GeriSeyahat Japonya’da kar bir şölendir
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Hürriyet Twitter
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi
Japonya’da kar bir şölendir

Japonya’da kar bir şölendir

Japonya denince gözümüzün önüne önce ilkbahar ve yaz görüntüleri gelir. Kiraz çiçeği festivallerini, havuzları çevreleyen geleneksel bahçeleri, ahşap evleri hatırlarız. Oysa, Japonlar doğayı beyaza boyayan kış aylarını da aynı coşkuyla yaşar. Ülkenin kuzeyindeki kentlerde şubat ayında kar festivalleri birbirini izler. Sapporo’da dev heykeller inşa edilir, şölen atmosferinde kışın tadı çıkarılır. Yokote’de kardan evler yapılır, mum ışığında misafirler ağırlanır. Otaru’da ise kanal boyunca kar romantizmi yaşanır.

Japonya’nın kuzeyindeki, doğal güzellikleriyle ünlü Hokkaido adasının beyaz incisi Sapporo, Japonya’nın beşinci büyük kenti. Hava yoluyla Tokyo’ya bir buçuk saat mesafede. Nüfusu 1 milyon 800 bin. Son yıllarda en az Tokyo kadar popüler olmaya başlayan Sapporo, 130 yıllık, planlı kurulmuş bir şehir. Altyapısı titizlikle düzenlenmiş. Otoyol ve kaldırımların altına ısıtma sistemi yerleştirilmiş. Kente insan boyunu aşacak miktarda kar yağdığında bile, yollar, kaldırımlar hep açık. Günlük hayat aksamıyor. Öyle ki Sapporo’da yoğun kar yağışı yüzünden okullar senede en fazla iki kere tatil ediliyormuş. Kentteki ilk günümde dışarıda yağan karı görünce, burnumu otel odasından birkaç gün çıkaramayacağımı düşünüp üzülmüştüm. Oysa yollar açık, metroyla, yeraltı yollarıyla, gideceğiniz yere sıcacık ulaşabiliyorsunuz.

Sapporo, 1972’de Dünya Kış Olimpiyatları’na ev sahipliği yaparak adını duyurmuş. Şimdilerde şubat ayında düzenlenen ve gittikçe namı yayılan Sapporo Kar Festivali’yle iki milyon turist çekiyor. Kentte yaşanan kar şöleni, "Ölmeden Önce Eğlenilecek 22 Festival" listesinde ikinci sırada yer alıyor. Açıkçası festivalin bu kadar popüler olduğunu bilmiyordum oraya gittiğimde. Benimkisi daha çok keyfi ve plansız bir seyahatti. Şimdi ise kendimi şanslı hissetmem için bir sebep...

Festivalin başlangıcının 1950 yılına kadar uzandığını duyduğumda şaşırmadım desem yalan olur. Yerli halktan öğrendiğim hikaye şöyle: Bölgedeki üniversite öğrencileri Odori Parkı’nda kendi çabalarıyla kar ve buzdan 6 büyük heykel inşa etmişler. Takip eden yıllarda, parktaki bu etkinlik festivale dönüşmüş.

Kardan yapılmış dev heykellere bakarken bu kadar karın oraya nasıl toplandığını düşünmeden edemedim. Sonradan öğrendiğim kadarıyla karlar büyük araçlarla çevreden toplanıp alana getiriliyormuş. Hatta bununla ilgili bir dostluk öyküsü varmış: Yakıt sorununun yaşandığı 1974 kışında, kar taşıyacak araçlara yakıt bulunamayınca heykeller ilk kez tahta kullanılarak yapılmış. Uluslararası kardan heykel yarışmasının başlangıcı da aynı yıla rastlıyormuş. Bu arada kar festivali sayesinde Münih ile Sapporo kardeş şehir olmuşlar. Şehrin ortasındaki küçük Bavyera heykeli de bu kardeşliği simgeliyor.
/images/100/0x0/55ead08cf018fbb8f8986d99


HEYKELLER GECE YAPILIYOR

Bu yıl festival 2 Şubat’ta başladı ve yedi gün sürdü. İrili ufaklı 300 figür sergilendi. Her yaştan ziyaretçinin ilgisini çeken festivalde eğlenmek için tek yapılması gereken, sıraya girip nizamı korumaktı. Japonlar düzenli olmaları ile tanınırlar, aynı düzeni festival alanında da koruyorlar. Açıkçası onların kurallarını çiğnememek için gösterdiğim özeni attığım adımlar içinde gösterseydim defalarca kendimi yerde bulmamış olurdum.

Heykelleri inşa edenler gönüllü heykeltıraşlardan oluşuyor. Festival döneminde dünyanın dört bir yanından buz heykeltıraşı geliyor kente. Önce heykelin planını çiziyorlar. Heykelin inşa edileceği noktaya tahta paravanlardan bir havuz kuruluyor. İçine karlar yığılıp, iyice sıkıştırılıyor. Sonra da karanlığın çökmesi bekleniyor. Zira gündüz sıcaklığında kar şekillendirmek zor. Gece sıcaklık istenilen düzeye düştüğünde işin erbapları baltalar ve küreklerle karı yontarak maharetlerini gösteriyor. Heykelleri festival boyunca koruyan ise iklim koşulları. Şubatta kentin ortalama sıcaklığı eksi 10 derece civarında.

Heykellerin temalarına gelince... Genelde dünyaca bilinen ünlü yapılar veya tarihe geçmiş isimler ele alınıyor. Örneğin 2004’te gerçekleşen festivalde, New York Yankees takımında oynayan ünlü Japon beyzbolcu Hideki Matsui’nin heykeli sergilenmiş. Park boyunca yürürken bir anda dünyanın tanınmış yapılarının yer aldığı ve dünya barışını simgeleyen dev heykel dikkatimi çekiyor. Gözlerim Türkiye’yi de sembolize eden bir şeyler arıyor ama nafile... İçimden hemen oracıkta birkaç Peribacası veya Truva Atı inşa etmek gelmedi desem yalan olur. Odori Parkı, Susukino ve Sapporo Satoland meydanları boyunca çeşitli temalarla inşa edilmiş olan bu heykeller, festival bitiminde erimeye veya bozulmaya terk edilmeksizin vinçlerle yıkılıyor.

Festival alanındaki stantlarda yiyecek, meşhur Sapporo birası ve sıcak şarap satılıyor. Karın üstünde, buzların arasında yürürken kimin canı dondurma ister? Japonların! Sanırım bu soğuğa bir tür meydan okuma ya da çivi çiviyi söker çıkarımı. Emekleme çağındaki bebeklerine bile dondurma yediriyor Japon anneler. Su içmek istiyorsunuz buzlu geliyor. Onlara uyum sağlamaya çalıştım ama nafile!

Etkinlik dahilinde konserler ve dans gösterileri de yer alıyor. Bu soğukta konser mi verilir diyorsanız, Japonlar yolunu bulmuş. Isıtma sistemli camdan bir fanusta sahneye çıkıyor sanatçılar.

KAR VE MUMUN BULUŞMASI

Sapporo’ya kadar gelmişken, şehre bir saat uzaklıktaki bir başka festivali görmeden olmazdı. Otaru kentinde
/images/100/0x0/55ead08cf018fbb8f8986d9b
düzenlenen "Işıldayan Kar Festivali" bu yıl 8-17 Şubat tarihleri arasında yapıldı. Etkinliğin merkezi Otaru’nun tam ortasından geçen kanal. Özenle restore edilmiş bu tarihi kanal ve çevresindeki yapılar binlerce mumla aydınlatılıyor. Soğuk havaya rağmen bu görüntü insanın içini ısıtacak kadar romantik. Yaklaşık 400 mum kanalda yüzdürülerek inanılmaz ışık oyunlarına sahne oluyor. Kanalın ışıldayan görüntüsüne bakarken gözlerimin dolduğunu itiraf etmeliyim. Sanki o ortamda kötü olan hiçbir his yok, herkes birbirini kucaklıyor. Sanırım diğer herkes aynı duygular içindeydi, yüzlerde hep tebessüm gördüm. Kanal boyunca yürümek, çevre halkının kardan elleriyle yaptığı, mumlarla süslediği figürleri görmek istedim. Epeyce zorlandım. Zira sadece iki kişinin yan yana geçebileceği genişlikteki bu dar yolda, fotoğraf çekenlerden sıyrılmak kolay olmuyordu.

Kanaldan uzaklaşıp şehrin sokaklarına doğru ilerledim. Buralarda binlerce çeşit mum ve camdan heykelin satıldığı hediyelik eşya mağazaları mevcut. Cam sanatı oldukça gelişmiş Otaru’da. Şirin cam bibloların satıldığı mağazalara girince, zaman duruveriyor. Her bibloyu incelemek, yasak olsa da dokunmak, sonra da satın almak istiyorsunuz. Bibloların çoğu yeni yıl temalıydı. Bir tane bile Japon sanatını temsil edecek biblo bulamadım. Bu arada mağazaların önüne dikilmiş tombul kardan adamlar da dikkatimi çekti. O kadar tatlılar ki, sarılıp bir daha bırakmak istemiyor insan. Tabii ki her mağazanın önünde birer tane kardan adam olması bende zamanla merak uyandırdı. Meğer onlar sadece kardan adam değil, aynı zamanda geleneksel Japon içkisi olan sake şişesinin de bir sembolüymüş.

Sapporo’ya nasıl gidilir?

Uzakdoğu’ya, özellikle Japonya’ya en ekonomik uçuşları Emirates Hava Yolları’nda bulabilirsiniz. Dubai aktarmalı uçuşla, Osaka’ya varıp sonrasında iç hatlara geçiyorsunuz. Yaklaşık iki saatlik bir uçuşun ardından Sapporo’ya ulaşabiliyorsunuz. Dilerseniz THY ile direkt Tokyo’ya gidebilir, Japon Havayolları JAL ile Sapporo’ya varabilirsiniz. Bu yol, ilk seçenekten daha pahalı.

JAPONYA’NIN KAR FESTİVALLERİ

Kurokawa Noh (1-2 Şubat):
Yeni yıla merhaba festivali. Owase Ya-ya Masturi (1-5 Şubat): Erkek dansçıların Japon usulü peştamal giyerek yaptıkları dansla ünlü. Hakodate Yuki no Saiten (1-2 Şubat): Buzdan heykeller ışıklandırılarak sergileniyor, kış sporları yapılıyor. Yuki no Carnival, (5-6 Şubat): Kar, buz heykeller sergileniyor. Gece meşalelerle ateş gösterileri yapılıyor. Otomatsuri (6 Şubat): Diğer adı Ateş Festivali. Beyazlara bürünmüş binlerce gönüllü, ellerinde meşalelerle yakındaki dağın yalçın kayalarına tırmanıyor. Asahikawa Fuyu Masturi (7-11 Şubat): Dünyanın önemli buzdan heykel yarışmaları düzenleniyor. En büyük kar heykeller burada yapılıyor. Toka-machi Yukimatsuri (Şubat ortası): Japonya’nın en uzun süren kar festivali. Kardan heykeller yapılıyor, ünlü kimono tasarımcısı Niigita Perfecture’nin kreasyonları sergileniyor. Yuki Toro Masturi (10-13 Şubat): 200 kadar yuki toro (Geleneksel Japon taş fenerlerin kardan yapılmışları) kar kaplı Hirosaki Parkı’nı süslüyor. Kamakura Festivali (15-16 Şubat): Bölgenin yerli halkı Kamakura adı verilen kardan bir ev inşa ediyor, ziyaretçilere geleneksel Japon yiyecek ve içecekleri ikram ediyor. Katsuyama Sagichosai (Şubatın son haftası): Geleneksel müzik grupları 12 farklı sahnede kesintisiz konser veriyor. Son gün, bölge halkı Dondoo Yaki töreninde yıl dekorlarını yakıyor.

(Not: Festival günleri mevsimkoşullarına göre değişebiliyor)

Flamenkoyu Cafe Patas’da Latin müziğini Küba Bar’da dinleyin

İspanyolların Avrupalılardan farkı gece hayatında net olarak görülür. İtalya dahil Avrupa’nın hemen tüm kentlerinde saat 21.00’den sonra sokaklar boşalır. Madrid tam tersi. Kent halkı saat 22.00’den sonra sokaklara atıyor kendini.
/images/100/0x0/55ead08cf018fbb8f8986d9d
Caddeler ışıl ışıldır. Restoranlarda bu saatte yemeğe oturulur. Hafta sonlarında sokaklardan insan seli akar: Çocuklu aileler, kızlı erkekli gruplar, yalnız kızlar, delikanlılar, turistler... Tatil köyü atmosferi yaşanır.

Bu ülkede kadınlar müthiş bir özgüven duygusuna sahiptir. Özgürce yaşarlar. Hiç kimse yolda yalnız yürüyen ya da plajda yalnız güneşlenen bir kadına, kafeteryada başbaşa oturan iki kadın arkadaşa, gece yarısı sokakta kahkahalar atarak dolaşan bir kız grubuna sarkıntılığa cesaret edemez. Hırsızlıktan, gasptan ağır bir suçtur taciz.

İspanyollar, bizdeki gibi masa donatıp, muhabbete oturmaz. Arkadaş gruplarıyla o bar senin, bu bar benim dolaşır, her kapıda iki tek atar. Boş restorana girmez, dolu restoranda sıra beklemeyi tercih ederler. Akşam yemeği 01.00’lere kadar sürer. Restoranda saat 24.00’e rezervasyon hiç de şaşırtıcı değildir. Yemek sonrası cila babından birer kadeh daha atmak gerekir. Bu şekilde saat 03.00’e kadar sürer gece. Hızını alamayanlar diskoteklerde eğlenip, sabaha uzanır. Sabah 06.00’da açılan diskotekler vardır. Bu tempodan sonra sabah işe nasıl gittikleri bilinmez.

Madrid’de birçok eğlence merkezi var. Tipik Madrid akşamı için Plaza Santa Ana ve çevresini tavsiye edebilirim. Özellikle de birbiri ardına her tür müziği bulabileceğiniz barlarla dolu Huertas Caddesi’ni. Bu caddede benim favorim Fidula. Sahneye çıkan topluluklardan blues ya da caz dinleyebilirsiniz. Kentin en iyi caz barı, Cafe Central de bu bölgede. Echegaray sokağında hip hop ve funky birçok bar sıralanmış. Kuyruk beklemeye razı olursanız meydanda şu anda Madrid’in en "in" mekanı Penthouse’a uğrayın. Lüks kulüpler Serrano ve Goya caddesi civarında. Serrano 41, Ramses, Velazquez 6 gibi... Bölge saat 01.00’den sonra hareketleniyor.

Flamenko gösterisi için Çingene sanatçıların uğrak yeri, Canizares Sokağı’ndaki Casa Patas’ı öneririm. Kaliteli bir mekan. Meydana yakın ara sokaklarda ve Calle La Cruz civarında oldukça eğlenceli Latin bar ve diskotekleri var. Aralarında özellikle Küba Bar’ı tavsiye ederim. Espoz Mina sokağında. Konserler 23.00’ten sonra başlıyor. Mojito veya Caipirinya yudumlayıp dans edenleri izleyebilir, farkında olmadan kendinizi pistte bulabilirsiniz.

Herhangi bir sürprize karşılık birkaç adres daha verelim: Calle Galileo, No: 100’deki Galileo Galilei’de bar atmosferinde konser dinleyebilirsiniz. Gençlerin gözdesi, yedi katlı Kapital adlı diskotek, Calle Atocha No: 125’te. Orta yaş grubuna hitap eden flamenko salonu arıyorsanız Florida Park’ı tavsiye edebilirim.
False