"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Sevişmenin anadili

BİR erkeğin koynunda anadilinden başka bir dili konuşmayı reddeden kadın sizce nasıl biridir?

Bunu neyle açıklayabilirsiniz?

Kadın inadı mı?

Kadın cesareti mi?

İkisi birden mi?

Yoksa erkek zaafı mı?

Bugün anlatacağım hikáye biraz bununla ilgili.

Yani, beni kadınlar karşısında hep dizlerimin üzerinde bırakan bir edadan, bir karakterden söz edeceğim.

* * *

1333 yılının yaz aylarında bir gün, İznik’te ilginç bir buluşma oldu.

Buluşma bir kadın ile bir erkek arasında gerçekleşti.

O tarihlerde aralarında evlilik veya akrabalık bağı olmayan bir erkek ile bir kadının buluşması olaydı.

Bu buluşmanın çok daha çarpıcı bir özelliği vardı.

Buluşan kişiler bir Osmanlı Sultanı ile bir Arap seyyahıydı.

Seyyahın adı İbn Battuta idi.

Onunla buluşmayı kabul eden kadın ise Nilüfer Sultan’dı.

Yani Osmanlı’nın kurucu padişahlarından Orhan Gazi’nin eşi.

* * *

İbn Battuta, bir ülkeyi gezdikten sonra İznik’e geldiğinde Nilüfer Sultan’ın orada olduğunu öğrenir ve onunla görüşmek ister.

Aslında hiç umudu yoktur ama onu şaşırtan bir cevap gelir.

Nilüfer Sultan, kendisini sarayın 3 kilometre uzağındaki çadırlarda kabul edecektir.

İbn Battuta, yol boyunca bir gazeteci tecessüsü ile Nilüfer Hatun’a soracağı soruları düşünmektedir.

Nilüfer Hatun bir Bizans tekfurunun kızıdır.

Bir efsaneye göre savaşta esir düşmüş ve Orhan Gazi ile evlendirilmiştir.

İbn Battuta, cidden merak ediyordu bu işi. "Bizans kızı gönüllü müydü sultanlıkta yoksa baba evinden zorla koparılıp kaçırılmış mıydı?"

Yolda konuştuğu tercüman, onun asıl isminin Olifera olduğunu söylemişti.

Müslüman olduktan sonra Nilüfer adını almıştı.

Yani bir su çiçeğiydi.

* * *

İbn Battuta ilk şoku, Nilüfer Sultan’ı gördüğünde yaşayacaktı.

Çünkü Nilüfer Sultan, o güne kadar gezip gördüğü Müslüman ülkelerin kadınlarından çok farklıydı.

Yüzünde peçe yoktu.

Yüzünde, öyle zorla sultan olduğuna dair bir iz de yoktu.

Bacıyan-ı Rum terbiyesi içinde yetişmiş kadınların kendine güveni onu gerçekten şaşırtmıştı.

Ahilik terbiyesi almış kadınlara böyle deniyordu.

Osmanlı iktidarına Fatih Sultan Mehmed gibi bir torun verecek olan bu kadın kimdi?

"Akıncıların askeri bir tertiple dağıttığı düğünden telli duvağıyla Kayı obasına gelin gelmişti."

Kimine göre kendi rızasıyla gelin gelmişti.

Kimine göre ise "Hiç rızası olmadı, ahdetti de bir daha kimseyle konuşmadı, hatta oğullarıyla ölünceye kadar Rumca anlaştı".

Yani kocasının koynunda bile anadilinde sevişti.

Peki İbn Battuta karşısındaki bu eda, bu dimdik duruş nereden geliyor?

Onun cevabı da Kayı boyunun Bacıyan-ı Rum’unda yazılıdır:

"Gerdek gecesi tacını takan kadın, bir daha hiç ağlayamaz."

* * *

Anadil benim hep bir taraflarımı kurcalamıştır.

Mesela, hayatım boyunca şu sorunun cevabını hep aradım:

Sevişmenin bir anadili var mıdır?

Bence vardır.

Ve o dil gerçekten anadildir.

Benim için Türkçedir.

Ya Nilüfer Hatun’unki neydi?

Bana göre bir kadının kendini vermemesinin en anlamlı yolu budur.

Yani erkeği anadiline davet etmek.

* * *

Bu bilgileri İslami kesimin önde gelen köşe yazarlarından Sibel Eraslan’ın "Kadın Sultanlar" adlı kitabından aldım.

İslami kesimin kadın yazarlarında son yıllarda müthiş bir açılım var.

Kendilerine ait çok ince cinsel kodlar geliştiriyorlar.

Üzerinde İslami ebrular dolaşan metinlerin içine çok mahirane şifreler yerleştiriyorlar.

Ama o cinsellik giderek kendini ele veriyor.

Ya da biz de o dili öğrenmeye, o şifreleri çözmeye başlıyoruz.

Böyle olunca da okumanın tadına varıyoruz.



<ı>(*) Sibel Eraslan: "Osmanlı Sarayında Kadın Sultanlar", Selis Kitapları, Temmuz 2007.
X