GeriSeyahat ‘Sessiz gemi’nin kalktığı liman...
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Hürriyet Twitter
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi
‘Sessiz gemi’nin kalktığı liman...

‘Sessiz gemi’nin kalktığı liman...

Senegal, sunduğu renkli görüntülerle, görsel olarak sizi tatmin eden bir macera vaat ediyor. Ama geçmişte ‘Köle Adası’ olarak kullanılan Gorée Adası bir o kadar hüzünlendiriyor. Bu adadan kalkan, gidenin bir daha hiç geri dönmediği ‘sessiz gemiler’i düşündükçe kederiniz katlanıyor. Okurumuz Coşkun Saylağ, Senegal’in başkenti Dakar ve Gorée Adası’na gitti, izlenimlerini yazdı.

Yaklaşık 1 yıl önceydi... İnsan doğup büyüdüğü yerlere benzer yerlere daha çabuk adapte oluyor ama içimden bir ses beni renkli, farklı ve iklimi daha sıcak ülkelere yönlendirdi. Çok yer gezmeme rağmen en çok merak ettiğim ve ilginç bulduğum Afrika kıtasına hiç gitmemiştim. Bunu tamamlamak için Batı Afrika’nın en renkli ülkelerinden Senegal’de karar kıldım. Ve başkent Dakar’a doğru yola koyuldum.

‘Sessiz gemi’nin kalktığı liman...

Dakar sahili

Bazı seyahatlerimde olduğu gibi bu kez de hazırlıksız çıktım yola. Fakat böylesi de güzel. Çünkü öğrenilen bilgiler bazen önyargılara sebep oluyor ve beklenti oluşturuyor. Gidilecek yerle ilgili bir şey okumadan gidince sanki hayal âleminde yaşıyor gibi hissediyor insan. Yaşadığım her şeyi unutup gittiğim başka bir dünyada olmak: Spontane seyahat.

‘Sessiz gemi’nin kalktığı liman...

Goree Adası'ndaki heykel

Uçağa bindiğimde sadece Paris - Dakar Rallisi’ni düşünmüştüm. Acaba çocukluğumun silinmez anılarından birine selam çakmak nasıl olacaktı? O yüzden Dakar’daki ilk günüm için cip kiraladım. Dakar finalinin yapıldığı yere gitmek için hareket ettim. Yola çıkar çıkmaz, şehir içinde ‘Elhamdülillah’ yazan renkli minibüsler ve “Ayakta gitmeye razıyım” dedirtecek toplu taşıma ‘sistemsizliği’ ile karşılaştım: Minibüslerin arka kapıları açık ve herkes bir yerlerden minibüsü yakalamış durumda. Şehir merkezinden ayrılmaya başladıkça da yoksulluğun sınırlarını zorlayan kareler çıktı karşıma. Buna rağmen renkliydi hayat. Yine ilerledikçe karşılaştığım aşırı tuzlu suyu ve içindeki bakteriler nedeniyle yılın belli dönemlerinde pembe renk alan ‘Pembe Göl’ olsun, oradan tuz çıkaran insanların mücadelesi olsun, fotoğraf ve video meraklılarının içini gıcıklayacak görüntüler sundu bize.

HAYALLERİ FUTBOLCU OLMAK

‘Sessiz gemi’nin kalktığı liman...

Goree Adası

Sonunda amacıma ulaşıp, Dakar Rallisi’nin bitiş noktasına geldim. Kaç yıllık düşüncenin finaline yani... Uçsuz, bucaksız Atlas Okyanusu kumlara doğru dalgalanıyordu; upuzun sahil hayallerimi zorlarken, kamyonet ve ciplerdeki turistleri selamladım. Burada dikkatimi çeken şeylerden biri de değişik tarzdaki camiler oldu.

‘Sessiz gemi’nin kalktığı liman...

Senegal'e özgü bir içecek olan Bissab

Gittiğim yerleri hep tepeden farklı bir bakış açısıyla görmek ve fotoğraflamak isterim. Dakar’da da bu yer bir deniz feneriydi. 1864’te Fransızlar tarafından yapılmış ve Atlantik Okyanusu’ndaki gemicilere yön ve can vermişti. Muhakkak görülmesi gereken fenerin tepesindeki ayna ayrıca etkileyici. Peşi sıra gördüğüm sahilde koşturan gençlerle ilgili bilgi alınca öğrendim ki bu gençlerin hepsi aynı hayali paylaşıyor: Amaçları futbolcu olmak için başka ülkelere gitmek. Bu andan itibaren, ülkede bulunduğum süre boyunca günün her saati bu gençlerle karşılaştım.

‘Sessiz gemi’nin kalktığı liman...

Köle Evi resim

Atlas Okyanusu’na gelip de balıkçıları ve balık pazarını görmemek olmaz. Deniz ve göl olan yerlerde balıkçılar hep ayrı bir fotoğraf merakıdır... Karşılaştığımızda, çoğunluğu, akşamüstüne denk geldiği için balıktan yeni dönüyordu. Balıkçıların karaya çıktığı yer ile balık çarşısı iç içe. Kalabalık, canlı, dinamik, saygılı ve huzurlu bir kalabalık var. Hayatımda gördüğüm en ilginç ve renkli balıkları inceledim. Burası bir film setiydi adeta. Ardından Dakar Sanatçılar Çarşısı’na geldim. Ahşap oymacılığı başta olmak üzere yılan derisinden çanta, ayakkabı, ateş ve gümüşün buluşmasından eserler, rengârenk resimlerle Senegal’i anlatan bir dünya gördüm. En hoşuma giden boy boy renkli darbuka ve rengârenk boyanmış büyüklü küçüklü saksılardı. Fiyatları da çok uygundu.

‘Sessiz gemi’nin kalktığı liman...


Nereli olduğumu sorduklarında aldıkları cevap karşısında ‘Hasan Şaş’ demeleri beni şaşırtmıştı. Çünkü, 2002 Dünya Kupası’nda onların elenmesine neden olan golü İlhan Mansız atmıştı. Yine de o kadronun önemli yıldızı Hasan Şaş’ı unutmamış olmaları güzeldi. Futbolun evrenselliği bizi birleştirmişti.

‘Sessiz gemi’nin kalktığı liman...


Burayı gezerken, birbirine bağlı ve başlarında modern askerlerin bulunduğu heykeli sorduğumda ertesi gün gideceğim yer belli olmuştu: Goree Adası! Diğer adıyla ‘Köle Adası’...
Gece yatarken dünyanın son ‘Köle adası’yla sabah nasıl buluşacağım heyecanıyla uyumuşum. Karaya üç deniz mili ötede bir ada burası. Sürekli deniz ulaşımını sağlayan yolcu motoruna bindim. Motordakilerin arkadaşlarına, ‘beyaz adamlar’a ayna, silah ve benzeri şeyler satan ve sonrasında bütün sonuçlarını birlikte çekenlerin anlatıldığı hikâyeleri duyunca tüylerim diken diken oldu (Kunta Kinte de yıllar önce Senegal Gambiyası’ndan ağlarla yakalanarak, köle olarak Amerika kıtasına götürülmüştü). Adada asilik yapan, hastalıklı insanların köpekbalıklarına atılarak adanın güvenliğinin doğal yolla sağlandığını duyunca da derince bir yutkundum.

GOREE’DEN KALKAN ‘SESSİZ GEMİ’LER

‘Sessiz gemi’nin kalktığı liman...


Adaya ayak basınca, birbirine sarılmış ve zincirini kırmış kadın - erkek heykelini görünce gerçekle yüzleşmeye başladım. Dar ve görece sempatik sokaklardan yürüdüm. ‘Köle evi’nin kapısına ulaştım ve içeri girdim. Dünya insanlığına, başka masum insanlara zarar veren insanlığı anlatan kişi, yine o günün kölelerinin bugünkü özgür torunlarıydı... Buraya getirilen kadın ve çocukların kaderlerinin sonradan belli olduğunu, erkek kölelerin ise meşhur ‘Son kapı’dan gönderildiğini öğrendim... 300 yıl boyunca bu kapıdan gidenlerden hiçbiri bir daha geri dönmemişti. Dönüşü olmayan ülkelere gönderilmişlerdi...

‘Sessiz gemi’nin kalktığı liman...

Bu adadan sürekli ‘Sessiz gemi’ kalkmış yani. Son kapıdan gönderilmeyip ceza alan kölelerin terbiye edildiği ‘ceza odaları’ insanlığımdan utandırdı beni. 1848’de Fransa köleliği kaldırıp ceza odalarına pencere açıldığını öğrenince hislerim daha da tuhaflaştı. Köle evinde bulunan ceza odasındaki köleler, iki pencereyle özgürleştirilmişti! O günün izlerini taşıyan, zincir, pranga, resim ve benzeri şeylerin sergilendiği müzeyi dikkatlice gezdikten sonra köle evinden omuzlarımdan ağır bir yükle ayrıldım. Dar ve şirin sokakları gezerken dikkat çeken kilise çıktı karşıma. Avlusu huzurluydu, içi de görülmeye değerdi.

‘Sessiz gemi’nin kalktığı liman...


Sonra büyük ‘Baobab’ ağaçlarının çevrelediği güzel yoldan, yolun kenarında satılan resimlerin oluşturduğu fona dalarak yürüdüm. Yukarılara çıktıkça; omuzlarımdaki insanlık ayıbının, işkencesinin yükünü güzel esen rüzgâr alıp, Atlas Okyanusu’na götürdü. Geride bıraktığım Goree Adası ise sadece ‘İnsanlık’ adına unutulmaması için anılarıyla birlikte insanları buraya bekliyor.

False