Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Sessiz çoğunluk ve Türkiye sözleşmesi

Cüneyt ÜLSEVER

ANAP, sessiz çoğunluğu hedef alan seçim stratejisini bir sosyal akitle pekiştirmek istiyor. Türkiye sözleşmesi adı altındaki metin, bir basın toplantısıyla kamuya takdim edildi. Sözleşmenin detayları hakkında dünkü gazeteler ayrıntılı bilgi verdi.

Ben bazı ayrıntıları vurgulayarak ‘‘sözleşmenin’’ ruhu üzerinde durmak istiyorum.

1) Herşeyden önce Mesut Yılmaz'ın daha evvel de yaptığı gibi 21. yüzyıl Türkiyesi'ni, tam ortasında yer aldığı Avrasya kavramı üzerine oturtması, genelde basının ilgisini çekmese de, bana gerçekçi ve umut veren bir vizyon duygusu veriyor. Ülkeler nereye gittiklerinin veya gidebileceklerinin farkında olmak ve bu heyecanla kendi ev ödevlerini yapmak durumundalar.

2) Ayrıca, ANAP'ın sözleşme vaatlerini 2 yıllık bir restorasyon (2R) ve 3 yıllık bir gelişme (3G) dönemine yayması ve her bir hedef için bir tarih (termin) vermesi programın ciddiyetini pekiştiren, uzmanlığı çağrıştıran bir çaba.

3) Toplantıda Mesut Yılmaz'ın yanında oturan kişiler bana herhangi bir parti programı gördüğüm zaman sorduğum bir soruya cevap teşkil ettiler. Siyasiler nurlu ufuklar anlatırken, benim ilk tepkim ‘‘Hangi kadrolarla?’’ sorusunu sormak oluyor. Örneğin, DYP'nin büyük bir heyecanla takip ettiğim ‘‘II. Demokrasi programı’’na karşılık partinin 24 Şubat'ta ilan ettiği aday kadroları benim soruma tatmin edici bir cevap oluşturmadı.

Yılmaz Karakoyunlu, Ahat Andican, Erkan Mumcu gibi halihazırda milletvekili olan kişiler yanında Nesrin Nas, Birkan Erdal, Mehmet Ali İrtemçelik, Nevzat Saygılıoğlu, Sadettin Tantan gibi yeni adayların birlikte verdikleri resim bana bir Hükümet'ten bekleyeceğimiz nitelikleri olan ciddiyet ve uzmanlık duygularını verdi.

4) Ancak, benim tutucu yönüm bazı isimleri de aramadan edemedi. Tabii ki bir parti devamlı kan tazeleyecektir, ancak birer müessese olması gereken partilerde süreklilik de aranılan özellikler arasındadır.

Belli ki ANAP'ta sürekliliği artık Yılmaz'ın, bir evvelki toplantıya farkla, rahmetli Özal'ın adını bu kez bir defa zikretmesinde aramak gerekiyor!

5) Eğitim ve sağlık sigortasına sözleşmede verilen özel önem benim gibi Türkiye'nin temel sorununun sosyal ekonomilerde yattığını düşünen bir kişi için oldukça umut verici. Ancak, bu alanlarda partiler niye vatandaşın parmağını taşın altına sokmasını talep etmekten imtina ederler, bunu popülizm dışında izah etmek çok zor.

Örneğin, devlet niye ‘‘ilköğretimdeki ders kitaplarını herkese ücretsiz dağıtsın’’, bunu anlamak mümkün değil! Niye Nişantaşı, Kordon veya Çankaya'da oturanlar devlete yük olsunlar bunu ben hiç kavrayamam. Niye devlet sadece ihtiyaç sahibi olanları finanse etmeyi tercih etmez, anlamak çok zor. Niye devlet zenginin çocuğunu bedava okutur, izahı yok! Bana, onların çocukları zaten özel okullara gidiyorlar demeyin, özel okulların genele oranı sadece % 1.4. Üstelik bu ülkede en az 1 milyon öğrenci devletin okullarında bedava okuyor ama özel dersanelere her yıl milyarlar ödüyor. Finansman konusunda DYP'nin sağlık reformu çok daha gerçekçi.

6) Özelleştirmeye hiç yer vermeyen ANAP sözleşmesi 10 adet daha devlet üniversitesi açmayı hedefleyince insan serbest piyasacı ANAP'tan sosyal devletçi ANAP'a bir kayış olup olmadığı konusunda şüphelere düşüyor.

7) Ayrıca en önemli vasfı ‘‘ekonomi uzmanlığı’’ olan ANAP'ın vaatlerinin finansman programını sözleşmesine eklememesi beni tedirgin etti. İmzalayacağım sözleşmenin bana kaça mal olacağını bilmek en doğal hakkım. Artık Türk milleti, devleti kendisinin finanse ettiğini biliyor.

8) Özgürlükler talebi ile kurulan ANAP'ın yöneticilerine sözleşmede bir cümle ile geçiştirilen özgürlükler konusuna daha yakından eğilmelerini de salık veririm.

Bu ülke özgürlüklerin tadını şimdi daha iyi biliyor.



X