Kitap Sanat Haberleri

KİTAP SANAT

    Sessizlik bazen cesur bir tercihtir

    YENAL BİLGİCİ ybilgici@hurriyet.com.tr
    08 Haziran 2017 - 15:13Son Güncelleme : 08 Haziran 2017 - 15:13

    Türkiye’de bugüne dek pek tanınmayan Çin kökenli Kanadalı yazar Madeleine Thien’den geleceğe kalacak, müthiş bir roman: ‘Bundan Sonra Her Şey Biziz’. Mao’nun Çin’ine ve Kültür Devrimi’ne farklı bir perspektiften bakan, üzerinden silindir gibi geçilen klasik müzik sanatçılarının dramını tartışmaya açan romanı, yazarından dinledik...

    Dev bir ülke, çalkantılı bir tarih... Curcunanın kenarında kelebekler kadar güzel ve savunmasız var olmaya çalışan ve yine kelebekler kadar kısa ömürlü müzisyenler... Türkiye’de bugüne dek pek tanınmayan Çin kökenli Kanadalı yazar Madeleine Thien, ‘Bundan Sonra Her Şey Biziz’de, Mao’nun Çin’ine ve Kültür Devrimi’ne farklı bir perspektiften bakıyor ve üzerinden silindir gibi geçilen klasik müzik sanatçılarının dramını tartışmaya açıyor. Tüm bunları zarif cümleler, usta işi bir anlatım ve katman katman açılan bir hikâye örgüsüyle gerçekleştiriyor. Geleceğe kalacak, müthiş bir roman bu. Dışarıda da büyük övgüler alan Thien’le konuştuk.
    ‘Bundan Sonra Her Şey Biziz’de iki ayrı kuşaktan karakterler var. Birinci kuşak, 1960’lardaki Kültür Devrimi sırasında baskı görüyor; ikincisi 1980’lerin sonundaki Tiananmen gösterileri sırasında. Bu dönüm noktalarıyla sizin kendi yaşamöykünüz arasında bir bağlantı var mı?
    Dede ve ninelerim kıta Çin’inde doğdu ama ailemin hikâyesi biraz farklı gelişti. Bir kısmı zorla, bir kısmı da kendi tercihiyle Hong Kong ve Malezya’da yaşadı; ben Kanada’da doğup büyüdüm. Bu tarihle aramda bir mesafe olsa da tüm bu süreci bir bütün olarak görüyorum. Ailemin tüm fertlerinin hayatı, sudaki halkalar gibi Çin’deki sarsıntılardan etkilenmiş.
    Kitabın kahramanları müzisyenler. Romanda Kültür Devrimi sonrasında Çin’de, Batı Müziği’nin kademe kademe sonunun geldiğini okuyoruz. Ama Mao’nun eşi Jiang Qing’in Pekin’de o sırada bir orkestrası var. Bu nasıl mümkün olabildi?
    Bu çok önemli bir konu. Aslında Kültür Devrimi sadece Batılı ya da yabancı müziği değil, geleneği de hedef aldı. Edebiyatı, şiiri, resmi, kaligrafisi, müziği, operası, felsefesi ve spiritüelliğiyle eski Çin’in düşünce biçimleri, eski değerler taşıyorlar diye yerildi. Mao, bu eski değerlerin, onların icracıları ve hocalarıyla birlikte kökünün kazınması gerektiğini söylüyordu. Bir yandan da yeni insanı ve kültürü tanımlayan yeni sanat formları yaratılıyordu. İşte Mao’nun eşinin yani Jiang Qing’in orkestrası, balesi ve opera kumpanyaları bu yeni kültürü yaratan ve yayan modellerdi.
    Hikâyenizde müziğin kendisi hem önemli bir karakter gibi hem de diğer karakterlerin hayatında mühim bir rol oynuyor. Bunu anlatırken zor bir işin altından ustalıkla kalkmışsınız. Klasik müzikle sizin kendi ilişkiniz nasıl?
    Nota okuyabiliyorum ama bir enstrüman çalamıyorum. Çok isterdim çalmayı. 15 yıl boyunca bale ve modern dans eğitimi aldım. Batı klasik müziğiyle sadece bir ifade biçimi olarak değil, hareket biçimi olarak da ilişki kurdum.
    Romandaki bir başka önemli karakter de sessizlik. Konuşmayanlar, müziği bırakanlar... Bu bir direniş biçimi mi yoksa itaat göstergesi mi?
    Sessizlik sanırım, farklı anlarda farklı anlamlara gelebilir. Birinden başkasını ihbar etmesi ya da inanmadığı sloganları tekrarlaması isteniyorsa, sessiz kalmayı seçmek muazzam bir cesaret örneği olabilir. Sessizlik bazı durumlarda da bir hayatta kalma yöntemi.
    Sessiz kalmamak da bir tercih...
    Evet, bir de sessizliği bozmak var. İlkesel bir duruş ve ahlaki cesaret örneği bu da. Sanırım herkes bazı durumlarda, bilerek veya bilmeyerek nasıl ve ne zaman konuşacağını seçiyor. Mao’nun Çin’i gibi baskıcı dönemlerde kelimelerin her zaman bir ağırlığı oluyor.
    ‘Bundan Sonra Her Şey Biziz’ininiçinde ‘Kayıtlar Kitabı’ ismini taşıyan, sürekli el yazısıyla çoğaltılan bir başka kitaba rastlıyoruz. Okudukça, bu kopyalayıp çoğaltma eyleminin gelenekte önemli bir yere düştüğünü de anlıyoruz. Nedir anlamı?
    Eski ustaların resmini ya da çizimini kopyalamak sanatsal geleneğin ve eğitimin parçası. Kaligrafide de bu böyle... Aynı zamanda bir nevi meditasyon.
    Nasıl?
    Bu şekilde bir başkasının hayatla ilişki kurma biçimini tanıyorsunuz. Birinin kaligrafisini kopyalamak, onun yazısının akıcılığını, nefesini, fırçanın kâğıda temasını, durup tekrar kıvrılmasını da kopyalamaktır. Küçükken annemin el yazısını kopyalamaya çalıştığımı hatırlıyorum. Bu var olmayı öğrenme yöntemiydi. Önünüzdeki bir yolu takip ediyorsunuz; hem diğer yolların da farkına varıyorsunuz.
    Hikâyeniz devasa bir coğrafyada dolaşıyor... Çöller, kasabalar, sınırlar... Siz de romanınız için dolaştınız mı?
    Evet, hiç durmadım. En unutulmazı da Çin’in en batısına yaptığım seyahatti. Çin Seddi’nin son taşlarının da kumlara karıştığı ve Taklamakan Çölü’nün başladığı noktayı gördüm.
    Bu coğrafyada biz ‘Binbir Gece Masalları’nı dinlemeye alışkınız. Onunla ‘Kopyalar Kitabı’ arasında bir ilişki var mı?
    Bence böyle bir ilişki kurulabilir. Sadece onunla değil birer Çin klasiği olan ‘Batı’ya Yolculuk’ ve ‘Kızıl Köşkün Rüyası’yla da... İçinde sonsuzluğu ve başka hikâyelere götüren sınırsız kapılarla portalları barındıran eserler bunlar.
    BU BİR MAHRUMİYET DÜNYASI
    Otoriter eğilimler tüm dünyaya yükseliyor. Ne düşünüyorsunuz?
    Tüm gücümüzle, düşüncenin, insani alışverişin ve var olma yollarının çeşitliliğine, karmaşıklığına tutunmalıyız. Basite indirgemeler, tek bir milli, dini ve siyasi kimliği üstün gören, sadece bazı düşünce biçimlerinin makul olduğunu ileri süren siyaset biçimleri bizi fakirleştirir. Bu, bize giderek daha az yer bırakan bir tür mahrumiyet dünyası.
    Türk yazarları okuyor musunuz?
    Evet, daha birkaç gün önce Elif Şafak’la birlikteydik, sahnede duygulandırıcı bir sohbet yaptık. Ayrıca bu aralar Ahmet Hamdi Tanpınar’ın ‘Huzur’unu okuyorum.
    Peki Türkiye’yi takip ediyor musunuz?
    Türkiye’de sadece İstanbul’u gördüm ve çok sevdim. Ülkenizdeki siyasi gelişmeleri de birkaç yıldır yakından takip ediyorum. Özellikle de Pankaj Mishra’nın ‘From the Ruins of Empire - The Intellectuals Who Remade Asia’sını okuyup, 20’nci yüzyılı Çin, Türkiye, Mısır, Japonya, Hindistan ve Afganistan’ın perspektifiyle kavradıktan sonra. Gelenek ve modernliğin kavgaya tutuşması, idealizm ve şiddetin, otoriterlikle bağımsızlığın bir araya gelmesi, toplumlarımızda yer etmiş.

    Sessizlik bazen cesur bir tercihtir
    BUNDAN SONRA
    HER ŞEY BİZİZ
    Madeleine Thien
    Çev.: Özlem Yüksel
    Hep Kitap, 2017
    480 sayfa, 33 TL.

     

    

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı