Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Serdar Turgut: New York'ta bir gece

Serdar TURGUT

Konu bulamadığım günlerden bir tanesinde değilim katiyen.

Yazacak çok şey var kafamda.

Ekonomi tartışmasına devam edeceğim, bu kesin. Demokrat Parti hakkında da birkaç şey söylemem lazım. Özel ilgi duyarım o partiye, yaşamımın üç yılı sabahtan akşama o partiyle ilgili okumakla geçti...

Bir mizah yazısı da var kafamda, neredeyse oluştu bütün boyutlarıyla.

Ancak bunların hiçbirisini yazmak istemiyorum bugün.

Aklım çok yıllar öncesinde bu pazar sabahı. Dün geceden beri aynı şeyi düşünüyorum elimde olmadan.

* * *

25 yıl kadar önce. Tam vakti hatırlamıyorum, mevsimi de. Ama ılık bir akşamdı.

New York bütün güzelliği, çirkinliği, tehlikesi, keyfiyle önümdeydi işte.

O yıllarda zor yapabildiğim bir şeyi yapmıştım. Radio City'de konser var, o zamanlar bana servet gibi gelen parayı bastırıp, bilet aldım..

O bilet nedeniyle 15 gün boyunca tavuk yiyecektim. Tavuk çok ucuzdu o zamanlar, ev arkadaşlarımla toptan alırdık tavuğu ve hemen her zaman da aynı usulde pişirirdik.

Aklımız hep başka işlerdeydi, ne yediğimiz umurumuzda değildi.

Ben bir düğün salonunda garsonluk yapıyordum, konser biletinin fiyatı maaşımın dörtte birine yakındı.

* * *

Bir cumartesi gecesi. Uzun zamandır Manhattan'ı cumartesi akşamları görmemiştim, çünkü düğün salonu cumartesi akşamları hep dolu olurdu.

Özlemişim Manhattan'ın kokusunu... Radio City'nin karşısında bir bar vardı. Artık battı balık yan gider, nasıl olsa iflas ettim, bari sonuna kadar gitsin her şey deyip, bir güzel de içtim viskileri.

Çakır keyifim.

Girdim salona. Hüzün çöktü birden. Kız arkadaşım yok, olsa da onu konsere getirecek para yok zaten.

Herkes el ele. Böyle durumlarda yalnız insan biraz utangaç da oluyor ister istemez. Sizin yalnızlığınızın, birbirleriyle olan çiftleri bir şekilde rahatsız edebileceğini düşünüyorsunuz.

Etrafı fazla incelememeye çalışarak yerime geçiyorum.

* * *

Buddy Rich var sahnede. İnanılmaz bateri çalıyor. Müthiş bir ‘Big Band’ konseri bu.

Buddy Rich her zamankinden çok daha iyi bir performans çıkarıyor.

Nedenini sonradan anladım. O gün doğum günüymüş Buddy Rich'in.

Sahneye çıkan Sammy Davis Jr. söyledi bunu.

Sammy de içiyordu sanhede, Buddy'de. Seyirciler de içiyordu.

O zamanlarda Amerika sağlığına takmamıştı. Sinemalarda bile sigara içilirdi.

Sammy sarhoş oldu. Ben de sarhoşum, sevgililer de sarhoş.

* * *

Ve sonra işte o an geldi. Sammy Davis ‘‘Mr. Bo Jangles’’ı söylemeye başladı.

Güneyin derinliklerinden gelen bir blues bu. Öyle bir söylüyor ki Sammy bunu, yaşamış büyük ihtimalle blues'un anlattıklarını.

İnsanın boğazı düğümleniyor. Sevgilisi yanında olanlar daha rahat ağlayabiliyor, yalnız olanların kendisini tutması lazım.

Bo Jangles, Bo Jangles... Mr. Bo Jangles...

Sammy de ağladı o gün. O gün yapamadığım şeyi Sammy'nin öldüğünü yıllar sonra öğrendiğim an yapabildim ben. Ancak o zaman ağladım.

O anda Sammy'i dinlerken birden müthiş bir şekilde áşık olmaya ihtiyacım olduğunu da hissettim.

Tam o anda, o gece, o şarkı daha bitmeden áşık olmalıydım ve bu aşk ölünceye kadar aynı ateşle sürmeliydi ve Sammy de, Frank de, Dean de Buddy de hiç ölmemeliydiler ve hatta ben ve sevgilim aynı anda öleceğimiz güne kadar da hepsi yaşamalıydı ve tercihan da yaşlanmamalıydılar.

* * *

Durup dururken gelmedi bütün bunlar aklıma cumartesi akşamı. Milton Berle ile ilgili bir program seyrettim yabancı kanalda.

Doğal olarak buralarda fazla tanınmaz Uncle Miltie...

Olağanüstü bir komedyendir. Şimdi neredeyse 100 yaşına yaklaştı, hálá sahneye çıkıyor.

Vücut gidiyor ama o gözler yok mu... Hálá fıkır fıkır, hálá daha karısını anarken onun hakkında espri yapmadan duramıyor... Karım çok güzeldi, çok anlayışlıydı, çok entelektüeldi dedikten sonra üç saniye duruyor ve o muzip gülümsemeyle, canlı yayında ‘‘Ayrıca beni de çok iyi kamçılardı’’ demeden de duramıyor.

Gençliğim bu adamlarla geçti benim, Milton, Dean televizyonda program yaparlardı. Jerry Lewis arada bir görünürdü sahnede.

Frank her yerdeydi. Buddy en erken öldü. Düğün salonunda bir gece aniden sahneye çıkıp, arkadaşlarını gülmekten kırıp geçiren kimdi acaba o gece, Lenny Bruce muydu diye hep şüphelenmişimdir.

Milton Berle'in her şovunda annesi ilk sıranın başındaki koltukta otururmuş. Ölünceye kadar gelmiş sovuna oğlunun. ‘‘Biz dün gece karımla seks rekoru kırdık. Bir saat üç dakika sürdü sevişmemiz. Rekorda o gecenin saatlerin bir saat ileri alındığı gece olması da belki biraz rol oynamıştır’’ esprisine de salonda en çok annesi gülmüş, cumartesi akşamı öğrendim bunu.

Çok eskilerde, çok derinlerde, çok farklı hislerleyim bu sabah.

‘‘Pazar yazısı’’ deniliyor bu tür yazılara ama ne yapayım insan ruh halinin hangi günde nasıl olabileceğini belirleyemiyor ki...

X