GeriSeyahat Endonezya’nın yaşayan etnografya müzesi
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Hürriyet Twitter
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi
Endonezya’nın yaşayan etnografya müzesi

Endonezya’nın yaşayan etnografya müzesi

Yeni Gine Adası’nın batı bölümü Endonezya sınırları içinde. Papua’nın iç bölgelerindeki Baliem Vadisi’nde yeryüzünün uygarlıktan en uzak kabilelerinden bazıları yaşıyor. Okurumuz Attila Atasoy, Türkiye’ye 12 bin kilometre uzaktaki adaya gitti. 1938’de varlıkları keşfedilen rengarenk Dani kabilesine misafir oldu.

 
Önce konuya açıklık getirelim: Afrika’daki Gine’lerden sonra Uzakdoğu’nun en uzağında, Pasifik’e sırtını yaslamış bu adaya, geç keşfedilmesinden olsa gerek Yeni Gine adı verilmiş. Avrupalılar Afrika’dakileri talan ettikten sonra sıra buradaki altın ve petrol yataklarına gelmiş anlaşılan. Avustralya’nın hemen kuzeyindeki dünyanın en büyük ikinci adası iki ülke tarafından neredeyse yarı yarıya paylaşılmış: Endonezya ve Papua Yeni Gine. Endonezya’ya bağlı bölümün adı Irian Jaya (Zafer Adası anlamında) iken sonradan Papua olmuş. Bu bölge, batı (Papua Barat) ve orta (Puncak Jaya) olarak ikiye ayrılmış. Her iki taraf da bağımsızlık istiyor.
Tropik zenginliklerle dolu adanın iki ülkesi maalesef geçinemiyor, bu kadar yakın olmalarına rağmen aralarında yol yok! Hoş Papua’da şehirlerarası karayolu da yok sayılır, ulaşım havayoluyla yapılabiliyor.
Biz, Endonezya’ya bağlı Papua’nın iç kesimlerine, Kuzey Baliem Vadisi’ne yollanacağız. Niye? Çünkü dünyanın en az kalmış, en ilkel (en doğal, en çıplak kabilesi Dani’ler ve birkaç farklı kabile de orada yaşıyor da ondan. Biz, penislerine kabak kılıf giydiren Dani’lere misafir olacağız. Ama önce Kuzey Pasifik kıyısındaki başkent Jayapura’ya, oradan da pervaneli uçaklı yerel havayoluyla Baliem Vadisi’nin merkezi Wamena kasabasına varmamız gerekiyor.

ALKOLE DAYANIKSIZLAR PALMİYE ÇİĞNİYORLAR

Beyaz adam 1938’da buraya ulaşıp kendi hallerinde modern çağın öğütücü sisteminden uzak yaşayan kabilelerin hayatlarına birdenbire girivermiş. Halbuki Baliem Vadisi’ndekiler kendi aralarında sadece arazi, kadın veya domuz için savaşırlarmış. Yaşamlarına tüketim hırsı, gelecek endişesi, stres girmemiş o zamanlar. Bu yöreye adım atan misyonerler halkın büyük bölümünü kağıt üzerinde Hıristiyan yapsalar da halk animist (ataya tapan) geleneklerini bugün de devam ettiriyor. Yörenin en kalabalık kabilesi Dani, Yalı ve Lani’ler. Ormanın derinliklerindeki köylerinde yaşıyorlar.
Koyu mor renkli patates tarlaları, domuz festivalleri, bataklıklar, coşkulu akan nehirler, çöken köprüler, çamur, tropikal orman, karides yetiştirilen gölcükler ve yerel pazarlar diyarı Baliem Vadisi, ortalama bin 500 metre irtifada. Merkezi Wamena. Bu isim domuz çiftliği anlamına geliyor. Kasaba büyük pazarıyla meşhur. Yerleşimin çoğu barakalardan oluşuyor. Havaalanı ise fabrika deposunu andırıyor. İnsanların çoğu kısa, ince vücutlu, kafaları iri, dişleri bembeyaz. Ruanda’nın gorillerini andırıyorlar. Etraftaki çok sayıdaki domuz zenginlik işaretiymiş. Bölgede alkol yasak, zira halkın bünyesi alkolü kaldıramıyormuş. Ama deli gibi sigara içip palmiye meyvesini çiğneyerek kafa buluyorlar. Ağzı kırmızıya boyayan meyve sonra tükürüldüğünden yollar kanlı izlenimi veriyor. Çarşısı da barakalardan oluşuyor ama içleri satılık TV cihazı dolu. Merkezimiz Wamena olmak üzere hergün Baliem Vadisi’nde sefere çıkacağız. Napua tepeleri de bunlardan biri.

KABİLELERE ULAŞMAK BAŞLIBAŞINA MACERA

İlk gün, tropik yağmurlar eşliğinde (yağış sezonu kasım-şubat arası), koltukları lime lime olmuş, konserve kutusu kıvamındaki minibüsümüzle yeterince çalkalanarak kabilelere ulaşmaya çalıştık. Fakat heyhat! Muazzam bir heyelan yolları (patika desek daha doğru) yok etmişti.
İkinci gün nehir köprüsü selden çöktüğü için kenarlardan tutunarak geçmemiz gerekti. Karşı tarafta bekleyen, daha doğrusu iletişimsizlik nedeniyle geç gelebilen diğer bir minibüsle yine yeterince çalkalanarak köylerin bulunduğu bölgeye ulaştık. Ama o ne? Yine çökmüş bir demir köprü ve yanında geçmemiz gereken ipten asma köprü var. Bitmedi! Kalınca, ağaç dalından köprülerle (!) atlamamız gereken kirli bataklık dereler var. Ve tabii bir kısmımız düşüyor. Yürüyen balçıklar halindeki arkadaşlarımızı en yakın köye yıkanmaları için yetiştiriyoruz. Buna sürünmek desek daha doğru olacak. Neyse kanalizasyon kirini köyün kuyusundan temiz suyla ve köylülerin yardımıyla temizliyoruz. Ama bu bizim istediğimiz Dani köyü değil maalesef.
Papua’da 30’a yakın etnik grup var. Hepsinin dili ya da lehçesi ayrı. Onları doğal yaşamlarında yakalamak isteyen belgeselciler gibiyiz. Israrlı yürüyüşlerimiz kâr etmedi tabii. İstediklerimiz heyelan dolayısıyla kapanan bölümün diğer tarafındaydı çünkü. Sürünerek döndüğümüzde pırtık minibüsümüz bize limuzin gibi geldi.

BANYOM TROPİK HAYVANAT BAHÇESİ

Wamena’daki otelimizde banyo odanın dışındaydı. Şahidimdir ki kova ve maşapayla üç gün çamaşır yıkadım, çamurlar yine temizlenmedi. Tuvaletin üstü mazgallı açık tavanından hergün yağmurlarla sulanan tropikal nebat azarken içinde barındırdığı börtü - böcek, sinek, kertenkele arkadaşlarla bol halvetli günlerim oldu. Ama müjde, Wamena’nın tek iyi oteli Baliem Pilano yenileniyordu. Şimdi siz giderseniz daha konforlu konaklayabilirsiniz...
Her köyde genellikle 3-5 aile birlikte kalıyor. Uzun bina mutfak. Çok sayıda domuz var. Her aile yemeğini ayrı pişiriyor. Erkekler ve kadınlar ayrı kulübelerde kalıyor. Seks için erkek bir süreliğine kadının yanına gidiyor. Çocuklar anneyle kalıyor. Doğuran kadın ve eşi 2,5 sene boyunca seks yapmıyor. Erkek çocuk sakalları çıkmaya başlayınca sünnet oluyor ve o kabak kılıfı (koteyka) penisine takıyor. O zaman erkekler kulübesine girme hakkı kazanıyor.
Bu defa yoğun acenta görüşmeleri meyvesini veriyor, gayet sağlıklı ciplerle önceden tam organize edilmiş seferlerimize başlıyoruz. Yine malum köprüden asılarak geçiyoruz, köprüaltı suyun derinliği altı metre, alıp götürebilir ama bu defa eğitimliyiz. Yol boyunca mor renkli tatlı patates tarlalarından geçiliyor.

SACDA KAVRULAN ŞEF MUMYASIYLA BAŞBAŞA

Jiwika köylüleri bizi en doğal (!) halleriyle kabul edip fotoğraf çektirmek için para istiyor. Daha sonra 250 yıllık bir şef mumyası getiriliyor. Savaşta ölen şefin iç organlarını temizleyip özel bir ilaç karışımıyla cenin pozisyonunda sacta kavurmuşlar. Mumya bu yüzden simsiyah. En sonra hediyelik kolye, file çanta, başlık, kama, bilezik ve koteyka denilen o meşhur kabak kılıflardan satmaya çalışıyorlar. Bir misafir kulübesi var, kiralıyorlar. Alman bir çifte rastlıyoruz. Onlarla üç gün birlikte yaşamak için gelmişler...
Sunbaima köyünde benzer bir mumya daha gösteriyorlar. Mumyalar şefin çadırındaki karanlık gizli bölmeden çıkartılıp bir sandalyeye konuluyor...

KÖYDE ATEŞ DANSI

Hemen yakındaki Anemoigi köyüne, kaygan çamur patikadan engel atlanarak ulaşılıyor. Kapıda savaş şovlarıyla karşılıyorlar. Hepsi “kabak”lı. Genellikle yaşlıların kabak giydiği kabilelerden sonra burada gençlerin de aynı aksesuvarı kullanması şaşırtıyor bazılarımızı. Daha sonra çıplak göğüslü kadınların da katıldığı karşılama şovu başlıyor. Ateş dansı ve muz ikramının ardından satışlar başlıyor. Birbirimize çok ısınıyoruz. Yağı gözlere iyi gelen kırmızı pandanus sebzesinden ikram ediyorlar.

JAYAPURA ve SENTANİ GÖLÜ

Endonezya’nın Papua özerk bölgesinin başkenti Jayapura, kuzey Pasifik kıyısındaki çok hoş, küçük bir şehir. Havaalanından 35 kilometre uzaklıkta. Tek bağlantı yolunda trafik yoğun. Bilhassa motorsiklet sayısı çok fazla. Devamlı kazalar oluyor. Bir tarafı kuzeyden Pasifik’e, diğeri güneybatıdan Sentani Gölü’ne bakıyor. Büyük bir tatlı su gölü olan Sentani, timsahları ve Sentani kabilesinin yaşadığı Asei Adası’yla meşhur. İkinci Dünya Savaşı’nda Japonlarca işgal edilmiş, sonra Amerikalılar gelmiş. Balıkçılıkla geçinen kabile, sahil boyunca sırıklar üzerinde sıralanan ahşap evlerinde, gölde yüzen domuzlarıyla, öğretmensiz okullarıyla mutlu.

KISA, KISA

* UNESCO Dünya Mirasi Listesi’nde yer alan Lorenz Milli Parkı, adanın güneyinde. * Adanın en yüksek tepesi 5 bin 50 metrelik Puncal Jaya. * Adada tespit edilen 16 bin bitkiden 124’ü endemik. * En önemli geliri altın, ayrıca bol petrol bulunduğu söyleniyor. * Wamena’ya her türlü araç, gereç, yiyecek havayoluyla geldiği için pahalı. Bu bölgede beş özel havayolu şirketi faaliyette. * Ulaşımda kullanılan çift kişilik bisikletlere beçak, motorlu taşıyıcılara ocak, minibüs dolmuşlara bemo deniyor.

DÖRT UÇAK DEĞİŞTİRDİK TOPLAM 23 SAAT UÇTUK

17 bin adadan oluşan Endonezya’ya gitmek gerekiyor önce. Öyle kolay değil tabii. İstanbul’dan Singapur’a 12 saat, Singapur’dan aktarmayla başkent Jakarta’ya iki saat, sonra yerel havayoluyla Sulawesi Adası’nda da yolcu alış beklemesiyle sekiz saat uçuyorsunuz. Bitmedi: Wamena için de bir saat kadar uçmanız gerekecek. Bu arada yerel uçaklarda ikram olmadığını hatırlatayım.

False