Serdar Turgut: Nuh'un gemisi

Serdar TURGUT
Haberin Devamı

O gün havalimanında zaten depresyondaydım.

Çünkü Bodrum'dan İstanbul'a hareket edecektik ve ben katiyen geri dönmek istemiyordum.

Rana'nın talimatları haricinde ben istemediğim şeyleri mecburen yaparken sinirli olurum.

Biri dokunsa da kavga etsem tavrıyla dolaşırım ortalıklarda.

Aslında Rana'nın talimatları doğrultusunda istemediğim şeyleri yaparken de sinirli olurum ama bunu katiyen belli etmem.

Mutlu koca prototipi suratıyla gülümserim etrafa.

***

Gittim bilet gişesine.

Sırada kimse yok. Nazik THY görevlisi bayan biletlerimizi alıp uçuş kartlarını tam verecekti ki, arkamdan bir orangutan belirdi.

Yanına bir terminal görevlisi takmış. Görevli ‘‘Lütfen ilgilenir misin bu bay VIP’’ dedi.

Ve adam kendisine takılan VIP adına kendisi de inanarak benim biletlerimin üstüne kendi biletlerini koymaya çalıştı.

Çalıştı dedim çünkü ben ‘‘Bir dakika be kardeşim’’ dedim ve adama hafiften bir dirsek attım.

Çüş ulan be ayı yahu. Yahu sen VIP olsan kaç yazar olmasan kaç yazar. Gerçek VIP olsan zaten oralara alandaki sıradan bir memurla gelip herkesin önünden girmeye çalışmazsın.

Neyse ki nazik bayan da bu adamın kabalığını dikkate almadı da oradaki vukuat büyümedi.

Çünkü kazayla oradaki herhangi bir görevli bu ayıya benden önce uçuş kardı verseydi yemin ediyorum ki ortalığı birbirine katacaktım.

O anda VIP'in Türkçe'ye (Çok Ünlü Kişi) yani ÇÜK diye çevrilmesi gerektiğine ben de bütün yüreğimle inanmaya başladım.

***

15 dakika geç kalktık. Önemli değil bir saat de geç kalkabiliriz. Uçak bu, bozulur, havada trafik uygun değildir, her şey olabilir.

Ama geç kalkma sebebimiz, normal koltuklardan hiçbir farkı olmadığı halde kolay para kazanan insanları soymak için düşünülmüş olan Business Class denilen yere süzüm süzüm süzülerek binen, etrafa gülümseyen, ve de üstelik bir de köpeği olan bir kadın olursa işte buna kızarım.

Bu kişi erkek olsaydı daha da çok kızardım yanlış anlamayın.

Yani burası Özhanzolular otobüs şirketi değil ki, THY. Her yolcunun istediği saatte binmesine izin vereceklerse o zaman uçak İstanbul'a gelirken bari arada Muğla, Manisa, İzmir, Uşak, Bursa'ya da inip yolcu alsın ve hatta onlar da ayakta İstanbul'a geliversin de vatandaşa kolaylık olsun.

Muavin de alırız uçağa, her indiğimiz havalimanında ‘Hayde İstanbul’a bir-iki' diye bağırır, böylece herkes yolunu bulur.

***

Uçakta iki köpek vardı. Birincisi bizimle birlikte aynı mekandaydı.

Diğerinin nerede olduğunu bilemiyorum, ama Bodrum'dan İstanbul'a kadar hiç durmadan havladı.

Diğeri de onu duydukça cevap veriyordu doğal olarak. Buluşsalar orta yerde çiftleşeceklerdi de belki. Bu ilginç olabilirdi aslında çünkü sizi bilmem ama ben bugüne kadar uçakta çiftleşen köpek hiç görmedim. Eminim ki dünyada uçaklarla ilgili her şeyi bildiğini iddia eden Uğur Cebeci değil uçakta çiftleşen köpek, uçakta çiftleşen zürafaaya bile şahit olmuştur.

***

Bu iki köpek meselesini Uğur'a sordum. Her şey kuralına göre, dedi.

Kendisi dışında uçaklarla ilgili herhangi bir laf eden herkesin yanlış konuştuğunu düşünür Uğur. Her duruma göre de bir teorisi vardır.

Örneğin uçakların artık birer teknolojik harika olduklarını, müthiş bilimsel olarak üretildiklerini, bilgisayarların muhteşem olduğunu yazar durur.

Arada Konfüçyüs gibi bir edayla da ‘Uçak kaza yapmaz pilot kaza yapar’ türünden derin laflar eder.

Sonra bir gün uçak kazası yaşanır. ‘Ne oldu’ diye sorduğunuzda ‘E napalım, bu da sonuçta bir makine olur böyle şeyler’ der.

Dolayısıyla da ben bir saat boyunca 20 bin metrede iki köpeğin sürekli havlamasını da normal olarak kabul etmeye mecburdum. Bilmem anlatabiliyor muyum. Zaten Uğur konuşmasının sonucunda ‘Havacılık kurallarına göre hayvanların nasıl uçacakları belirgindir. İki köpek olunca biri kargoda biri kabinde olur. Ancak bu kez kuralı ezmişler, sayıyı aşmışlar çünkü senin de uçmana izin vermişler’ diyerek kapadı telefonu suratıma. Kızamadım çünkü dediğine kendimi tutamayarak güldüm.

***

Tam havalanmıştık ki, kabinin içini sivrisinekler bastı. Bodrum'da kapılar açıkken içeriye dolaşan hayvancıklar, köpeklerin sürekli havlamasından da panikleyerek insanlara saldırmaya başladılar.

Başarısız bir korku filmi gibiydi bu anlar. Sivrisinekler öylesine doydular ki bir süre sonra tahminen siesta yapmak üzere bir yerlere çekildiler. Çünkü 15 dakika sonra aniden ortadan kayboluverdiler.

Son gözlem: Bebekler uçak havadayken katiyen ağlamıyor. Uçak yere inince de hepsi birden ağlamaya başlıyor. Uğur bunun da nedenini mutlaka biliyordur.



Yazarın Tüm Yazıları