GeriAyhan Sicimoğlu Afiyetle hoş bulduk Atina’ya…
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Afiyetle hoş bulduk Atina’ya…

Afiyetle hoş bulduk Atina’ya…

Dimos (Dimosthenis Misentzis) Sakız Adası’ndan dostum Nikos’un ablasının damadı. Çok iyi bir damat, aile çok seviyor. Nitekim anlamak zor değil. Bir evvelki sene Atina ziyaretimde lokantasında nefis yemekler ve rafine şaraplar içmiştim. Üst katları bir ‘Gençlik Hostel’i ama yeni bir anlayışla... Yani ekonomik ve Atina ziyaretleri için gençlere ideal bir mekân. Aynı zamanda bizim gibi gençlere de özel odaları var. Nitekim bu kez ‘City Circus’da kaldım.

Artemis ve Krisa, Zampano’nun aşçıları... Kızlar eski geleneksel yemekleri yeni bir anlayışla sunuyorlar. Mesala ‘Keftedakia’, bizim bildiğimiz kuru köfteyi minik hamburgerler gibi hazırlama ve süzme yoğurt yatağı üzerinde servis etme gibi... Pide yerine de baharatla fırınlanmış ince pideler. Kızlarla alışverişe çıktık.

Afiyetle hoş bulduk Atina’ya…

İlk durağımız ‘Varvakios Agora’ balık pazarının içinden geçerek vardığımız, ‘Kasapi’ çarşısı (Kasaplar). Balık pazarı, pırıl pırıl balıklar ve devamlı balıklara su serpen tenor çığırtkanlarla bizdekinden pek farklı değil. Tezgâhlardaki etiketler de aynı: Kefalos, skorpidi, melanouri, sargos, savraki, tsipura, zargana, xtapodi, sardela, sinagrida, kolios, palamida, barbounia ve kalamari…

Afiyetle hoş bulduk Atina’ya…

Köftelik dana kıymamızı, kızların favori ‘kasapisinde’ çektirdik. Galetamızı, kırmızı dolmalık biberlerimizi ve soğanımızı aldık ve yola koyulduk. Öğle yemeğimizi kendimiz hazırladık. Akşam yemeğine midede yer kalmadı darken, bir SMS mesajı geldi! Atina’da olduğumuzu duyan ‘Karamanlıdiki’ lokantasından Maria bizleri bulmuş. Akşama muhakkak ama muhakkak yemeğe davetliyiz. Uğranmalı bu lokantaya. Sucuklu ve pastırmalı sahanda yumurtalar, envai çeşit salamlar, peynirler ve en favorim olan sahanda kavurma. Sırf bu ‘gavourma’ için Atina’ya gidilir. ‘Pluto’, genç ve alternatif bir rehber arkadaş. City Circus da tanıştık. “Ben turistik olmayan mekanlara gitmek isterdim” dedim. “Zaten ben bu işi yapıyorum, hay hay, hadi çıkalım gezelim ” dedi. 

Afiyetle hoş bulduk Atina’ya…


Tutturdum gecekondu semtine gidelim diye

Atina gezilerimde klasik turları yaptım: Akropolis,  Zeus Mebedi, Adrian’ın kemeri, vesaire, ama aklımda kalan mekân, ‘Anafiotika’… Küçük Anafi anlamına geliyor. 1841 yılında Kral Otto, sarayını yeniden inşa ederken Yunanistan’ın volkanik adası Anafi’den taş ustaları getirtmiş. Bir kitaptan aldığım bilgiye göre (gerçek mi teyit edemedim) zamanın hâlâ geçerli olan Osmanlı kanunlarına göre evini gün batımından sabaha kadar yapabilirsen mülk senin oluyormuş. (Gecekondu). 

Afiyetle hoş bulduk Atina’ya…


Atina’ya bu işi için göç eden ustalar tam Akropolis altında kendilerine gecekondular inşa etmişler ama, güzelliği şurada: Bu gecekondular yıkılıp, hani bizdeki ‘Kentsel Dönüşüm’ sakilliğine uğramak yerine ıslah edilmiş ve şu anda Atina’nın tam göbeğinde bir ‘Yunan Adası’ gibi, aynı mimari anlayışta. Beyaz kireç badanalı evler, çiçekler, dolambaçlı dar sokaklar… Rahmetli anneme çekmişim galiba, New York günlerimde bizleri ziyarete geldiğinde Harlem’deki Afro-Amerikalıları ve yaşamlarını çok merak etmişti. “Ayhan, şu Arapların (zencilere Arap derdi) hayatlarını ve evlerini çok merak ediyorum, bir tanesinin kapısını çalsak da bir kahveye gitsek” diye tutturdu. “Anneciğim, buralarda olmaz! Hem beş sokak sonra Harlem başlıyor sakın caddeden sağa doğru yürümeyin, ‘Arapların’ mahallesine de sakın girmeyin, adamı kıtır kıtır keserler vallahi” ikazlarımızı dinlememiş ve rivayete göre, kendi başına hem de birkaç gün alışverişe Harlem’e gitmiş ve evlerinde misafir bile olmuş. “Çok sempatikler, pazarlık bile ediyorlar” demişti hiç unutamam.  

Afiyetle hoş bulduk Atina’ya…


Bende annem gibi tutturdum gecekondu semtine gideceğim diye.  Pluto arkadaşı Fotis’e telefon etti. Fotis bir müzisyen, bu bahsi geçen gecekondu semtinde oturuyor. Pluto ile başladık alternatif turumuza. Tek tek ‘bar hopping’ yapıyoruz. Sanatçıların, müzisyenlerin takıldığı entelektüel  mekânları dolaşıyoruz. Çok değişik insanlarla tanışıyoruz. Akşam oluyor. Dolambaçlı beyaz kireç badanalı yollardan, dar geçitlerden çiçekler ve kediler arasında yürüyerek tırmanmaya başladık. Minik ve sevimli bir evin kapısını çaldık. Güleç yüzlü Fotis, “Hoş geldiniz” dedi. Ayakkabılarımızı çıkardık, sedirlere oturduk. 

 

Afiyetle hoş bulduk Atina’ya…


Bir Girit kemençesi çıktı ortaya nefis ve tanıdık nameler içerisinde koyu sohbetlere daldık bu yeni Atina’lı arkadaşlarım ile. Fotis yaz ayları Yunan Adalarında müzisyen, kışın Atina’da Anafiotika’da oturuyor. Dışarısı, Atina için alışılmadık bir soğuk. Fotis, odun getirmek için gıcırdayan kapıdan minik avluya çıkarken, “Kusura bakmayın bizler odun ile ısınıyoruz, bu ısıtma cihazına da “soba” deriz” dedi. Gülümsedik, “Bizde de aynı kelime, ama biz üzerinde “Chesnut” kızartırız” deyince, “Aaa Kastana” demezmi.. Nitekim 6000 e yakın ortak kelime varmış Türkçe ve Yunanca da… 

 


Yorumları Göster
Yorumları Gizle