Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Serdar Turgut: Kennedy'ler ve derin devlet

Serdar TURGUT

John F. Kennedy Jr. dünyanın bilincine, üç yaşında babasının cenazesinde tabut kendi önünden geçerken verdiği asker selamı ile kazındı.

Baba John Kennedy, üzerindeki esrar perdesi hálá daha aralanmayan bir suikasta kurban gitmişti.

Dallas'taki suikast üzerine romanlar yazıldı. Komplo teorileri yayıldı. Bu teorilere inananlar yıllarca hükümeti zorlayarak ‘‘asıl katilin’’ kim olduğunu bulmaya çalıştılar.

Kennedy'nin öldürülüş anını tesadüfen filme çeken Zapruder, o 30 saniyelik filmin her karesinin belki de binlerce kez incelenmesine neden oldu.

Sonra Kennedy'nin katil zanlısı da bir bar işleticisi tarafından vuruldu.

Zincirin son halkası olarak da Kennedy'nin savcı olan kardeşi Robert Kennedy öldürüldü.

***

Kennedy'ler üzerindeki ‘‘lanetin’’ ilk suikast ile başladığı anlatılır hep.

1960'lar Amerikası'nı icelediğimizde, aslında meselede esrarengiz lanetler filan olmadığı, düpedüz bir ‘‘derin devlet’’ operasyonu ile karşı karşıya olunduğu ortaya çıkar. Oliver Stone ‘‘JFK’’ filminde, aslında bunu anlatmaya çalıştı ve bence bazı konuları abartsa da filmin ana fikri katiyen hatalı değildi.

John F. Kennedy, özellikle Küba'da devrim yapan Castro'yu devirmek için devletin derin devlet mekanizmalarını harekete geçirmişti.

Amerikan mafyası, devlet ile en önemli derin ilişkisini İkinci Dünya Savaşı'nda kurmuştu.

İtalya çıkarmasından önce devlet, mafya ile bağlantı kurmuş, çıkarma yapılacak bölgedeki istihbarat ve güvenliğin sağlanması işini mafyaya ihale etmişti.

Mafya da İtalya'daki ailevi bağlantılarını kullanarak çıkarmanın altyapısını hazırlamıştı.

Amerikan ordusunun İtalya çıkarmasının nispeten sorunsuz olmasının nedeni de budur işte.

***

Devlete yapılan bu yardım karşılıksız kalamazdı tabii.

Amerikan hükümeti o günden itibaren mafyanın bazı işlerine göz yumdu.

Özellikle kumar işletmeleri açılmasında zorluk çıkarmayı bıraktı. Bazı bölgelerdeki esrar dağıtım işinin de üzerine gitmemeye başladı.

1960'lı yıllarda yükselen ırk eşitliği hareketi, zencilerde hızlı bir radikalleşme doğuruyordu.

Komplo teorisyenleri, bu dönemde mafyanın, zenci bölgelerine esrar dağıtım işini ‘‘rahatça’’ yapmasıyla radikalliğin kırılmasında yol alındığını anlatırlar. (Bu teorinin en büyük savunucusu da Nation of Islam'ın lideri Louis Farrakhan'dır.)

Gerçi tabii ki bu iddiayı destekleyecek tek bir kanıt yok. Olamaz da ama yine bunlar konuşulur durur yıllardır.

***

Artık biliniyor ki John F. Kennedy, derin devletin mafya ile kurmuş olduğu işbirliğini bir aşama daha ilerletmiştir.

‘‘Domuzlar Körfezi’’ çıkarmasında başarısız olan kişilerin hemen hepsinin birer haydut olmaları, bu bağlantının en büyük kanıtıdır. James Ellroy'un muhteşem kitabı ‘‘American Tabloid: A Novel’’da işte bu ilişkiler anlatılır aslında.

Mesele bu şekilde kalıp işin üzeri uygun bir biçimde örtülse, Kennedy'nin ölmesine gerek kalmayacaktı belki de.

Ancak Kennedy, o günlerde kendisini genç bir öğrenci olarak ziyarete gelen Bill Clinton gibi başkanlığı süresince evlilik dışı ilişkilerini durdurmaya taraftar değildi.

Mafya, başkana sorunsuz bir şekilde kadın getirip götürme işini üstlenmişti.

Bütün bunlar devletin istihbarat birimlerinin gözü önünde oluyordu. Robert de Niro'nun oynadığı ‘‘Casino’’ filminde, bakanın otele ziyaret sahnelerinde olanlar aslında gerçeğin ta kendisiydi.

Mafya sunduğu hizmet karşılığında elini daha çok güçlendirmeye başlamış, devletle haddinden fazla iç içe geçmişti.

Devlet tarafından kendilerine konulan sınırı aşmaya başlamışlardı.

Buna izin veren kişi de John F. Kennedy'ydi. Kardeşi savcı Robert Kennedy de olanbitene ses çıkarmayarak katılıyordu.

Bu ikisinin kısa süre aralıklarla öldürülmelerini, onları öldürenlerin de ölmelerini ve hatta kız arkadaşlarının bile şüpheli bir şekilde ölmelerini (Marily Monroe) açıklamak kolaydır aslında.

Derin devletin mafya ile ilişkisini koparmak ve bence normale geri dönüşü başlatmak operasyonuydu bu.

***

Bir anlamda Kennedy ailesinin hayatta kalan fertlerinin bütün yaşamları, kendilerini bu derin devlet bağlantısının dışına çekip isimlerini rehabilite etmek gayretiyle geçmiştir.

Şanssızlıklar da burada başlamıştır. Ted Kennedy tam başkanlığa aday olmaya hazırlanırken, yine bugünlerde ceset aranmakta olan Martha's Vineyard'da tüm başkanlık hayallerinin söndüğünü görmüştür.

O gece Ted'in de bulunduğu arabayı kullanan bayan, adadaki Chappaquiddick'te nehrin sularına gömülmüş, Ted kurtulmuş, kadın boğularak ölmüştür.

Aslında bu olayın da yıldönümüydü bu hafta; tesadüfe bakın.

Büyük yazar Joyce Carol Oates, o arabadaki kadının sulara gömülürken yavaş yavaş ölüşünü Black Water (Siyah Su) romanında anlattı.

John F. Kennedy Jr., ailesinin geçmişinde olan karanlık olaylara en uzak kalmayı başarmış kişiydi.

Geçmişten kendini koparma sürecini, geçen yıl sahibi olduğu George Dergisi'nde ailesi aleyhine kaleme aldığı ‘‘Poster Boys for Bad Behavior’’ (Kötü Davranışın Poster Çocukları) adlı yazdığı yazıyla noktalamıştı.

Ancak galiba o geçmiş, ne yaparlarsa yapsınlar onların yakasını bırakmayacak.



X