Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Serdar Turgut: Yazardan hesap sorma biçimi

Serdar TURGUT

Hayatta herkesin hakkında kesinlikle fikir sahibi olduğu tek meslek dalı gazete köşe yazarlığı olmalı.

Üstelik herkes bu konuda fikir sahibi olmakla kalmayıp, köşe yazarını bulduğu yerde bunu ona söylemekte de ısrarlı..

Bu konuda bizden daha şanssız durumda olsa olsa doktorlar olabilir.

Çünkü bizim memlekette karşımızdaki insanın doktor olduğunu anlayınca onlara ayakta alelacele hastalık teşhisi yaptırtmaya çalışmak gibi bir ádetimiz var.

Tahmin ediyorum ki doktorların da hayatlarında en nefret ettikleri şey bu büyük ihtimalle. Üstelik böyle bir teşhis sonunda para almaları da imkánsız olduğu için sinirleri daha da artıyordur bu tip insanlara karşı.

Yıllar önce doktora yaparken ‘Doktora yapıyorum’ dediğim 10 kişiden 8'i sondaki ‘a’ harfinin felsefi anlamı üzerinde hiç düşünmeden, bana çeşitli hastalıklarını anlatıp teşhis ve tedavi istediler.

İlk başlarda ben bunlara durumu anlatmaya çalıştıysam da fayda etmedi. Türkler bir şeye karar verdiler mi ne kadar bunun yanlış olduğunu anlatsanız da onları aksine ikna etmek mümkün değildir.

Ben de anlatmaktan bıktım ve doktor olduğumu zannedenlerin şikáyetlerini ciddi yüzle dinleyip onlara çeşitli teşhisler koydum.

Biliyorum sizlere bu ürkütücü geliyor şimdi ama merak etmeyin bu hastaların çoğu dar gelirliydi.

Yani SSK hastanesine gitmekten başka çareleri yoktu.

Anlayacağınız benim elimde çok daha güvence altındaydılar. Gerekli teçhizatım olsa birkaçını ameliyat da ederek SSK riskini daha da azaltacaktım ama o aralar üniversitede çalıştığımdan doğal olarak bunları alacak param yoktu tabii ki.

***

İki grup okuyucu var. Aslında üç grup var ama üçüncüler hakkında söyleyebileceğim bir şey yok. Çünkü bunlar fikirlerini kendilerine saklıyorlar veya sadece gerekli platformlarda, gerektiği şekilde dile getiriyorlar.

Bunlar azınlık. Zaten aynı grup örneğin yabancı havalimanlarında uçak beklerken de gürültü yapmıyor. Bunların genel nüfus içindeki oranı taş çatlasa yüzde 15.

Geri kalanlar ikiye ayrılıyor.

İlk grupta sizi sevenler yer alıyor.

Örneğin bir davettesiniz. Kişi sizin yanınıza gelip ‘Ben size hayranım’ diyebiliyor. Bunlar azınlık tabii.

İnsanı en çok zor durumda bırakanlar da onlar. Çünkü ‘hayranlık’ gibi bir kavramı katiyen hak etmediğinizi siz biliyorsunuz, üstelik de bu kadar güçlü bir sevgiye karşı söyleyebilecek sözünüz yok.

Dolayısıyla da hiç istemediğiniz halde mütevazılık yapmak zorunda kalıyorsunuz, kendinizin bu denli güçlü bir sevgiyi katiyen hak etmediğinizi ona ispatlamak için kendi kendinizi en ağır kelimelerle eleştirmeye, aşağılamaya filan başlıyorsunuz.

(Dipnot: ‘Hayranlık’ bildirenler arasında bir kısmı var ki ben onlarla çok ama çok uzun sohbet yapmak isteyebilirim ama buna da Rana izin vermiyor, bilmem anlatabiliyor muyum?)

Sevenler arasında çoğunluk ise sizi neden sevdiklerini yazılardan örnekler vererek anlatıyor.

Bu özellikle benim için son derece sıkıntılı anlara yol açıyor çünkü yüzde 90 durumda ben bahsi geçen yazıyı o anda çoktan unutmuş oluyorum.

Tabii karşıdaki kişi de haklı olarak o konuda bir görüş alışverişinde bulunmak istiyor ben ise akla gelebilecek en soyut laflarla onu geçiştirmeye çalışıyorum.

Doğal olarak başta sevgiyle yanıma gelen kişi, benim işe yaramaz bir paçavra olduğumu düşünerek yanımdan ayrılıyor.

***

İkinci gruptakiler de yazılarımdan katiyen hoşlanmayanlar.

Tabii bunlar da hislerini bana söylemek istiyorlar. Bu alın yazısı gibi bir şey, kaçınılması mümkün değil bundan.

Gazete köşe yazarlarının sevilmediklerinin suratlarına söylenmesinden çok keyif aldıkları gibi bir izlenim taşıyor olmalı bu gruptakiler.

Benim için herkes tarafından sevilmek yazarlığımın kesinlikle başarısız olduğunun en büyük delili olurdu.

Hakkımda her şey söylenebilir de, herhalde ‘‘Serdar yazılarını geniş halk kitleleri tarafından sevilmek, sayılmak amacıyla yazıyor’’ denilemez.

Ancak bütün bu veri durum benim neden sevilmediğim konusunda sevmeyen kişilerle diyaloğa girmeyi isteyeceğim anlamına da gelmiyor.

Ne var ki en eğitilmemiş beynin bile rahatlıkla kavrayacağı sanılabilecek bu mantıki sonuç, konuşma dürtüsüyle yanıp tutuşan insanları katiyen engellemiyor.

Yarın konuya devam edeceğim...

X