Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Serdar Turgut: Liberal olmayan demokrasi

Serdar TURGUT

CUMHURBAŞKANLIĞI seçiminde beş artı beş formulünün tartışıldığı günlerde benim ilgimi çok çeken bir şey oldu.

‘‘28 Şubat süreci’’ olarak tanımlanan siyasi tavra karşı olan çevreler Süleyman Demirel'in tekrar cumhurbaşkanı seçilememesini yorumlarken, bunun 28 Şubat'a karşı bir tavır olduğunu ve dahası bu yeni tavrın ABD tarafından da desteklendiğini söylediler.

Kurulan mantık şöyleydi: ABD yönetimi bundan böyle ‘‘demokratik’’ ülkelerde, 28 Şubat gibi ‘‘demokratik kurallara müdahale’’ anlamına gelebilecek gelişmelere karşıydı.

Amerika sonuçta bu gibi müdahalelerin genelde demokrasiye ve demokrasiler arasında ilişkilere dayanan yeni dünya sisteminin mantığına bir darbe olduğunu, sonuçta bunların uzun dönemde sisteme zarar vereceğini düşünüyordu.

Kendi içinde mantıklı olan bir argümandı bu. Çıkış noktası ile sonucu arasında kademeli olarak mantıki bağlantılarını kurmuş olan ve üstelik ‘‘resmi söylem düzeyinde’’ ABD'nin bazı açıklamalarıyla da çakışan bir argümandı.

* * *

Ben Amerika'nın başkentinde muhabirlik yapmış bir insan olarak ‘‘resmi söylem’’de ifade edilen her şeye inanmamam gerektiğini iyi bilirim.

‘‘Resmi söylemler’’ oyunun bir parçasıdır ve asıl oyun resmi olmadan ifade edilen söylemler üzerine oynanır.

Ama yine de eğer yapılan tespit doğruysa bu, Türkiye'de yepyeni bir dönemin başlayacağının işareti de olabilirdi.

Araştırmayı ve okumayı biraz daha derinleştirmekte yarar vardı.

* * *

Özellikle Amerika'da bazı siyasi süreçleri anlamak için sadece devletin resmi tavırlarına bakmak yetmez. Birtakım dergiler, birtakım teorisyenlerin yazıları, tartışmalar uzun dönemli trendleri anlamak, tespit etmek açısından kesinlikle okunmalıdır.

Bu bağlamda bence çok önemli olan bir kitap geçti elime.

Adı ‘‘The Coming Anarchy: Shattering The Dreams of the post-Cold War’’ (Yaklaşan Anarşi: Soğuk Savaş Sonrası Hayallerinin Yıkılması)

Yazarı Robert Kaplan.

Bu Robert Kaplan son derece ilginç bir teorisyendir.

Temelde bir seyahat yazarı o. Ama aynı zamanda da bir siyaset teorisyeni.

ABD'nin resmi politikalarının oluşmasında onun fikirlerine de değer veriliyor, çünkü Başkan Clinton ondan çok etkilenmiş.

Özellikle Kaplan'ın yazmış olduğu ‘‘Balkan Ghosts’’ adlı kitabın Clinton tarafından okunmasından sonra ABD'nin Balkanlar politikasının yeniden şekillendiği de biliniyor.

* * *

Yeni kitap bir anlamda, soğuk savaş sonrası dönemde ‘‘demokrasi’’nin geleceğinin ne olacağını tartışıyor.

Francis Fukuyama, soğuk savaşın bitmesiyle liberal demokrasinin büyük bir zafer kazandığını, artık herkesin liberal demokrasinin ‘‘en iyi sistem’’ olduğu konusunda hemfikir olduğunu, bu nedenle ideolojik tartışmaların da bitmesi gerektiğini, yani ideolojilerin de artık sonunun geldiğini yazmıştı.

Fukuyama'nın bu teorisini saçma buluyor Robert Kaplan. Ona göre dünyada çatışma bitmedi, asıl şimdi başlıyor.

Bunu görmek için azgelişmiş ülkelerdeki şiddet kullanmaya hazır siyasi hareketlenmelere bakmak yeter Kaplan'a göre.

Bu açıdan Kaplan, aynen Samuel Huntington'la hemfikir. Huntington da Foreign Affairs Dergisi'nde yazdığı yazıda bir medeniyetler arası çatışma beklentisi içindeydi.

Kaplan, bazı nüanslarda ayrılsa da hemen hemen aynı şeyi söylüyor.

* * *

Denilenler bununla bitse bizim açımızdan pek de önemi olmayacak bu tartışmanın.

Çünkü bu konular daha önce tartışıldı.

Ancak Kaplan meseleyi bir adım daha ileriye götürüyor.

Bazı tür ülkelerde illa da liberal demokrasi olacak diye ısrarlı olmanın anlamlı olmayacağını...

Bu tür ülkelerde Batı'daki anlamıyla liberal demokraside ısrar edilmesi durumunda hem bu toplumu hem de dünya dengelerini sarsabilecek siyasi eğilimlerin, kendilerine sunulan demokrasi sürecini kullanarak güçlenebileceklerini...

Liberal demokraside ısrar edildiği takdirde demokrasiye karşı olan siyasi güçlerin ülke yönetimine gelip, dünya ölçeğinde kriz yaratabileceklerini...

Bu nedenle de bu tür ülkelerde ideal sistemin, kendisinin ‘‘hybrid regime' olarak tanımladığı bir ‘‘liberal olmayan demokrasi’’ (Fareed Zakaria'nın tanımıyla ‘illiberal democracy') olması gerektiğini söylüyor.

Demokrasi ile otoriterlik arasında olacak bir rejimi tanımlıyordu Kaplan.

Bir anlamda Türkiye'deki rejimin de tanımı yapılıyordu ve işte konu bence bu nedenle çok ilginçti.

(Devamı yarına

X