Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Sever’den sonra Gül de konuştu

BASIN Başdanışmanı Ahmet Sever’in açıklamaları üzerinden üç gün geçtiği halde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’den tek söz duymadık. Bu durumu Sever’in sözlerinden çok daha önemli görüp, “Nihayet Gül de konuştu, ‘Sever’in sözleri benim’ dedi” diye düşünmek mümkün.

Başbakan Erdoğan’ın sessizliği ise normal; çünkü Gül’ün Sever üzerinden yaptığı serzenişleri kendisine söylememiş olması düşünülemez.
Burada önemli olan, 40 yıllık dava arkadaşlığını yüzlerce kez test etmiş bu iki isimden birinin mesajını üçüncü kişi üzerinden vermeye başlamasıdır.
“Dava için kol kırılır yen içinde kalır” anlayışına sonuna dek sadık bir Gül, eğer ilk kez ‘yarı açık’ pozisyon almaya başlamış, bunu da Anayasa Mahkemesi kararı sonrası yapmışsa, Erdoğan’a uyarı fişeği yolladı demektir.

KOMŞU ÜLKELERİN İÇİŞLERİ BAKANI

YAŞ nedeniyle bugün gerçekleşme olasılığı zayıf görülen haftalık olağan görüşmeyi Erdoğan, dün akşam saatlerinde gerçekleştirme kararı aldı.
Bu dikkate değer bir gelişme olarak görülmeli. Her iki ismin de birbirine söyleceklerinin olacağı kesin. Biz ne kadarını öğreniriz bilinmez; ama kulisler Gül’ün, yeni pozisyonuna bazı açıklamalar getiriyor. O kulislere göre, Sever’in açıklamaları çatışma fişeği değil, uzlaşma fişeği.
Çünkü Gül, bu çıkışı ile Erdoğan’a, uyarılarına rağmen yanlış giden şeyler olduğunu, o yanlışların zararının azaltılması için ‘güç zehirlenmesini de önleyecek bir birlikte hareketin’ gereğini anımsatıyor, “Bunu kamuoyu önünde itiraf ederek, açık pozisyon almak zorunda kaldım” mesajı veriyor.
Açık pozisyon alınması halinde kriz çıkmayacağına inanan Gül’ün, “Yanlış giden işleri hala düzeltme şansı olabilir. Söylediklerimin haklılığı ortaya çıkıyor. Bu güvenle, davamıza zarar vermeden, yeni kararları birlikte üretmenin gereğini görüyorum” demek istediğini söylemek de çok mümkün.
Diyalog talebini Sever üzerinden verme gereği duyan Gül, sanılanın aksine, Erdoğan’ın istediği an Köşk’e çıkmasına en büyük desteği verebilir de. Yeter ki yanlış giden, Türkiye’yi sıkıntıya sokan işleri düzeltmek için önerilerine uyulsun, her konuda kendisi de hesap içinde tutulsun.

JEST YOK, GÖZÜ KARALIK VAR

Çünkü, AB ile müzakereye başlamış, sadece komşuları ile değil dünya ile barış dili üzerinden konuşan bir Türkiye bıraktığını, 5 yıl sonra ise içeride-dışarıda çatışan, işleri iyi gitmeyen bir ülke gördüğünü anlatmaya çalışıyor. Bilemiyorum Davutoğlu’na bağladığı umutların ne kadarını hala koruyor; ama bazı AKP’lilerin, “Bizim Dışişleri Bakanımız değil, komşularımızın İçişleri Bakanı” tanımlaması karşısında gülümsemiş de olabilir. AKP’den yükselen, “Jest sırası Gül’de” konusuna da girelim.
Doğrudan Gül’e mal etmeden, onu iyi tanıyanların şu bakışını aktaralım:
“Hiç tereddüt etmeden Başbakanlığı Erdoğan’a bırakan Gül’dü. Erdoğan’ın kendi Cumhurbaşkanlığı için çekingen tavır aldığını söyleyebiliriz; ancak o makam için gözü kara irade koyan Gül’ün kendisidir. Aday yapılmak istenmemesine rağmen, partisinden tam destek alması da bu çabasının ve kararlılığının sonucudur. Gül, kurtlar sofrası görülen o masaya oturmaktan kaçınmadı. Oraya oturduğu gibi Erdoğan’ın işlerini de kolaylaştırdı, pek çok badireyi rahatlıkla atlatması için çabaladı. Bütün bunlara rağmen jestten söz edilmesi hiç doğru değil, üzücü sadece.”
Sonuçta, kendisine yapılan ‘haksızlıkları’ Anayasa Mahkemesi eliyle önleme gücü olduğunu göstermiş bir Gül’ün istediği uzlaşmayı sağlaması çok olası. Olmayacak tek şey ikili arasında kavga çıkmasıdır; ama aday olmamış, gönlü alınmamış bir Gül’ün, kenarda sessiz duruşu da seçim dengelerini bozabilir. Herhalde Cumhurbaşkanlığı seçimi de bu olasılık dışında düşünülemez.

X