"Mehmet Yaşin" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Yaşin" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Yaşin

Sevdiğiniz insanların karnını doyurmak süper egonun bize yaptığı en süper kıyak

Gaziantepli ve mutfakta harikalar yaratan bir annenin kızı olan Zuhal Topal tıpkı annesi gibi yemekle çok haşır neşir. Her ne kadar ilk yaptığı yemek portakal kabuğu haşlaması olsa da şimdi karides güveç dahil pek çok yemekte usta. Topal, sevdiklerine yemek yapmayı çok seviyor ancak ne kendisinin ne de başkasının sofraya yalnız başına oturmasına razı gelemiyor

- Çocukluk yıllarınızın mutfağından neler hatırlıyorsunuz?
- Dedemizden yadigâr aile apartmanında, altlı üstlü dört aile yaşıyorduk. Amcalar, kuzenler, yengeler hep bir aradaydık. Kahvaltılar, iftarlar, bayram yemekleri tam bir seremoni ve festival tadındaydı. 30 yıldır bu gelenek devam ediyor. Bu yüzden bizim ailede mutfak, evin en çok vakit geçirilen, en popüler, en keyifli, sofra başı muhabbetlerinin yapıldığı bölümüydü. Hâlâ da öyledir.
- O yıllardan aklınızda kalan yemekler hangisiydi?
- Ahhh ahhh, hangisini unutabildiğimi sorsanıza... Vallahi inanın annem diye söylemiyorum, hâlâ onun gizli gizli bir yerlerde aşçılık yaptığı kanaatindeyim. Yani o derece hamarat ve eli lezzetli bir kadın.  Şunu söyleyeyim ki, kendisi Gaziantepli olup asıl çiğ köftesi yıkılıyor.  Annemin doğum günlerimizde yaptığı çikolatalı pastalarını ve babaannemin kadınbudu köftesi kült olmuştur benim nazarımda.
- Babanız da mutfağa girer miydi?
- Evet ama bugün yemekte acaba ne var diye bakmak için girerdi.
- Siz ne zaman mutfağa girdiniz ve ilk ne pişirdiniz?
- Portakal kabuğu haşlaması. Çocukluk yıllarımda, akşamları genelde cümbür cemaat Şefik Topal rezidansının roofunda, yani bizim apartmanın en üst katında oturan babaannemde toplanırdık. Bir akşam meyve faslından sonra, kuzenim Deniz’le birlikte portakal kabuklarını bir güzel doğrayıp, suyun içinde haşladık, herkese de yedirdik. Çocuğuz ya, hevesimiz kaçmasın diye kimse de gıkını çıkaramamıştı. Sonra annem, “Kızım biz insanlar buna yemek demiyoruz” diye beni uyandırmış, bana daha yeyilesi bir şey olan puding yapmayı öğretmişti.
- Yemek pişirmekle aranız nasıl? En iyi pişirdiğiniz yemeğin tarifini verir misiniz?
- Mutfakta vakit geçirmekten çok keyif alırım. Çevremden aldığım duyumlara göre en iyi karides güveç yapıyormuşum. Efendim öncelikle karidesleri bir güzel ayıklarım. Sonra yıkar, bir baş soğanı ince halkalar halinde doğrayıp, bir kaşık sıvı yağda soğanları hafifçe kavururum. Üstüne karidesleri de ilave edip, ikisini bir arada çevirdikten sonra üzerine mantarları doğrayıp eklerim. İki tane olgun domatesi, küp küp doğrayıp karışıma eklerim. Domatesler suyunu çektikten sonra altını kapatırım, karışımı güveçlere kardeş payı yaptıktan sonra, üzerlerine kaşar rendesi serpiştirip, 200 derecelik fırına verip kaşarlar eriyinceye kadar pişiririm. Sonra servis edince ne gam kalır ne tasa, afiyet olsun.
- Evinize gelen konuklara yemeği kim pişirir?
- Ben pişiririm, hem de büyük bir hevesle. Yemek pişirmenin bence en önemli noktası, keyif alarak, içinizden gelerek yapmak. Karnımızın doyması, ilkel benliğimizin en temel dürtüsü olabilir ama sevdiğiniz insanların karnını doyurmaksa, süper egonun bize yaptığı en süper kıyak.

/images/100/0x0/55eab4def018fbb8f8918b3c

KURU FASULYE - PİLAV DÜETİ

- Eşiniz mutfağa girer mi?
- Aaaa girer girer, zaten bana yemek pişirerek tavladı beni. İnanır mısınız, bir kuru fasulye- pilav düeti yapar, yemeğe doyamazsınız. Sonra bir İzmirli olduğundan harika balıklar pişirir. Ayrıca mutfakta beraber kendi antin kuntin spesiyalitelerimizi yaratmaktan müthiş keyif alırız. En son absürt tatlı diye bir şey yaptık, sonuca biz de inanamadık.
- Yemek yapan erkekler sizi etkiler mi?
- Artık evli olduğumdan pek etkilemiyor. Ama ev işlerinde artık kadrolu olmuş bir ev hanımının yanına da stajyer bir koca pek yakışıyor. Bence sadece aşkın değil, birçok şeyin yolu mideden geçiyor, en başta da sağlığın. Aşk da yemek de vazgeçilmez iki ihtiyaç ve zevktir ama bende işin keyif tarafı ağır basar. Dolayısıyla aşk da yemek de emek ister.
- En çok hangi yörelerin yemeklerini seviyorsunuz?
- Çocukluğumda, rahmetli babamla sürekli et restoranlarına giderdik, hatta eve tepsi tepsi kebaplar söylerdi. Resmen herkese kebap partisi verirdi. O yüzden kebap kültürüm fena değildir. Netice olarak Güneydoğu mutfağını severim, eş kontenjanından yarı İzmirli sayılırım, Ege otlarına, mutfağına dayanamam, ahh bir de balık mezelerine bayılırım. Bir deniz börülcesi, cibes, yoğurtlu semizotu, levrek marine ve salata... Her gün verseniz yerim...

EŞİM PARİS’TE ÇİĞ ET YEMEK ZORUNDA KALDI

- Seyahatlerinizde yemek yiyeceğiniz yerleri nasıl buluyorsunuz?
- Çok fazla seyahat ettiğimizden artık içgüdü ve tecrübelerimiz bayağı gelişti ama hâlâ gideceğimiz ülkeyle ilgili hem internetten hem dostlarımızdan gerekli bilgileri araştırıp alıyoruz. Ayrıca yurtdışına ilk kez çıkacak herkes önce nerede ne yiyeceğini öğrenmeli, sonra sonuç çok acı olabiliyor. Üstelik bir de hangi mekanda ne yeneceği de çok önemli. İlk Paris seyahatimizde, Paris’in en iyi restoranlardan birinde eşim maalesef çiğ et yemek zorunda kalmıştı.
- Favori yemek mekanlarınız nereler?
- Et için Nusret’e gidiyorum. Balık lokantası olarak Eftelya ve Uskumru favorim. İtalyan denince, Mezzaluna, Papermoon, Uzakdoğu mutfağında Dragon’u tek geçerim, ayrıca Marmaris büfenin biftek kaşarlısı, Nevizade’de Lipsos, Asmalımescit’te Canım Ciğerim, Kıbrıs Girne’de Yaprak Tantuni, Gaziantep’te İmam Çağdaş, Trabzon’da pide için Çardak... Yurtdışında Cannes’da Baoli ve Le Cuzi, Capri adasında Villa Verde, Dubai’de Nobu, New York’ta Cipriani.

MEVLANA NE DEMİŞ: AZ YE, AZ SÖYLE, AZ İNCİT

- Arada bir diyet yaptığınız oluyor mu?
- Hayatının en az bir döneminde diyet yapmayan bir kadın var mıdır acaba? Televizyona iş yaptığımız ve maalesef olduğumuzdan daha kilolu göründüğümüz için ben de dikkat ediyorum. Hipoglisemi ve sağlıklı beslenme sebebiyle, sağolsun sevgili beslenme uzmanım Yelda Kahvecioğlu bana ne zaman istersem yardımcı oluyor. Canım ne isterse yerim fakat hep az ve sık beslenirim. Kilo almamak için, bütün gün sadece tek öğün yemek yiyen arkadaşlarım var, onlar için çok üzülüyorum. Ne kadar yanlış bir şey yaptıklarını da bir türlü kabullenmiyorlar ya buna da inanamıyorum. Mevlana’nın şu sözü her şeyi anlatıyor bence,
“Az ye, az söyle, az incit...”

Öyle ayaküstü atıştırmalardan hoşlanmam

Ailemle ve dostlarımla uzun sohbetler eşliğinde yemek yemek kadar keyif aldığım şey yoktur. Ben öyle ayaküstü atıştırmalarından hoşlanmam. Kendime alelacele bir şeyler hazırlarken bile tabağıma, bardağıma, çatalıma, peçeteme özen gösteririm. Yalnız yemek yemeyi de hiç sevmem. Allah kimseyi sevdiklerinden ayrı yemek yemek zorunda bırakmasın. Bazen, yalnız yemek yemek zorunda olan bazı insanlara sürpriz yapar, sofralarına konuk olurum. Çünkü rızkı paylaşmak,
emek verdiğiniz şeyin beğenilmesi nadide bir duygu.

X