GeriFutbol Serpil Hamdi Tüzün: Sergen'e pas atmasını yasakladım
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Serpil Hamdi Tüzün: Sergen'e pas atmasını yasakladım

Serpil Hamdi Tüzün: Sergen'e pas atmasını yasakladım

Hocaların hocası Serpil Hamdi Tüzün en özel anılarını paylaştı.90’lı yılların başında fırtına gibi esen Beşiktaş’ın mimarıydı Tüzün. Sergen Yalçın da ‘hocaların hocası’ himayesinde zirveye çıkan sayısız oyuncudan sadece biri...

Biraz futbolla ilgili, yaşı da 35’in üzerinde hemen herkesin bugün bile özlemle andığı üçlüydü Metin-Ali Feyyaz… Sadece şampiyonluklara taşıdıkları Beşiktaş’a gönül verenler değil, milyonlarca futbolsever sempati ve heyecan ile izlerdi onları.

80’li yılların sonlarında, 90’lı yılların başlarında Gordon Milne önderliğinde ligi domine eden Kara Kartal’ın en çok öne çıkan oyuncularıydı Feyyaz Uçar, Metin Tekin ve Ali Gültiken. Hala Süper Lig tarihinin en farklı galibiyeti olan 10-0’lık Adana Demirspor zaferinde 10 gol de bu üçlüden gelmişti.

“1, 2, 3 gol yetmez; 4, 5, 6 olsun” tezahüratlarına ilham veren, Türk futbol tarihinin tek namağlup şampiyonluğunda önemli payı bulunan üçlü, Milne ile zaferden zafere koşmuştu. Ama aslında İngiliz futbol adamı sadece hazır filmi gösterime sokmuştu. Çünkü Metin-Ali-Feyyaz üçlüsünü de efsane kaptan Rıza Çalımbay’ı da Ziya Doğan’ı da Fikret Demirer’i de Gökhan Keskin’i de Fuat Yaman’ı da Sergen Yalçın’ı da yetiştiren, Beşiktaş’a kazandıran Serpil Hamdi Tüzün’den başkası değildi.

Serpil Hamdi Tüzün: Sergene pas atmasını yasakladım


ÖNCE BİRAZ SOHBET

Söz konusu ‘hocaların hocası’ Serpil Hamdi Tüzün olunca anlatacak çok şey var ama sadece onun Türk futboluna kazandırdıklarından bahsetmeye kalkarsam 20 yıllık meslek hayatımın en anlamlı röportajlarından birini aktarmaya fırsatım kalmayacak..

Adını ve Beşiktaş’a kazandırdıklarını 10 yaşından beri (şu an 42 yaşındayım) bilsem de ricamızı kırmayarak randevu verdiği bu röportaj vesilesi ile tanışma fırsatı bulduğum Serpil hoca ile bir araya gelir gelmez içindeki samimiyeti hissediyorsunuz. İlk dakikalarda işin mesleki yönünü kısa süreliğine bir kenara bırakıp, sohbete dalıyoruz... Ama bir taraftan da gazetecilik refleksi ile biriktirmeye başlıyorum okurlarımıza aktaracaklarımı...

ALTYAPI DEMEZ OLAYDIM!
Serpil hoca ya karşımdaki, “Altyapı” diyorum kayıt başlar başlamaz. Demez olaydım tabi. Pul bibere doğru koca bir adım atmışım haberim yok! “Biber sürerim” ağzına diyor. “Neden hocam?” diye soruyorum. “Altyapıda insan yoktur.

Bizim işimiz ise insanla” oluyor yanıtı. İçimde mahcubiyet, yüzümde zoraki tebessüm… “Haklısınız” demekle yetiniyorum, olaya bu taraftan bakmamış olmanın hüznüyle. “Ne diyeceğiz hocam o zaman?” diye soracakken aklıma geliyor, haykırıyorum; öz kaynak düzeni… Bu kez de tebrik ediyor. Kendisi anlatmadan söylediğim için. “Peki” diyerek yineliyorum sorumu...

-“Öz kaynak düzeninde Türkiye genelinde bir sıkıntı var. Biraz Bursaspor, biraz Altınordu… Diğer kulüplerde bu yöndeki eğilim yeterli değil gibi. Mali problemlerin en belirgin nedeni de bu değil mi?”

“Olmaz mı?” diye başlıyor. “Öyle ya kendi evlatlarınızı iyi yetiştirip, onlarla yola çıkmadığınızda hem milyonlarca euroyu bonservis bedellerine harcıyor hem de aidiyet duygusu düşük seviyede oyuncularla başarıyı arıyorsunuz. Türkiye’de program ve öz kaynak düzeni yok. Aslında ülkemizin şu anki tabloyu uygulayacak lüksü de yok” şeklinde devam ediyor.

POLAT, GÜRKAN VE YAKANLAR...
-Beşiktaş, Antalyaspor ve Sivasspor’da kısa süreli teknik direktörlük yapsa da asıl işi ve aşkı öz kaynak düzeni olan Serpil hocaya, “Bu ilgi nasıl başladı?” diye soruyorum.

Maziye gidiyor Serpil hoca... Hasan Cemal Polat, Sahir Gürkan ve Teoman Yamanlar’ı anıyor. Sonrasında başlıyor anlatmaya: “Türk futboluna bu üç kişinin çok büyük hizmeti olmuştur. Hasan Cemal Polat, Futbol Federasyonu Başkanlığı yaptığı dönemde profesyonel kulüplere genç takım kurma zorunluluğu getirdi. Sahir Gürkan, antrenör kurslarını başlatan kişidir. Antrenör yetiştirmek için Almanya’dan hocalar getirdi. Nicolae Petrescu da onların arasındaydı. O kurslarda ben de eği
tim aldım. Futbola bakışımda önemli yeri vardır. Teoman Yamanlar da benim ısrarımla gençleri profesyonel futbolcuların önünde oynatma kararı aldı. Israrımın sebebi de Meksika futbolunun yükseliş döneminde bu sistemin uygulanmasıdır.”

Serpil Hamdi Tüzün: Sergene pas atmasını yasakladım

HATALARDAN ARINMALI

Futbolun her zaman daha iyi oynanabileceğine dikkat çekiyor Serpil hoca. İlimden faydalanmanın ve çok çalışmanın gerekliliğinden bahsediyor. Türk futbolunda yakalanan çıkışın altında da bu anlayışın yattığını vurguluyor.

En önemli özelliklerinden birinin hatayı hemen görmesi olduğunu dile getiriyor. “Hatanın getireceği bir sonraki hatayı da sezerim ve zincirleme yanlışı ortadan kaldırmaya yönelirim. Başarı ancak hatalardan arınarak elde edilir” diye devam ediyor.

İlimden hiç vazgeçmiyor. Yurtdışında da bazı kurs ve seminerlere katıldığını hatırlatıyor. Aldığı eğitim ve gözlemlerinin yanı sıra kitap okumanın da çok işine yaradığını ifade ediyor. Bir ekonomi dergisi olmasına karşın Harvard Business Review okuduğunu söylüyor.

Sohbetin sonlarına doğru söz yeniden Beşiktaş’a geliyor. Bu kez Türk futbol tarihinin en önemli oyuncularından Sergen Yalçın’dan söz ediyoruz. Serpil Hamdi Tüzün imzası taşıyan çok sayıda yıldız olsa da Yalçın en özellerinden biri… Futbol zekası ve raket gibi kullandığı sol ayağıyla izleyenleri kendine hayran bırakan, geçmişte ‘haylaz çocuk’ olarak anılan Sergen Yalçın... “Tepeden tırnağa futbolcu”ydu diye tanımlıyor Tüzün, Yalçın’ı. “Ama özelliklerini yansıtabilmesinin tek yolu pas atmayı bırakıp, topla oynamasıydı. Ve ona pas vermeyi yasakladım!” diye sürdürüyor sözlerini.

Ellerini öperek uğurluyoruz büyük ustayı... Uğurluyoruz dediğime de bakmayın. Ayak üstü 20 dakika daha sohbet ettik ama aramızda...

EN BÜYÜK SUÇLU BENİM!
Yalçın’ı çocuk yaşta tanıyan Tüzün, “Onu 5 dakika izlediğimde farkını görmüştüm” yorumunu yapıyor. “Tepeden tırnağa futbolcuydu. Ancak fiziksel açıdan zayıftı. Birkaç arkadaşımdan onun bu açığını kapatmasını istedim. Futbolu tam da istediğim gibi aklıyla oynuyordu. Dünya futbolunda vitrine çıkacağını düşünüyordum. O nedenle İngilizce hocası ayarladım.

Hak ettiği ilgiyi de göstermeye çalıştım” diye sürdürüyor sözlerini. “Ama Sergen’in dünya vitrinine çıkamamasında en büyük suçlu da benim” diye devam ediyor. Tabi bugün dile getirmese de ben Sergen’in çok genç yaşta yurt dışına çıkmasını istemediğinden Bayern Münih’in teklifinin reddedilmesinde önemli rol oynadığını biliyorum. Türkiye’ye kazandırdığı büyük bir yıldızın daha iyi noktalara gelmesine engel olduğunu düşünmenin hüznü, yüzüne yansıyor o sırada.

‘Tepeden tırnağa futbolcu’ydu diyor Tüzün, Sergen Yalçın için... Ve ekliyor: “Ama ortaya çıkmasının bir tek yolu vardı. Pas atmayı bırakmalıydı. Ben de ona pas vermeyi yasakladım!” / FOTO: Karar

Serpil Hamdi Tüzün: Sergene pas atmasını yasakladım

GALATASARAY İSTEDİ AMA GİTMEDİM

Beşiktaş’ta göreve başlamadan önce kendisini Galatasaray’ın da istediğini dile getiriyor Serpil hoca. “Ama gönlüm hep Beşiktaş’taydı. Halk takımıydı Beşiktaş. Karakterimle örtüşen bir kulüptü. Yıllar süren başarı özlemi de önemliydi. Öz kaynak düzeni için biçilmiş kaftandı. Sonuçta Beşiktaş’ta çalışmaya başladım. Rahmetli Mehmet başkan (Üstünkaya) bize güvendi, bilgi ve gözlemlerimizi gençlere aktarma fırsatı bulduk. Meyvelerini de aldık” cümleleri dökülüyor dudaklarından. 14 sezon sonra gelen 1981-82’deki şampiyonluğu hatırlıyoruz tabi. Ziya Doğan, Fikret Demirer, Rıza Çalımbay ve Feyyaz Uçar gibi Türk futbolunun önemli isimlerinin de kadroda yer aldığı şampiyonluğu...

KENDİMİ ALAMADIM
Röportaj sonrası Türk futboluna hediye ettiği Metin-Ali-Feyyaz üçlüsünün görüşlerini almadan olmazdı. Efsane üçlü öyle şeyler söyledi ki “Röportajı Metin, Ali ve Feyyaz ağabey ile yapıp, Serpil hocadan görüş almak lazımmış” diye düşünmekten de kendimi alamadım. İşte o görüşler;

SAYGIYLA / METİN TEKİN
Serpil hoca hayatımı değiştiren kişidir. 1975’te Kocaeli’ne gelmişti. Kocaeli o dönem 7 pilot bölgeden biriydi. Orada benim antrenörlüğümü yaptı. Antrenörlüğün ne olduğunu ondan öğrendim. Ne mutlu ki onunla yıllar geçirme şansı buldum. Beni 11 yaşında Beşiktaş’a transfer etmek istemesini asla unutamam. 11’de olmadı ama 18 yaşında hayallerim gerçek oldu.

Beşiktaş’a kavuştum. Her yönüyle mükemmel bir hocaydı. Her zaman insanlığından ve karakterinden emin olduğum bir antrenördü. Türkiye’de bir çok ilke imza attı. Genç Milli Takım’da Avrupa Şampiyonluğu yaşadı. Onun bıraktığı izleri ömür boyunca taşıdım. Her zaman saygıyla andığım bir isimdir Serpil Hamdi Tüzün. Sadece benim için değil, büyük bir Beşiktaş kuşağı için sadece hoca değil, olgudur Serpil hoca. Çoğunlukla çok zor çalışan arabasını itmek bile çok güzel bir anıdır benim için...

MİNNETTARIM / FEYYAZ UÇAR
Serpil hocayı bir anımı aktararak anlatmaya çalışayım; Gordon Milne Beşiktaş teknik direktörlüğüne getirildikten sonra yaptığımız ilk idmanlardan biriydi. Ön direk, arka direk, pozisyon alma üzerine çalışmalar yapıyorduk. Mesela Ali (Gültiken) öndeyse ben arka direğe koşuyordum, arkada ise ön direğe. Hep olmam gereken yerdeydim. İdman sonrası Milne beni yanına çağırdı. “Hep doğru yerde olmayı nasıl başarıyorsun? Yapman gerekeni nereden biliyorsun?” diye sordu.

Ben de ona, “Serpil Hamdi Tüzün hocamız bize bu çalışmayı 17 yaşında yaptırdı. Yıllar önce öğrendim” dedim. Çok şaşırdı. Yani Serpil hoca sürekli konuştuğumuz İngiliz futbolunun bile önünde bir antrenördü. Türkiye’de bir öz kaynak düzeni akademisi varsa o da Serpil Hamdi Tüzün öz kaynak düzeni akademisidir. Ondan hayatımızın her alanına etki eden şeyler öğrendik. Yaşadığım müddetçe minnetle anacağım bir kişidir.

YERİ DOLMAZ / ALİ GÜLTİKEN
O, büyük bir filozoftu. Oyuncuyu yetenekleri itibarı geliştirmeye çalışmakla kalmaz, zihinsel gelişimini de çok önemserdi. Futbola, dünyaya, takımdaki pozisyonuna bakış açısına kadar ilgilenirdi. Büyük de katkı sağlardı. Serpil hoca ile 1 sezon çalıştık.

Bizi evine de götürürdü. Eksik olmasın eşi çay yapar, kuru pasta ikram ederdi. Serpil hoca hazırlattığı videoları izleterek birkaç saat mental ders yaptırırdı. Pozisyon içindeki duruşumuzla, vuruşumuzla ilgili farklı şeyler aktarırdı. “Paşam” diye seslenirdi. “İyi malzememiz, topumuz olmayabilir. Çim sahamız olmayabilir ama yeteneklerimiz var.

En önemlisi bu yetenekleri kullanabilecek aklımız var. Eksikleri bir kenara bırakırsak her takımı her yerde yeneriz” derdi. Bu bizim hayat düsturumuz olmuştu. Yeri doldurulamaz bir insan. Onun gibi bir deha bir daha zor gelir. Üstelik o dönemki yokluklar içerisinde bir tarih yazdı. Milli takımları Avrupa şampiyonluğuna taşıdı. (Röportaj: Selim YILDIRIM / KARAR)

Yorumları Göster
Yorumları Gizle