Gündem Haberleri

    Sevgi'nin Diviti

    Hürriyet Haber
    11.11.2001 - 02:10 | Son Güncelleme:

    Tarih en iyi savaşta talan edilir

    Gözlerim yuvalarından fırlamış yerdeki parçalara bakarak bunu nereden buldunuz diye sordum. Yerde nefis bir Bizans Kilisesi'nin kubbesi ve mihrabına ait freskler parçalar halinde yatıyordu. Kilise kubbesi Kuzey Kıbrıs'tan gelmişti. ‘‘ Nasıl çıkarabildiniz bunu, bu Kıbrıs'a aittir’’ kelimeleri gayri ihtiyari ağzımdan döküldü. Bir kaç sene sonra bir arsaya nefis bir modern kilise yaptılar, bu freskleri içine oturttular, kapısına da ‘‘Bu kilise Kıbrıslılara aittir’’ diye bir levha astılar.


    New York'ta en meşhur ve en pahalı dükkánların bulunduğu caddelerden biri olan Madison Avenue üzerindeki bir antika galerisinin sahibi dostumdur. Bir akşam üzeri biraz ileride bulunan sokaklardan birinde yeni açtığı başka bir galeride içkiye, sonra da Carlyle Oteli'nde yemeğe davet etti. Yeni galeri Avrupalıların ‘‘private’’ dedikleri özel müşteriler için açılmış ve ‘‘by appointment’’ tabiriyle ancak randevu ile gidilen bir mekándı.

    Yeni galeri, New York'un en mukim semtindeki caddelerden birinde son derece zevkli ve şık döşenmişti. Etrafa münasip bir şekilde serpiştirilerek arz edilen nadide mallar insanın göz zevkine hitap edip yüreğini hoplatıyordu. Bu arada gene bana çok kızacak olan müze uzmanlarımdan özür dilerim, zira ben antikacı ağzı olan tabirle ‘‘eser’’ kelimesi yerine ‘‘mal’’ kelimesini ağız alışkanlığı ile gene kullanmaktayım. Şunu da özellikle belirtmeliyim ki, 15-20 senedir tanıdığım halde bu antikacıdan daha hiç bir mal satın almadım. Beni hálá potansiyel müşteri olarak görüyor olabilir ama kendisi oldukça romantik ve insan ilişkilerine, dostluğa da değer veren bir kişidir.

    İRAN, RUSYA, KUVEYT

    Galerideki kokteylde ve devamı olan yemekte yirmi kişiydik. Metropolitan Müzesi ve Princeton Üniversitesi Müzesi'nden uzmanlar, koleksiyonerler, ev sahibinin bankeri ve mühim vakıfların başkanları ile birlikteydik. Bu ülkelerde kimsenin kompleksi olmadığı ve herkes kendi menfaatini düşündüğü için, Türkiye'nin tam tersine uzmanlar, koleksiyonerler ve tüccarlar iç içe yaşarlar. Herkes birbirinden istifade eder. Dünyadan haberi olan bu kişilerle güzel bir yemek yedik. Bu arada koleksiyon yapanların, koleksiyonları için para harcayanların ne iş yaptıklarını merak ettim ve hepsinin müteahhit olduklarını öğrendim. Anlaşılan oranın para yapan bir kısım zevatı da Türkiye'deki gibi müteahhitlerden oluşmaktaydı.

    Yemek masasındaki konulardan biri, Afganistan'dan kaçırılan sanat eserleriydi. Bu meyanda bu sohbet ister iç savaş olsun isterse dış düşmanlarla savaşılsın, savaşta insanların sadece canlarını kurtarmayı düşünmediğinin, devletlerin mal varlığı olan eski eserlerin nasıl talan edildiğinin bir beyanıydı.

    Sohbet esnasında aklıma, komünist rejimden liberal rejime plansız ve programsız bir şekilde geçen demir perde ülkelerinin enternasyonal antikacılar tarafından nasıl talan edildiğini gözlerimle gördüğüm ve tespit ettiğim geldi. O kadar ki, bana ‘‘Rusya müzelerinden mal beğen sana temin edelim’’ diyen bir takım münasebetsiz insanlarla bile karşılaştım.

    İran adeta talan edildi. Evinde çok büyük koleksiyonları olan bir arkadaşım, Humeyni rejiminden canını kurtarmıştı. Ama zaman zaman Londra'daki Sotheby's müzayede salonlarında İran'da bıraktığı evindeki koleksiyonlardan parçaların çalınarak satıldığını teşhis etti, kimini geri satın alabildi, kimine kesesi izin vermedi. Acıklı gözlerle arkasından baktığına gözlerimle şahit oldum.

    Irak, Kuveyt'e girdiğinde Şeyh Nasır'ın koleksiyonu da müzesinden talan edildi, neyse ki Kuveyt'e bir zamanlar davet edilmiş ve iyi para kazanmış olan pek çok antikacının yardımı oldu. Bu insanlar, borçlarını bir nevi geri ödediler veya bizler öyle algıladık.

    Bu müze de yedi-sekiz yaşında. Yirmi senedir Houston'a gider, gelirim. Bir seferinde İranlı bazı arkadaşlar ‘‘Madam de Menill bir öğlen yemeği veriyor ve özel olarak bize müzeyi gösterecek, gelmek ister misin?’’ diye sordular. Tabii böyle fırsatları kaçırmayan bendeniz bu enteresan öğlen yemeğine derhal iştirak ettim. Müzede arkeolojik eserler vardı ama esasında resim müzesiydi. Resmin başlangıcı sayılan Bizans ikonaları ile başlayan resim sanatını, Yves Klein ve Marc Rotko'ya kadar getirmişler. Nefis bir Mac Griff koleksiyonu da var.

    Derken restorasyon odalarına götürdüler. Çok şaşırmıştım zira modern sanatın ne restorasyonu olurdu? Sual sormaktan hiç çekinmeyen bendeniz derhal soruşturmaya başladım. Bazı ressamlar parasız olup ucuz malzeme kullandıklarından resim çabuk bozuluyormuş. Özellikle de kolaj resimler üzerinde kullanılan değişik malzemelere değişik suhunetler gerektiği için aynı ortamda kalsalar bile bozulmalar oluyormuş. Neyse bunu da anladıktan ve öğrendikten sonra başka bir depoya götürüldük. Orada müze sahibesi Madam de Menill büyük iftiharla bize son aldığı eseri göstermekteydi. Ben ise gözlerim yuvalarından fırlamış vaziyette yerdeki parçalara bakarak bunu nereden buldunuz diye soruyordum. Yerde nefis bir Bizans Kilisesi'nin kubbesi ve altar (mihrap) kısmının freskleri parçalar halinde yatıyordu. Gayet usturuplu parçalanmış olan kubbe ve altar parçaları basbayağı erken Bizans devrine aitti. Tekrar ve ısrarla sordum bu kilise parçalarının menşelerini? Kilise kubbesi Kuzey Kıbrıs'tan gelmişti. ‘‘ Nasıl çıkarabildiniz bunu, bu Kıbrıs'a aittir’’ kelimeleri gayri ihtiyari ağzımdan döküldü. Benim Türk olduğumu bilen Madam de Menill derhal ‘‘Tabii ki Kıbrıslılar'ın malıdır ama biz burada muhafaza edeceğiz’’ dedi. Sesimi daha fazla çıkaramadım ama onlar da benim varlığımdan son derece rahatsız oldular.

    MODERN KİLİSEDEKİ FRESKLER

    Aradan bir kaç sene geçti. Madam de Menill'in mimar olan oğlu bu müzenin civarındaki bir arsaya nefis bir modern kilise yaptı, bu freskleri içine oturttular, kapısına da ‘‘Bu kilise Kıbrıslılara aittir’’ diye bir levha astılar.

    Ben daha sonra detektif gibi bu Bizans fresklerini hangi antikacının kaçırdığını bazı sualler sorarak öğrendim. Eskiden bu insanlarla çok temas ederdim ve her şeyden haberim olurdu. Nedense bu dünyadan elimi ayağımı çektim. Öyle çok büyük bir dünya değildir. Herkesin herkesten haberi vardır. Birbirlerine rakip oldukları için de bülbül gibi öterler. İşte Kıbrıs da bir türlü statüsünü halledememiş ülkelerden biridir.

    Anlayacağınız, savaşlar ve iç karışıklıklar sadece insanların canına kıymıyor, aynı zamanda eski eserlerin de canına okuyor. Ey politikacılar, ey radikal gruplar, güzel ülkemizde huzuru, zenginliği sağlayın ki kimselere kıyamadığımız eski eserlerimiz de memleketimizde kalsın. Afganistan'daki Taliban'ın güzelim Buda heykelini nasıl bağnazca parçaladıklarını hepimiz televizyonlarda gözlerimizle gördük. Şahsen benim içim yandı...
    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı