Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Serdar Turgut: Sermayenin hareketliliği

Serdar TURGUT

Başlamış olan ekonomi tartışmasında bugün soyutlama düzeyini birkaç kademe birden yükseltmek istiyorum.

Yani borsa analizi yapmayacağım, hisse senedi tavsiye etmeyeceğim, repo faizi konuşmayacağım, bonolarla uğraşmayacağım.

Bunlar gündelik yaşamda gerekli olabilir tabii, ama Türkiye büyük bir dönüşümden geçiyor.

Ekonomik yapıda radikal değişiklikler oluyor. Sermaye (bu kavram hem ulusal hem de uluslararası boyutu aynı anda içeriyor) kendi ihtiyaçlarına uygun, yeni bir Türkiye yaratmak için her gün uğraşıyor.

Bütün bu olan biteni anlamak için bize işletme bilgisi değil ekonomi-politik bilimi lazım.

Kökeni Adam Smith'e, Ricardo'ya ve evet bizim ekonomi teknisyenlerini biraz üzecek onun adını anmam ama Karl Marx'a dayanan bir ekoldür ekonomi-politik.

İnsana fazla para kazandırmadığı için bizim üniversitelerde artık fazla okutulmayan ekonomi-politik bilinmeden iyi bir ekonomist olabilmek de katiyen mümkün değildir.

Bugünden itibaren birkaç gün devam edeceğimiz bu yazılarda kullanılan kavramlar ilk bakışta birçok insana yabancı gelse de, olayda bir teorik bütünlük yaratmaya ve anlaşırlığı sağlamaya çalışacağım.

* * *

Kapitalizm, ‘‘iniş-çıkışlarla’’ yaşayan bir ekonomi sistemidir. İnişlerde durgunluklar, depresyonlar olur, çıkışlar ise adı üstünde büyüme dönemleridir.

Büyüme kadar, iniş dönemleri de önemlidir kapitalizm için.

Çünkü iniş dönemlerinde bir önceki büyüme döneminde artık lüzumsuz hale gelmiş olan, eskiyen sermaye dalları tasfiye olur, bunun yerini yeni sermaye dalları alır, ayrıca büyüme döneminde haddinden fazla güçlenmeye başlayan işçi sınıfına da iniş dönemlerinde işsizlik ve reel ücret düşürmeleriyle gerekli operasyon yapılır.

Bunun ilk boyutu, yani sermaye arasında yaşananlar ‘‘rekabet ekonomisi’’nin kaçınılmaz sonucudur.

Emek ve sermaye arasında yaşanılanlar da sınıfsal ilişkilerin temelini oluşturur.

* * *

Dünya ekonomisi yeni bir kavram değildir. Bu konuda Lenin'in yazı yazmış olduğuna dikkat edilirse, adına globalleşme denilen olayın temelinin hayli eski olduğu da anlaşılabilir.

Doğal olarak kapitalizm sürekli olarak gelişmektedir. Yıkıcı ama aynı zamanda yapıcı bir gelişmedir bu ve dolayısıyla da her döneme damgasını vuran kapitalist dinamik bir öncekinden niteliksel anlamda farklılık gösterir.

Global kapitalizm, 1970'lerin ortasından takriben 1998 yılına kadar bir büyük kriz yaşadı.

Bu kriz büyük depresyon boyutunda değildi tabii ki ve her ülkede etkileri de farkı oldu.

Ancak kökenleri 1960'lı yıllardaki gelişmelere kadar uzanan bu krizin temel özelliklerini anlamadan, bu krize bugün tepki olarak yaşanan ve Türkiye'yi de derinliğine etkileyen son gelişmeleri anlayamayız.

* * *

Son dönemde hep paradan, borsa yatırımından bahseder olduk, ama bir ülke ekonomisi açısından bunlardan çok daha fazla önemi olan şey, o ülkenin sabit sermaye yatırımlarıdır.

Sabit sermaye yatırımları uzun dönemli, amortismanı uzun yıllara yayılmış olan yatırımlardır. Bu nedenle kapitalizmin yıkıcı-yapıcılığı karşısında direnme gücü en az olan, zayıf halkayı oluşturan yatırım da sabit sermaye yatırımlarıdır.

Çünkü bu sermayenin akışkanlığı yoktur ve sabit sermaye konusunda yanlış bir adım atıldığında geriye dönüş yolu hemen hemen hiç olmadığından ülke ekonomisi büyük yaralar alabilir.

İşte 1960'lı yıllarda başlayan bir süreç, sonraki kriz döneminin de temellerini attı.

Özellikle Japonya ve Almanya, Amerika'yla karşılaştırma yapıldığında sabit sermaye yatırımlarında çok daha rasyonel, hızlı ve doğru kararlar vermeye başladılar.

Bunun nedeni de iki ülkede veri olan durumdu. Şöyle ki:

1- Her iki ülkede de bankalar, firmalar ve sendikaların ortak bir hedef doğrultusunda çalışmasını sağlayacak toplumsal mekanizmalar vardı.

2- Her iki ülkede de işgücü Amerika'ya göre daha ucuzdu.

3- Her iki ülkede de çok daha yüksek bir yatırım düzeyini sürdürme gücü vardı.

Amerika bu özelliklere sahip olmadan sabit sermaye yatırımı profilini değiştirmeye başladı.

Ve bu özelliklere sahip olmadığı için, özellikle de Amerika'da kapitalistlerarası rekabet ortamı çok daha şiddetli olduğundan, bu uluslararası rekabet bir anda Amerika içinde ekonomik krize yol açtı.

Yani anlayacağınız, son dönemdeki kriz, öncelikle sermaye arasındaki yatay ilişkilere dayanan yani öncelikli olarak sermaye ve işgücü arasındaki ilişkilerin sertliğinden kaynaklanmayan bir krizdi.

Yarın konuyu sürdüreceğim.

X