Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Serdar Turgut: Amerikan Dışişleri üzerine

Serdar TURGUT

EĞER son anda bir gecikme söz konusu olmazsa Amerika'nın yeni Türkiye Büyükelçisi Richard Pearson hafta sonunda Ankara'ya gelmiş olacak.

Eski Büyükelçi Parris'i görev süresi tam dolmadan merkeze çağırdılar.

Türkiye'de insanlar komplo teorilerine çok meraklılar. Bazı insanlar bu olan biteni Amerika Birleşik Devletleri'nin, Türkiye'de 28 Şubat süreci olarak bilinen kurumsal müdahaleye karşı tavır alması şeklinde yorumluyorlar.

Parris'in 28 Şubat sürecindeki hükümetlere yakın durması nedeniyle bir tür cezalandırıldığını söylüyor bu teorisyenler.

* * *

Amerika'nın Türkiye'ye yönelik tavırları konusunda daha önce yazmış olduğum birkaç yazıda, ABD'nin 28 Şubat sürecine aktif bir şekilde karşı çıkıp tavırlar aldığı yolundaki söylemin içsel tutarlılığı olmadığını belirtmiştim.

Amerika'yı biraz bile tanırsanız, onun resmi siyasetinin daima ve doğal olarak Amerikan çıkarlarıyla belirlendiğini, dolayısıyla da 28 Şubat sürecine Amerika'nın karşı çıkmasının ancak bu sürecin onun kendi çıkarlarına aykırı olması durumunda olabileceğini de görürsünüz.

Doğrudur, özellikle Refah Partisi iktidarı öncesinde bu partinin iktidara gelmesinin Türkiye açısından iyi olup olmayacağı yolunda Washington'da önemli tartışmalar olmuştur.

Mark Grossman ve Strobe Talbott, bu iktidarın Türkiye için denenmesi gereken bir gelişme olduğunu düşünenler arasında yer almış, buna karşı çıkan bir grup da dışişlerinde yapılan bir dizi toplantıda görüşlerini net olarak ortaya koymuşlardır.

Ve yine de doğrudur ki, 28 Şubat süreci başlayınca ve Refahyol iktidarı iktidarı bırakmak zorunda kalınca, bunun toplumda olumsuz etkiler yaratabileceğini düşünenler de çıkmıştır o günlerde Amerikan Dışişleri'nde.

Ancak unutulmaması gereken nokta şudur.

Yeni hükümet başa geçer geçmez, Amerika yönetimi hiçbir sitemde bile bulunmadan Türk hükümetiyle ilişkilerini son derece düzgün olarak yürütmüştür.

Daha da önemlisi şudur: Amerika'da gazetecilik yapanlar bilirler. Amerikan yönetiminin Türk Silahlı Kuvvetleri'yle çok özel bir ilişkisi vardır.

Pentagon'da, TSK üst yönetimiyle birçok kanaldan her türlü konuda görüşme yapılır. Zaten Amerika yönetimi de Türkiye ile birçok kanaldan ilişkilerini götürür ve bu kanallardan en önemlisi ise TSK ile kurulmuş eskilere dayanan kurumsal ilişkidir.

Bu dönemde o kanaldan TSK'ya da bir sitem veya geleceğe yönelik endişelerin ifade edildiği bir analiz aktarılmamıştır.

* * *

Sadece kendi dünyalarına ve atmaya uğraştıkları siyasi-kariyerist adımlara uyuyor diye Amerikan yönetiminin aslında 28 Şubat sürecine karşı olduğunu, son büyükelçi atamalarının da bunun bir göstergesi olduğunu söyleyenler bence hayal görüyorlar.

Amerika'nın yeni Büyükelçisi Robert Pearson hoşgeldi, inşallah yeni görevinde başarılı olur.

Aslında yeni büyükelçi, Türkiye'ye tamamen yabancı. Kendisi Amerika'nın Fransa Büyükelçiliği'ni yapmakta olan Felix Rohatyn'ın çok sevdiği bir kariyer diplomat.

Paris'te Rohatyn'ın yanında çalışmış, onun gözüne girmiş. Rohatyn da gayet insani bir şekilde onu korumaya çalışıyor; çünkü kendisi yakında ABD'ye dönecek.

Rohatyn, kariyerden diplomat değil. New York'taki dev Lazard Freres şirketinin başındaydı Rohatyn. Kendisi Amerika'nın en önemli işadamlarından bir tanesidir. 1970'li yıllarda New York şehrini iflastan kurtaran mali paketi hazırlayan kişidir.

Çok zengindir, güçlü bağlantıları vardır. Clinton'ın kampanyasına büyük para yardımında bulunduğu için Clinton da bir jest yaptı ve onu Paris'e büyükelçi olarak atadı. Amerikan yasalarına göre bu tamamen uygun.

Şimdi Clinton dönemi sona eriyor ve onun bu şekilde atadığı bütün kariyer dışı büyükelçiler de geri dönecek.

Rohatyn dönmeden önce Paris'te kendisine çok yardımcı olan Robert Pearson'a arka çıktı. Albright'a (ve de arkadaşı Clinton'a) telefon açarak Pearson'a iyi bir kariyer adımı sağlayacak önemli bir diplomatik konum sağlanmasını istedi.

Pearson da önemi büyük olan Türkiye'ye büyükelçi olarak atandı. Bunu yeni büyükelçinin yeteneklerini küçümsemek için filan yazmıyorum. Amerika'da bu tür atamalar normaldir ve çoğunlukla da hak etmeyen insanlar güç konumlara atanmazlar.

Mark Parris de zaten yeni büyükelçiye yer açılması için zamanından önce merkeze çağrıldı.

O kariyer diplomatı, durumdan rahatsızmış ve yeni yönetim uygun bir teklifle kendisine gelmezse istifa edip özel sektöre geçmeyi de düşünüyormuş.

Yani ortada 28 Şubat ile ilgili bir operasyon filan gayet tabii ki yok.

Bu arada yeri gelmişken kaynaklarımdan aldığım bir bilgiyi de aktarayım. Amerikan Dışişleri'nin Türkiye'yle ilgili birimleri inanılmaz bir laçkalık içinde. Türkiye'yi bir tek Dışişleri'nin Güneydoğu Avrupa Bölümü Başkanı bayan Ann Korky iyi tanıyor, tek başına olan biteni yakından takip etmeye çalışıyor.

Ancak bakanlığın idari ve mali durumu öyle kötü ki, onun da kendisine bu konuyu tamamen teslim edebileceği bir yardımcı alacak bütçesi bile yok.

Yani anlayacağınız, işler el yordamıyla götürülüyor ve yeni dönemde bu düzeltilmediği takdirde ilişkilerde son derece teknik aksamaların ortaya çıkması da muhtemel.

X