Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Serdar Turgut: Ege'de yankılanan ses







Serdar TURGUT

Bir Türk Robin Hood'u olarak zenginden alıp kendime vermek yolundaki faaliyetlerim sürüyor.

‘‘İnsanın keyif alacağı tek yat arkadaşının satın almış olduğu yattır’’ diye bir atasözü var biliyorsunuz.

Ve her atasözü gibi bu da hayatın yaşamışlığından kaynaklanan, tecrübeye dayalı bir akıllı yaklaşımı anlatıyor.

Bu yaklaşım doğrultusunda arkadaşlardan gelen davete hemen evet dedik ve atladık yatlarına, açıldık Ege sularına.

Benim gözüm hep çevredeki ıssız adalarda.

Aniden onlardan bir tanesinde İsmail Cem ile Yorgo'yu dans ederken görürüm belki diye umutluyum hep ama o günlerde bizim bulunduğumuz bölgede değillerdi galiba, göremedim onları maalesef.

Teknede yaşadığım rutin problemleri artık detaylı yazmıyorum çünkü eğer eski okuyuculardansanız olup bitebilecekleri az çok tahmin ediyorsunuzdur.

Rana her defasında ben duşumu alıp, akşam için giyinmişken tekrar mayomu giyip kendisiyle denize atlamam için olay çıkardı örneğin. Bunu neden yaptığını katiyen anlamamakla birlikte dediğini yaptım ki olay çabuk kapansın diye.

Sonra güverteye merdivenle her çıkışımda aşağıdaki kamaradan bir şeyler getirmemi istedi ve bu istemini katiyen, bir tek kez bile ben merdiveni çıkmaya başlamadan bana iletmedi.

Sonra kafamı en azından otuz kez çeşitli yerlere vurdum falan filan.

Bunlar rutin şeyler...

*

Arkadaşım ‘‘Gel bota binip açılalım, balık tutarız’’ deyince hayli sevinmiştim aslında.

Sevinmiş olduğumu Rana'ya göstermedim çünkü kendisinden uzağa yarım saatliğine olsa da gitmemin bende yarattığı sevinci görürse gitmemi yasaklardı, bunu biliyorum.

Neyse, hislerimi gizledim, uzunca bir ayrılma seansı yaşadık, birbirimize el salladık, bir tek arkamdan su dökmediği kaldı, bütün seyahate çıkma seremonisi tamamdı yani. Gören sanır ki ben bir daha dönmemek üzere Midilli'ye doğru yola çıkıyorum.

Yatı demirlediğimiz yerden bir kilometre kadar uzakta arkadaşın balık olduğuna emin olduğu yere kadar uzaklaştık.

Bir şeyi fark ettim. Geride bırakmış olduğumuz yatta üç bayan bir de çocuk vardı ama bir tek Rana'nın sesi duyuluyordu.

Bırakınız sesinin duyulması, dedikleri bile net olarak anlaşılıyordu.

Arkadaşıma dönerek ‘‘Ege'nin ortasında bir tek onun sesinin bu kadar net olarak duyulması tuhaf değil mi’’ diye sordum. O bu konuları bilir, tabiat olayları ile yakından ilgilidir, bilmediği şey yoktur.

Buna rağmen bu acayip olayı o da anlamamıştı. Bir açıklama getiremedi sadece onun sesinin duyulması fenomenine, o da çaresiz kaldı.

*

Rana'nın yarattığı sese rağmen işimize konsantre olduk, balıklar da kuzu gibi, atıyoruz boş gelmiyor. Bir karagöz tuttum, vallahi iki kişiyi doyururdu.

Birden bulunduğumuz yerin biraz ilerisinde bir ses oldu.

Çok kötü film seyretmiş olmamın beynimde yarattığı deformasyon nedeniyle Katil Balina Orca'nın gelip bizi yiyeceğine karar verdim.

Bir de ne görelim, bir Yunus sürüsü bize doğru gelmiyor mu...

Şimdi sevgili okurlar bu hayatta insana sık sık olacak bir şey değil gayet tabii ki.

Öyle yaklaştılar ki, 30 metre filan geldiler yanımızda, en azından altı yunus var, zıp zıp zıplıyorlar.

Müthiş keyifle izliyoruz onları büyülenmiş bir şekilde.

*

Sessiz olmamız gerekiyor ki yunuslar korkup kaçmasın. Nefesimizi tutmuşuz neredeyse.

Birden bizim botun içinde Rana'nın sesi olanca gücüyle yankılandı. ‘‘Serdar, Serdar’’ diyordu sesi.

‘‘Ne yapıyorsunuz’’ diye de sordu ses ondan sonra.

Yaşadığımız mantık dışı, bilim kurgusal ve son derece de ürkütücü olay nedeniyle yanlışlıkla oltanın kancasını elime sapladım.

Aklıma ilk gelen şey onun bota gizlice bir teyp yerleştirdiği ve bana oradaki kasetten hitap ettiği oldu.

Sonra sesinin yükselme eşiğinin artmış olabileceği ihtimali de geldi aklıma. Bir kilometre öteden konuşmalarını da bu şiddette duyuyor olmaya başlamam ihtimali de vardı çünkü sesini yükseltme ivmesi son günlerde çok hızlanmıştı.

Arkadaşım elindeki telsizi gösterdi de durum anlaşıldı. Rana oradan hitap ediyordu bizlere.

Ve yunuslar tabii ki kaçtı.

*

Bu diyeceklerimi ona yüz yüzeyken söyleyemedim, burada yazarak içimden atmalıyım.

Ya ne istiyorsun benden ya, yalvarırım söyle ya.

Canımı kısa yoldan al, işkence yapma ya. Yani hayatta başka ne zaman o yunuslar 30 metre yakınıma gelebilir ki, tam o anı nasıl düşünüp de telsizden sesledin ya.

Ya ben bittim ya. Elim hálá acıyor ya.

Yani hayatımda ilk kez balık da tutabiliyordum ya, sen öyle aniden seslendikten sonra balık da tutamaz oldum ya.

Sende hiç insaf yok mu YA!

Of be rahatladım işte. Haydi iyi günler.

X