GeriSeyahat Gidiyorum yayladan güz geldi onun içun
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Hürriyet Twitter
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi
Gidiyorum yayladan güz geldi onun içun

Gidiyorum yayladan güz geldi onun içun

Doğu Karadeniz yaylalarının en güzel zamanının temmuz olduğu sanılır. Oysa yöre halkı temmuz ve ağustosa “çürük aylar” adını takmıştır.

Yağmur ve nem mevsimidir. Kaçkarlar’da bulutlar eylül ortasında dağılır, hava berraklaşır, ormanlar sarılı, kırmızılı elbiselerini giyer. Bu şölen ekim sonuna kadar sürer. Vargitler de eylülde açar. Bu çiçekler Kaçkarlar’da yayladan dönüşün işaretidir. Vargit çiçeği, güz çiğdemi olarak da bilinir, yörede huzmancuk da denen vargitin Latince ismi Colchicum speciosum’dur. Yaylalarda beyaz renkli, köylerde ise pembemsi renkte açan vargitler görüldüğünde Doğu Karadeniz yaylalarından göçün zamanı gelmiştir. Köyde ise uzun bir kışa hazırlığın habercisidir.

Kaçkarlar’da sonbahar döngüsü başlarken dağların üstlerini saran orman güllerinin yaprakları kızarmaya yüz tutar. 2 bin metrenin altındaki orman örtüsü ise bu kez sarı ve kızılın tonlarına bürünerek renk cümbüşünü yaşar. Yaban hayvanları kış uykusu için kendilerine bu mevsimden yer arama telaşındayken, yaylacılar da yaz boyunca özgürce salınan ineklerinden elde ettikleri katıklarını “kadin” denilen ahşap saklama kaplarına yerleştirir. Katıklar kışın köyde tüketilecek, bir kısmı da gurbetteki akrabalara gönderilecektir. Evler toparlanır, yataklar “tacar” edilir, yani tavandan asılır ve seneye buluşmak üzere dağlarla hüzünle vedalaşılır.
Kaçkar Dağları ekosistemindeki yaylalar gurbetçi Hemşinli ve Lazların yazlarını geçirdiği, eskiden çokça hayvanlarıyla birlikte göç ettiği bir alanken şimdilerde bir kaçış noktası, nefes alma alanı adeta! Çamlıhemşin ilçe merkezinden geçip sola sapıldığında Hala Deresi boyunca uzanan köylerin yukarısında adını kaplıca turizmiyle duyurmuş Ayder’in yanı sıra Kavrun, Ceymakcur, Paakçur, Huser ve Avusor gibi yaylaları görmek mümkün. Çamlıhemşin’den Fırtına Vadisi’ne doğru devam edildiğinde ise Çat’tan başlayarak Elevit, Haçevanak, Karunç, Trovit, Palovit, Apevanak gibi yaylalara ulaşılıyor. Mayıs - haziran ayları Kaçkarlar silsilesindeki onlarca yaylaya göçün başlangıç zamanı, eylül sonu ise artık yayladan inilmesi gereken zaman; çünkü kar kapıya dayanabilir, gitmek imkânsızlaşabilir... O nedenle vargitleri göz ardı etmemek gerekir.

ASIRLIK AĞAÇLARIN, BUZ GİBİ PINARLARIN ARASINDA

Çocukluğumda baharda yaylaya çıkmak, çok erken saatte uyanıp zorlu bir yolculuğa hazırlık yapmak demekti. Katırlara yüklenen erzaklar, üç ay yayladan dönülmeyeceği düşünülülüp iyi seçilmeliydi. Gerçi katırcılık da o zamanlar bir meslekti ve erzağı bitenlere çoklukla gönüllülük esasına dayalı erzak getirilirdi. Biz sabah erkenden hayvanlarımızla yollara düştükten sonra artık düşündüğümüz başka bir şey yoktu. Ne ilginçtir ki bütün bir kışı ahırında geçiren inekler de bir müddet sonra yayla kokusunu alıp yolları ezbere gider olmuştur. Pokut yaylası Makrevis, Ortan ve Pogina köylülerinin ortaklaşa kullandığı, 2 bin 100 metre irtifadaki bir alan. Biz de yayladaki evimize ulaşmak için sabah erkenden yola çıkardık. Yaylada elektrik olmadığından gündüz gözüyle her şey ayarlanmalıydı. Sabahın mahmurluğunda ilk etapta zor olsa da belli bir mesafe kat ettikten sonra şölene dönüşen yolculuğun en güzel taraflarından biri buz gibi pınarların yanı başında mola verip, evde hazırlanan kumanyayı yemekti. Genellikle sabah pişirildiği için sonradan buz gibi olan yumurta, domates, salatalık, ekmek bazı yolcularda da karalâhana sarması bu kombinasyonu tamamlardı. Bu tadını başka hiçbir şeyde bulamadığımız yemek ritüelinden sonra, yola koyulurduk. Asırlık çam ve gürgen ağaçlarının arasından yukarılara doğru tırmanmak zor olsa da yer yer düzleşen orman patikaları bir nebze olsun yorgunluğumuzu hafifletirdi. Yolculuğun bitiş işareti Pokut’a yarım saat mesafedeki Pilunçut Hanı’na ulaşmamızdı. Pilunçut düzlüğünü geçtikten sonra sağ tarafta kalan Sal yaylasını doyasıya izler, kendi yaylamız olan Pokut’a doğru yol alırdık. Sonrası özgür yayla zamanları...

BERRAK HAVADA YAYLADAN AYRILMAK ÇOK ZORDUR

Yaylada yaşamak özgür olmaktır. Bu özgürlüğü kısıtlayan tek şey mevsimlerin değişimidir. Güz yayladan inme mevsimidir ve Kaçkarlar’da “Huzmancuk” denen vargitler açtığında artık yayladan gitmenin zamanı gelmiştir. Yola çıkmak zordur. Bunun için türküler yakılmıştır: “Dağlar doli likaba manişak aman / argatiya günleri düşledim aman...” Yani, yaylada yemiş çoktur, imece vardır ve yayladaki günleri dönünce herkes arar.

Gurbetten gelen ya da yörede yaşayan kim olursa olsun yayla, her zaman Kaçkarlar’da yaşayanların hayatında var olan, korunduğu müddetçe de var olacak bir yer. Artık yaylaların her birine araçla ulaşılabiliyor, dolayısıyla gidip gelmek mesele değil. Eskiden saatlerce yürünen yollar da yok, zavallı hayvanlar kilolarca yükü taşımıyor. Ama yayla her zaman var. Yaylacılar, kulaklarında çardaktan gelen tulumun ağlatan sesi ve arkalarında bıraktıkları “gözü yaşlı” dağlarla vedalaşırlar... Hele hava açıksa, dağlar tüm güzelliğiyle sizi selamlayorsa ayrılmak pek zordur. Son bir kez daha bakılır ve iki damla gözyaşıyla bağırlara taş basılır. Yaylada her türlü teknolojiye rağmen inek besleyen, katığını kaplara koyup köyüne indiren ve kışlık tüketecek her yaylacıyı şu türküyle selamlayalım: “Gidiyorum yayladan / Güz geldi onun içun / Her puğardan su içtum / Sevduğum senun içun...”

YAYLA EVLERİ LADİN VE KESTANEDEN YAPILIR

Sal ve Pokut’ta evler geleneksel ahşap ev yapımına uygun, genellikle ladin ya da kestane ağacından yapılan, mimari olarak da özenilmiş evler olarak göze çarpar. Alt katında ahırların yer aldığı, en fazla üç odası bulunan, çok eskileri alçak tavanlı ama son dönemde yapılanları iki katlı olan bu evler artık çoğu kişi için sayfiye evi özelliği taşıyor. Yine de yaylacılık devam ediyor ve insanlar yaylaları boş bırakmıyor, yaylasına sahip çıkıyor.

 

False