Yonca TOKBAŞ

Sex and The City Türkiye

17 Temmuz 2012
Hayatın eli olsa, tokadı basardı icabında. Ama eli yok.

Çok konuşanlara meydan boş kalıyor bu durumda. Hayret ediyorum insanların haddini aşan papparazileşme merakına.
Neydisi, kimdisi hiç önemli değil ortak payda “yargılamanın kolaylığı” olunca.
Olaylara baktıkça bağlantı kurdum eskiden seyrettiğim bir dizi ile, hayata ve yaklaşımlarıMa dair bir anda.
Kendi adıma.
“Sex and The City” (Seks ve Şehir) diye bir dizi vardı malum zamanında.
O dizinin başrol oyuncusu olan kadın Carry, Mr. Big' e çok aşıktı. Carry bir ara Aiden diye, çok beğen(dir)ilen bir adamla çıktı.
Aiden “doğru adam” dı.
Kime göre “doğru adam” dı?
Senaryo öyle yazılmıştı. Bize “doğru adam budur!” diye dayatılmıştı. Biz de bayılıyorduk Aiden denen karaktere. Carry, Aiden' la çıkarken, her şey yolundayken, kusur yokken (yine kime göre?) onu, Mr. Big ile aldatmaya başladı.
Dayanamadı. Çünkü Carry insandı. Kalbi hep yasak elma Mr. Big’e kayıktı.
“Hata” yapmak insanca ve çok kolaydı. (“hata” yine kime göre?)Gönül ferman dinlemezdi ki işte... ota da moka da konardı nedensizce.
“Yanlış!” denilen adamı elinde olmadan çok severdi. Elinde olmadan, ne yaparsa yapsın hep ayrılmak zorunda kaldığı, bu “yanlış adam” ı, yani Mr. Big' i CANI çekerdi.
Carry bi gün, sevgilisini aldatmakta olduğunu kız arkadaşlarına söylemeye karar verdi. Çünkü insandı. Paylaşmanın TADI vardı.

İki arkadaşı "görüş" bildirdi.
Biri: “Hata” dedi.
Biri: “Olmaz” dedi.
Sıra üçüncü arkadaşı Samantha' ya geldi.
Dikkat parantez açıyorum.
Samantha, ilişkilerini görüntüde cinsellik üzerine yaşamayı tercih eden; ama bence, hayatı seven, anlayan ve yaşayandı.
O da gerçekti.
Benim favorimdi.
Samantha, Carry' i SADECE dinledi. Carry olan biteni anlatırken, önceki YARGILAYICI görüşlerden yaralı:
"Sam, Lütfen beni YARGILAMA!" dedi.Sam şak cevabını verdi:
"Who am I to judge you!?" diye. Yani,
"BEN kimim ki senin YARGILAYAYIM!" dedi.
Burada kocaman bir nefes alıyoruz valla.
İşte ben, bu cümlede takılı kaldım uzuuunca bir süre. Ve oradayım hala da.
Burası, yani HAYAT, bir mahkeme değil. Bizler de ne hakimiz, ne jüri, ne de hakem...
Alt tarafı insanız. Kul yani.
Ölümlü. Gayet basitiz.
Hatalarımızla, günahlarımızla, iyi-kötü sevaplarımızla. Doğru veya yanlış.
Geçmişimizde kalır, evet.
Unutulmaz ve silinmez.
Canın yanar, doğru merhem bile bazen fayda etmez. Yaranı iyileştirmez.
Bu da güzel ya!
 
Ne dersler alınır o izlerden, kendi “kişiye özel” tarihimizden.
Geçmişe bakıp: "Bu sefer daha iyi yapabilirim" denilecek ne çok şey vardır kendi belgelerimizden!
Ve bir de...
İnsan, kendi başına gelmeyen hakkında çok şey söyler başkasına. Kendi başına gelince ne söyleyeceğini bilemez, yaşar azıcık yüzü kızara kızara...
Canı çekmiştir alt tarafı.Kararlar ve sonuçları kendine aittir ne de olsa.
Her koyun kendi bacağından asılıyor ya nasılsa...
Uzun lafın kısası:Biz kimiz ki onu-bunu yargılayalım bu hayatta?
Konuşmak çok kolay.
Ben “O” olmayınca.
Yonca
“ARgıç”

Yazarlar Ana Sayfa
HaberlerLatin Amerikagünah benimdüetgarsoncenazediyarbakırpkk