Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

SESSİZ ŞEYLERİN ŞEKLİ!

Hava nasıl da sıcak. Ve çok şey var yapılacak. Gazeteye yazı yaz, sonra röportaja koş. Yapımcısı olduğum televizyon programı için mekan ayarla, konuk ayarla, program çekimine koş, çekimi bitir, montaja git, kullanılacak bilgileri ilet. Telefon ve mail trafiği… Bitmesin. Basılmak üzere bekleyen 5. kitabın taslağı son kez okunmak için gözlerimle buluşmayı düşlesin. Sen de bunlara yetişirken değişik bir şeyler yaşamayı, farklı bir şeyler görmeyi iste. Ne mesela? Sessiz şeyler… Ve Tanrı seni duysun!

Yine koşturmaca…

Gazeteye köşe yazısı yaz.

Sonra yapımcısı olduğum ‘Maksat Sanat’ isimli televizyon programı için konuk ayarla.

Hem de ünlü isimlerin İstanbul’da olmadığı tatil zamanında.

Bitmesin, çekim için mekan ayarla.

Sonra gazete için röportaj yapmaya koş.

Telefon, mail trafiği…

Bir de zaman olsa, son bir kez okumamı bekleyen 5. kitap taslağım var.

Daha yok mu?

Var da…

Mesela son iki sahnesini yazmamı bekleyen tiyatro oyunu...

Aklım biraz da onda.

Bunlara yetişmeye çalışırken değişik bir şey olsa diyorum.

Ama şaşırtan bir şeyler…

Beni alsın başka bir dünyaya götürsün.

Keşke başka bir şey dileseymişim.

Değişik bir şeyle karşılaşacağımı nerden bileyim.

Hakikaten değişik…

İlginç, farklı…

Şaşırtıcı…

Nedir bu? 

Sessiz şeyler…

Ve bu sessiz şeylerin şekli!

***

Böyle bir şeyle karşılaşacağımı bilmeden, bir saat zaman yaratıp, İstiklal caddesindeki ‘Sanat için alan’ sloganıyla çizgisini sürdüren Arter’e koşuyorum.

Ama yine iş için.

Keyfi değil yani.

3. kata çıktığımda asansörün kapısının açılmasıyla ilk şok, ilk şaşkınlık…

Kaval çalan biri var. Ve o kavaldan sabun köpüğü bir balon çıkıyor.

O balon büyürken arkasında bulunan eşyaların orijinal halini olduğu gibi görebiliyorsunuz.

Sonra…

Karşılaştığınız bir başka karede sinema salonu gördüğünüzü sanıyorsunuz. O kareye bir bakın bakalım, siz ne göreceksiniz?

Sonra bir küvetle karşılaşıyorsunuz.

İçi beyaz sıvı dolu.

Hani bir taş atarsınız suya, taşın düştüğü noktanın etrafında dalgalarıdır ya gözünüzle buluşan.

İşte küvete bakınca bu dalgalarla karşılaşıyorsunuz.

Sonra bir pop corn tanesinin klonuyla karşı karşıya geliyorsunuz. Sadece koyunlar değil yani klonlanan.

Biraz ilerde, ağızları birbirine bakan, içinde sıvı olan iki şişe sizleri bekliyor.

Yatay halde duran şişelerde sıvı var ama dökülmüyor!

Doğanın kanunlarını aldatıyor gibi!

Bilimsel hakikate karşı çıkarcasına kafa tutuyor.

Bitmedi.

Bir sonraki karede yanan bir mum görüyorsunuz, fonda gölgesi…

Ama gölgesinde, yanan mumun ışığı yok!

Buna ne demeli?

Mumun alevi nerde diye düşünmeden edemiyorsunuz.

***

‘Bulutsu’ adındaki çalışmada, beyaz bir fonda renklerin ebruli hareketlerle yukarı doğru yükselerek gözlerinizle dans ettiğini düşünün.

İki ayrı mezro ya da metre düşünün, biri diğerinden bir cm daha uzun. İkisi iki farklı ülkeden alınmış. Hangisi doğru ölçen peki diye düşünüyorsunuz.

***

‘Durgun Su’ adlı çalışmaya baktığınızda küçük bir pencere var, dışarıdaki görüntü içerde yerde büyüyerek resmediliyor. Üstelik bu resim yapılırken sanki yerde su varmış da fırçayla onun üzerine renkler nakşediliyor.

***

DOĞANIN KANUNLARINI ALDATIYOR! BİLİMSEL HAKİKATLERE KARŞI ÇIKIYOR!

Bütün bunları yapan kim derseniz…

Sophia Pompéry!

Bildiğimiz gerçeklerin üstüne başka bir gerçeklik inşa ediyor.

Ve bunu da insanları şaşırtarak yapıyor.

Şaşırtmakla kalmıyor.

Resmen kışkırtıyor.

Kışkırtmakla da kalsa…

İnsanları düşünmeye sevk ediyor.

Bilimsel olguların etrafını sanatsal bir gerçeklikle örüyor.

Detayların farkına varmamızı sağlıyor.

Bunu zarif bir şekilde yapıyor.

Bizi şiirsel bir tuzağa düşürüyor.

Alıp başka bir iklime götürüyor.

Gördüğünüz çalışmalarında duyularınız keskinleşiyor.

Doğanın kanunlarını aldatıyor.

Bilimsel hakikatlere karşı çıkıyor.

Bu yaratıcılığın karşısında kalakaldığımdan…

Durur muyum?

Cık!

Hemen Sophia’yla buluşuyoruz.

‘Her şey bir tesadüfle, bir düşünceyle başladı’ diye başlıyor sohbete.

‘Nasıl yani?’ diyorum.

“Bir arkadaşımla yemek yerken masaya devrilen şarap şişesinden akan şarabın dökülmeden şişenin içinde kalmasıyla ilgili aklıma bir şey geldi. Ve…

Ya da yanan mumun gölgesini duvarda görürken alevin gölgesini görememek…”

Diye düşünerek…

Gözlemler yaparak…

Sonuca ulaşıyor.

Şaşırtıcı çalışmalara imza atıyor.

İnsanların düşünmesini sağlayarak…

Gözlerimize ve dünyamıza yeni pencereler açarak…

Detayların önemini vurgulayarak…

Oyunbaz bir tavırla, şiirsel bir görsellikle, çizgisel perspektif algılama becerilerimizi ve fizik biliminin yüzey gerilimini kanunlarını aldatıyor.

Eserleri ilk gördüğünüzde hafif bir şaşkınlık, bunu aştığınızda de, sizi götüreceği yeni bir evrenin eşiğinde buluyorsunuz kendinizi.

Sonrası size, gözlerinize, düşüncelerinize ve duyularınıza kalmış!

Sophia’yla çok şey konuştuk ve bu görsellerle ilgili anlatacak çok şey var ama hadi ben susayım da, sizler ilk fırsatınız olduğunda Arter’e koşun.

Bu eşsiz zihin ürünleriyle karşılaşıp, algılarımızı yeni anlama biçimine yöneltecek kapıları açmaya!

Kalbinizi farklı, renkli ve yeni ruhlara bulamaya!

SESSİZ ŞEYLERİN ŞEKLİ SESSİZ ŞEYLERİN ŞEKLİ SESSİZ ŞEYLERİN ŞEKLİ

Sophia Pompéry’in; gördüğünüzde şaşırtan, insanı şiirsel tuzağa düşüren, düşündüren ve aynı zamanda insanın duyularını keskinleştiren görsellerinden oluşan ‘Sessiz Şeylerin Şekli’ adlı sergi 26 Ağustos 2012’ye kadar Arter’de…

Sessiz Şeylerin Şekli - Sophia Pompery  / foto galeri

Arter:

İstiklal caddesi. No:211 Beyoğlu

www.arter.org.tr

 

SESSİZ ŞEYLERİN ŞEKLİ

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

X