Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Serdar Turgut: Tartışma güzelleşti

Serdar TURGUT

Bence meseleyi küfür bazında ele alan unsurlar bir yana bırakılırsa geçen hafta güzel bir tartışma yaşadık.

Benim Yılmaz Güney ile başlayıp bir dizi yazıda yapmak istediğimi ilk önce arkadaşım Enis Berberoğlu anladı.

İlk yazıdan sonra sohbet ediyorduk, ‘‘Acı içinde yazıyorsun belli, kendinle de hesaplaşıyorsun’’ dedi.

Gerçekten de öyleydi. Kendimle hesaplaşmak istediğim için o yazıları yazdım, yazmaya devam ediyorum.

Çünkü neresinden bakarsanız bir 15 yılım, doğrularıyla yanlışlarıyla bir fikre inanma çabasıyla geçti.

Hiç pişman değilim. Gerçi arada bir ‘‘New York'ta öğrenci birliği işleriyle uğraşacağıma iki lisan daha öğrensem fena mı olurdu’’ diye düşünüyorum.

Ama en azından bilimsel düzeyde Marksist teoriden çok şey öğrendiğimi ve öğrenmeyi sürdürdüğümü söylemeliyim.

Yaşamın gerçekliğinde ise en azından fikri güzel olan insanlarla tanıştım.

***

Hislerimiz, yola çıkış nedenlerimiz ve siyasal sistemle ilgili tespitlerimiz doğruydu o dönemde.

Ancak bunun dışında hemen her şey de yanlıştı.

Özellikle insani düzeyde ilişkiler, bizimle farklı düşünenlere yaklaşımlarımız, mücadele yöntemleri ve özellikle de sol içindeki tartışmanın üslubu yanlıştı.

Birkaç istisna dışında lümpen sosyalisttik hepimiz. Bu romantikti ve son derece de anarşistti; belki de bu yüzden de biz gençlere güzel geliyordu.

***

Tartışmaya taktik bir hatayla başladığımı şimdi görüyorum. Ben lümpen kelimesine lügat karşılığı olan ‘paçavra, işe yaramaz insan’ şeklinde yaklaşmıyorum.

Yeri gelmişken söyleyeyim, lümpenleri de severim, içimdeki anarşik duygular hálá daha ölmediği için lümpen yaşayabilenleri kıskanır ve onları biraz da hayranlıkla izlerim.

Ancak Yılmaz Güney bağlamında demek istediğim ve umarım ki sonraki yazılarla da anlatabildiğim şey, sosyalist ile lümpenin birleşmesinden oluşan o son derece Türkiye'ye özgü insan biçimiydi aslında.

Teorik tartışmalarda sağlayabildiğimiz derinliğe rağmen 1970'li yıllarda hepimiz lümpen sosyalisttik aslında.

Ve tabii ki bu kişilik oluşumunda Yılmaz Güney gibi yönetmenlerin de payı vardı.

Fikirlerine son derece saygı duyduğum ve hayatının hiçbir döneminde, en sıcak anlarda bile bu lümpen sosyalist tanımına uyan şekilde davranmamış olan Murat Belge'nin dediği doğru; gerçekten de Yılmaz Güney o dönemin bir ürünü ve tabii ki Hadi Uluengin'in üç güzel yazısında yaptığı gibi dönemi dikkate alarak onu tartışmaya çalışmak lazım.

Ancak Yılmaz Güney sevilen, hatta tapılan bir sanatçı olarak sadece pasif biçimde dönemin ürünü değildi.

Filmlerinde kullandığı diyaloglar, görüntüler ve mesajlar ile o sağlıksız dönemin oluşmasına da aktif biçimde katkıda bulundu.

Benim tartışmaya açmaya çalıştığım Yılmaz Güney işte budur. Bu nedenle lümpen sosyalist tanımı sadece lügat tanımına bağlı kalınarak yapılamaz.

O dönemde arabesk kültürle yetişmiş, bireysel kahramanlığa önem veren, gerektiğinde şiddete başvurmaktan çekinmeyen, maço tavırlı ve hayata siyah-beyaz ikilemi içinde bakan insanların sosyalizmle tanışması sonucunda Türkiye'ye özgü bir insan modeli oluştu.

Bugünden o günlere bakıp o insan modelini eleştirmemiz gerekiyor.

Çünkü bugün bunu yapmazsak yeniden gündeme gireceğine kesinlikle inanmakta olduğum sosyalist hareket hiçbir şeyden ders almamış gibi aynı hataları büyük ihtimalle yeniden yapacak.

Bunun da nedeni basit; Türkiye'de öylesine güçlü ve saldırgan bir ideolojik/ siyasi hákim yapı var ki, en azından bir dönemi geçirmiş insanlar akıllarını başlarına almazlarsa, konuları sakin tartışmazlarsa o zaman yeni nesil genç sosyalistlerin tekrar aynen bizim geçmişte olduğumuz gibi lümpen sosyaliste dönüşmeleri yolunda hiçbir engel kalmaz.

X