Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Serdar Turgut: Bir hatıram daha

Serdar TURGUT

YAZILARIMI baştan beri okumak şanssızlığına uğrayan bahtsız insanlar, özellikle Washington'dan yazmayı sürdürdüğüm sıralar bir ara bunalım geçirdiğimi hatırlayacaklardır.

Espri yapmanıza gerek yok; ne zaman bunalımdan çıktım ben de bilmiyorum ama inanın ki o bunalım evrem oldukça farklıydı.

Washington'un durağanlığı beni öylesine basmıştı ki New York'a ‘‘ölüm seferleri’’ düzenlemeye başlamıştım.

Plan gayet basitti. İlk önce kendime tehlikeli bir bölge seçiyordum.

Sonra cumartesi sabahı, en erken trenle New York'a geçiyor, gün boyu vakit öldürüyor, akşam vakti de zil zurna sarhoş olduktan sonra seçmiş olduğum bölgeye giderek belanın gelmesini bekliyordum.

O geceler için New York'a gittiğimde biletlerimi hiç gidiş-dönüş almadım.

Pazar sabahı da eğer hayatta olursam tekrar Washington'a dönüyordum.

* * *

Belki hatırlarsınız, bunlardan bir tanesinde yaşamış olduğum bir olayı aktarmıştım beş yıl önce.

Bir sabaha karşı, Tanrı'nın yarattıktan sonra unuttuğu bir mahallede, yeraltı tren istasyonuna 50 metre kala istasyonun kapısında bela beni bekliyordu.

Zenci ve Hispanikler'den oluşan bir gruptu bu.

Bana bakıyorlar ve önlerinden geçmek zorunda olduğumu bilerek de gülüyorlardı.

Tamam, ölüm seferine çıktım ama, bu hiçbir şey yapmayacağım anlamına da gelmiyor tabii. Öyle olsa, Washington'daki evde temizden kendimi gebertirdim olur biterdi.

Bu kadar masrafa, seyahate filan gerek de kalmazdı.

Asıl hedef sınırları zorlamak, bilmem anlatabiliyor muyum?

Adamlara bir baktım ve 1971-1979 arası New York sokaklarında almış olduğum derslerden öğrendiklerimi uygulamaya karar verdim.

Sokağın evrensel lisanıyla konuşmalıydım onlarla.

Koreli tarafından işletilen bir bakkala girdim. İki adet poşeti iç içe geçirdim, bunlara dört adet dolu kola kutusunu koydum, paketi elimde döndürdüm.

Elimde anında bir adet öldürücü silah oluştu.

En azından üstüme gelecek ilk insanın beynini dağıtacaktım. Sonra onlar benim vücut parçalarımı New York ve civarının çeşitli yerlerine gayet tabii ki serpiştireceklerdi, ama bunu bir kişi eksikle yapacaklardı, bu da kesindi.

Ve gülümseyerek onlara doğru yürümeye başladım.

Şunu bilin ki, bunun cesaretle filan ilgisi yok. İnsan bir şeye konsantre olunca istemeden de olsa cesur gibi oluyor.

Adamlar beni süzmeye başladılar ve tahmin ettiğim gibi ilk adımı atmaya cesaret edeceğin kim olacağına da karar veremediler. Önlerinden geçerken bana karşı hafiften saygı duyduklarını da hisseder gibi olmuştum.

* * *

Bu olayı belki hatırladınız, ama bugüne kadar anlatmadığım bir olay daha var.

Bir ‘‘ölüm seferinde’’ ise Washington Heights'taydım. Bu semti fazla anlatmama gerek yok; çünkü katiyen görmeye gitmeyeceksiniz, tamam mı?

Yine bir gece yarısı. Yine bir loş sokak. Ve köşede üç adam, bana bakıyorlar.

Bu sefer öyle torba içinde kola kutusu filan vaziyeti katiyen kurtarmaz.

Yani öyle bir şey denesem, büyük ihtimalle kola kutularını yedirirler, sonra da öldürürler beni. Öyle adamlar yani, durumu anlamış olmalısınız.

Bu Çinliler'den, Koreliler'den Allah razı olsun. Adamlar adım başı bir bakkal açıyorlar, yemin ediyorum.

Bir tanesine girdim. Mikadan yapılmış bir dolara satılan güneş gözlüğü satın aldım. Bir adet de ucuz krem.

Dükkándan çıktım. Adamların 10 metre yanına kadar geldim ve aniden tişörtümü çıkarıp kremi ıslık çalarak vücuduma sürmeye başladım.

Bir tanesi yürümek ile sürünmek arası bir edayla yanıma geldi (Walk the walk Man!).

Ve, ‘‘What the fuck are you doing man’’ dedi.

Ben de ona, ‘‘Güneş çok parlak, benim de derim çok hassastır, bu yüzden krem sürüyorum ki yanmayayım’’ dedim.

Saat sabaha karşı iki olmasına rağmen adam gayri ihtiyari gökyüzüne baktı. Sonra bana bir daha baktı. Ve arkadaşlarının bulunduğu yere yürüdü.

Aralarında bir şeyler konuştular. Ben önlerinden kremi kollarıma sürerek ve ‘‘Singing in the rain’’ şarkısını ıslıkla çalarak geçtim.

Bana dokunmadıkları gibi, biraz onlara doğru yürüsem büyük ihtimalle de dağılacaklar gibiydiler.

Anlayacağınız, deliyi oynamak her zaman avantajlıdır, bunu da unutmayın.

(Pazar: Deliyi oynamak üzerine.)

X