadece birkaçı.

Doğrusu ben Akyaka’da yavaşlığın tadını çıkarırken bir yandan da civardaki zenginlikleri keşfetmeyi seviyorum.
Gezi listemde at sırtında orman içi safari var. Bunun için Akyaka’ya beş kilometre mesafede, Ataköy’de bulunan Padok Atlı Spor Kulübü’üne gittim. Aynı zamanda otel, restoran ve binicilik eğitimi hizmetleri de sunan mekânın genç menajeri Hasan Gökhun Çilingir. Başarılı bir jokey olan Çilingir eşliğinde yaklaşık iki saatlik unutulmaz bir binicilik deneyimi yaşadım.

‘Akyaka’yı gör de yaşa...’

Türkiye’nin en iyi kitesurf yeri
Buraya kadar gelmişken Türkiye’nin en iyi kitesurf merkezlerinden biri olan Akçapınar Plajı’na uğramamak olmaz. Bu güzel kumsal, yıl boyu kesilmeyen rüzgârı, mazleme kiralama ve eğitim olanaklarıyla dünyanın dört bir yanından gelen kitesurf tutkunlarını ağırlıyor. Öğleden sonraki hedefim, Kleopatra’nın güzellik pınarı Sedir Adası’nı ziyaret etmek. Antik Keidrai kentinden kalıntılarla dolu olan adada zeytin ağaçlarının gölgelediği amfi tiyatro görülmeye değer. Yarım saatlik bir ada turundan sonra Kleopatra Plajı’nda deniz ve güneş banyosu yapmak gerçekten iyi bir tercih. Bu minik plajın eşsiz kılan asıl unsur ise kumları. Deniz suyunda bulunan karbonat, buradaki kum zerreciklerinin etrafında halkalar halinde birikerek bu muhteşem kumsalı oluşturmuş. Koruma altına alınan kumsal, rivayete göre Mısır Kraliçesi Kleopatra’nın da inziva adresiymiş. Bu efsane ne kadar doğru bilemiyorum. Ama yörenin güzelliklerini gördükten sonra Halikarnas Balıkçısı’na bir kez daha hak veriyorum. Sahi ne demişti yazar? “Roma’yı gör de öl, Gökova’yı gör de yaşa!..”

‘Akyaka’yı gör de yaşa...’

Akyaka’dan 15 dakikalık yürüyüş yada kano ile ulaşılan azmak, berrak duru suyu, yüzlerce kuş türüne ev sahipliği yapan doğası ve bahçeli balık lokantaları ile tanınıyor.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle