Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Serdar Turgut: Demokrat Parti'nin anlamı

Serdar TURGUT

İKTİDARA gelişinin 50'nci yılı geçen pazar kutlanan Demokrat Parti'nin tarihi çok öğreticidir.

Özellikle bugün borsa analizi yapmakla yetinmeyen ekonomistlerin bu tarihten öğrenecekleri çok şey vardır.

Çünkü bu tarih, siyasi iktidarların dünyada var olan hegemonik ekonomik büyüme modelini iyi kavradıkları, içinde bulundukları dönemin ekonomik dinamiklerini anlayıp ülkelerine ona göre yön verdikleri takdirde büyük başarı kazandıklarını göstermektedir.

Sonucu baştan söyleyeyim. Demokrat Parti dönemi Türkiye'nin gerçek demokrasiyi kurumlaştırma yolunda atılmış en önemli adımdır.

Bu nedenle o 10 yıl bence hem başarılı, hem de çok önemlidir.

Keza demokratik olma iddiasında olmayan tek parti dönemi de, dönemin ekonomik modelini iyi kavradığı ve ülkeyi ileri götürdüğü için başarılıdır.

Dün Cumhurbaşkanlığı'na veda eden Süleyman Demirel de 1964 sonrasında dünya dinamiklerini çok iyi okuduğu için 1971 yılına kadar demokrasi içinde dengeli büyümeyi Türkiye'ye ilk kez tattırmayı başarmıştır. Onun iyi yaptığı hiçbir şey yok diyenler, en azından bu konuda müthiş yanılmaktadırlar.

Sonucu baştan söyledik, şimdi bu konuları biraz açalım.

* * *

Tek parti döneminin Türkiye'de yaşanması kaçınılmazdı.

Türkiye, Birinci Dünya Savaşı'ndan çıktıktan sonra endüstrisi olmayan, altyapısı bulunmayan bir ülke görünümündeydi.

Bu durumdan acil kurtulmak için en azından temel endüstrilerin ve demiryolu, elektrik gibi altyapıların kurulması gerekiyordu.

Dünyanın karmakarışık olduğu o dönemde bunu demokrasi içinde kalarak gerçekleştirmek mümkün değildi.

Sanayinin ve altyapının kurulması için ülke içinde kaynak yaratılması zorunluydu ve bu kaynağın yaratılıp, el konulacağı tek kesim de köylülüktü.

Bu nedenle Türkiye'nin Birinci Dünya Savaşı sonundan 1950'ye kadarki tarihi, büyük ölçüde tarım sektöründen, sanayileşmede kullanılmak üzere kaynak aktarılmasıydı. Başka bir kavramla, köylülükten aktarılan büyük bir artık değerden söz etmekteyiz.

Demokrasi var olsaydı bunun yapılması imkánsızdı; çünkü nüfusunun büyük bölümü köylü olan bir ülkede köylülük sadece tek taraflı olarak kaynak yaratan ve bunu aktaran bir kesim olarak görüldüğünden o kesimden aynı zamanda oy istemek de doğal olarak imkánsızlaşır.

Bu artık değer aktarılması sürecinde gerekirse zor kullanılması da o sistem ideolojisinde meşrudur.

* * *

Demokrat Parti, bu sisteme isyan hareketinin partisidir.

Ancak şunu da unutmamak gerekir ki, 1950'ye gelindiğinde dünya ekonomisinin dengeleri köylülüğü sadece kaynak yaratan değil, tüketen bir sınıf olarak görmeyi de gerektiriyordu.

Demokrat Parti, demokrasi söylemini köylülük üzerine kurdu. Ve dediğini de yaptı.

O dönemde Türk köylüsü ilk kez insan yerine konulduğunu fark etti. Politikacılar ilk kez onlarla konuştular. Onlara yalan da olsa vaatlerde bulundular. Onların oy gücünden korktular.

Ve tabii karşılığında da onlara bir şeyler, yani ekonomik güç verdiler.

Demokrasinin kırsal alanda yayılmasıyla birlikte, zaten tutucu olan bu kesimde dinci hareketlerin ortaya çıkma eğilimi içine girmesi de doğaldır.

Bu hareketleri tek parti döneminde baskı altında tutmak kolaydı. Demokrat Parti'nin tüm temeli ise bu kesimde daha fazla özgürlük yaratmaya dayalıydı. Dolayısıyla iktidarının sonuna doğru DP, özellikle ilk kez başlayan iç göçlerle nüfusları büyüyen şehirlerde daha baskıcı hale gelirken, bu baskı köylerde aynı düzeyde uygulanmamıştır.

1960 yılında askeri darbenin oluşumunu bütün bu tarihi süreci inceleyerek anlamaya çalışmak, kanımca daha doğru olur.

* * *

Demirel, Türkiye'de ilk kez demokratik ortamda ithal ikameci tüketim ekonomisini yerleştiren siyasetçidir.

Tek parti döneminde demokratik olmayan bir ithal ikameci ağır sanayileşme modeli yaşandı.

O dönemde tüketim değil, üretim önemliydi; tüketiciler yok, ucuz üreticiler vardı.

Demirel başbakan olduğu dönemde ağır temel sanayileşmesini, altyapısını hazırlamış, köylülüğünü siyasete ve ekonomiye açmış bir Türkiye'nin artık demokratik ortamda tüketim malı üretmesi, vatandaşlarını tüketici yapması gerekiyordu.

Bu çok zor bir işti ve Demirel bunu başardı.

Bu köşede kendisini zaman zaman çok eleştirmişimdir ve haklıydım da eleştirilerimde. Ama Sezar'ın hakkını da Sezar'a vermek gerekir; bu ülkede köylülük hálá Demirel'i seviyorsa, işte bu tarihi nedenlerden dolayıdır.

Demirel'in Cumhurbaşkanlığı döneminde tarımın darbe yemesi ve hayvancılığın yok olması da tarihin ona oynadığı garip bir cilvedir.

X