"Deniz Sipahi" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Deniz Sipahi" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Deniz Sipahi

Sevinerek görüyorum ki bu sefer herkes hemfikir

YAZI yazarken, habere bakarken hiçbir takımı tutmam.

Bu kadar açık ve net yazıyorum.
Bir tercih yapmam gerekirse; hep İzmir takımlarından yana tavrımı koyarım.
Çok önemli değil, sahadaki takımın Karşıyaka olması...
Göztepe de olabilir, Altay da Buca da...
Ama sporu seviyorum.
Yıllarca voleybol oynadım, basketi hep keyifle takip ettim.
Ama futbolun yeri çok ayrı...
Futbol büyük kitleleri ilgilendiriyor, aynı zamanda bir sosyalleşme alanı...
O yüzden statları bir futbol mabedi olarak görüyorum.
Sosyolojik bir araştırma mı yapmak istiyorsunuz, insanların ruh halini mi takip etmek istiyorsunuz, gidin statlara bakın.
Size çok şey söyler.
Yıllardır aynı şeyi söylüyorum ve bu konuda ısrarcıyım.
İzmir’i futboldan soğutan statlarımızın kötü oluşudur.
Son günlerde yapılan polemikleri de çıkan tartışmaları da yine İzmir adına olumlu buluyorum.
Şurası ya da burası...
Şu ya da bu kurum yapar...
Hiç önemli değil.
Sevinerek görüyorum ki, herkes bu sefer hem fikir...
İzmir’e yeni statlar yapılacak.

Doğrusu buydu başkan

BİR şeye daha seviniyorum. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu çıkıyor ve diyor ki:
“Kimseye ihtiyacım yok. Bu stadı ben yaparım. Söz verdiğim gibi... Hatta daha iyisini ben yaparım...”
Başkan Kocaoğlu’nun seçim öncesindeki vaadi 15 milyon liralık bir kaynaktı.
Bizler o zaman dedik ki...
Başkan yeni bir Alsancak stadı yapmayalım. Gelin UEFA standartlarında 25 bin kişilik, Karşıyaka’ya yakışan bir stat yapalım.
Yan tesisleri de unutmayalım. Yani buraları yaşasın, birer sosyal alanlar olsun.
Başkan masaya yumruğunu vurdu ve İzmir’in beklediği standartlarda bir stada “Evet” dedi.
Doğrusu buydu başkan...

Bu konuda en koyu Galatasaraylı kadar söz hakkım var


HANGİ kulübümüze kim destek veriyor, hangi kurumumuz sahip çıkıyorsa onunla birlikte olmalıyız, ona sahip çıkmalıyız. Böyle düşünüyorum. Geçen hafta yaşanan bir tartışma beni gerçekten üzdü. Ve hepimizin bir kez daha düşünmemiz gerektiğine inandım.
Galatasaraylı değilim. Ama Galatasaray’ın Türkiye’nin en önemli kulüplerinden biri olduğuna hep inandım. UEFA Şampiyonluğu Türkiye’ye verilecek en güzel hediyelerden biriydi. Bir de Galatasaray Lisesi’nin kulübe verdiği havayı ve misyonu, yine bir Francofon olarak hep takdirle izledim. Ve elbette, yeni stadın müthiş atmosferinden etkilenmemek mümkün değil.
Böyle eserler bir kişinin emeğiyle olmuyor. Ama bazı insanların desteğini, katkılarını, harcadığı zamanı da unutmamak gerekiyor. Türk Telekom Arena’nın proje aşamasından yapımına kadar Işın Çelebi’nin emeğini kim göz ardı edebilir? Kimse... Ben Çelebi’yi ne zaman arasam ya da o beni arasa, hep statla ilgili bir mesele yüzünden yurt dışındaydı veya inşaatın bizzat başındaydı.
Bu proje aşamasında birçok krizi de Işın Çelebi yönetti. Öyle anlar yaşandı ki, proje rafa kaldırıldı ya da en başa dönüldü.
Bu işler kolay değildir. İnsan psikolojisi bir anda değişir. Hele konuştuğumuz insan, taraftarsa, bir de üstüne fanatik damgası yakasına yapışmışsa, iş daha da zor demektir.
Elbette, her kulübün bir iç işleyişi ve mekanizmaları var.
Ama sorun ne olursa olsun, böylesine bir yatırım için aylarını harcamış, alın terini ortaya koymuş ve her seferinde takımına olan bağlılığını dile getirmiş bir insanın Galatasaray yönetimi tarafından ihraç itmesiyle disiplin kuruluna verilmiş olmasını bir futbolsever olarak içime sindiremedim.
Tekrar ediyorum. Galatasaraylı değilim.
Ama bu benim doğruları yazmama engel değil. Kendimi en koyu Galatasaraylı kadar bu konuda söz hakkım olduğunu düşünüyorum.
Nitekim Işın Çelebi’ye twitter’dan binlerce destek mesajı geldi.
Ben de onlardan birini attım.
Ve dedim ki:
“Renkler, takımlar bir yana... Emeğe, alın terine sahip çıkalım. Vefayı unutmayalım. Olaylara gönül penceremizden bakalım...”

Bazı şeyleri sadece şiir yapar

NE güzel yazmış Küçük İskender...
“Gözleri gözlerime katarakt gibi indi...”
Ve ne güzel dile getirmiş Ertuğrul Özkök...
“Ey içindeki ateş hiç sönmeyen arkadaşlar, buradan ilan ediyorum. Yeni Üvercinka’mızı bulduk. Artık hepimiz aşık olabilirsiniz. Sevgili Ahmet Hakan, son sözüm sana kardeşim. ‘Şiir öldü’ diyorsun, sakın asıl ölen biz olmayalım. Hani o ahlak örtüsünün altında kalıp da, ‘Orada kimse var mı’ çağrısına seslenen ceset gibi... Bak şiir ölmemiş. Bizim terk ettiğimiz arka sokaklara, sokak çocuklarının mutenasız semtlerine, ıssız adam mahallelerine iltica etmiş...”
Ben de şiirin ölmediğine inananlardanım. Öyle kelimeler yan yana gelir ki, insan yeniden aşık olur, yeniden hayata bağlanır, yeniden hayata başlama, her şeyi yeniden ve sıfırdan yapma gücünü hisseder.
Bunu da şiir yapabilir.
Küçük İskender’ler gibiler yapabilir.

X