Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Serdar Turgut: Acıklı bir yaşam

Serdar TURGUT

ÇOCUK Türkiye'de yaşanacak tüm acıları, trajedileri tarih kitaplarından değil de fiilen algılamasına imkán verecek bir tarihte doğdu.

Doğduğu an ilk önce doktordan bir şaplak yedi, iki gün sonra da babası dövdü onu.

Böylece bir yaşam boyu sürecek hayat standardı da daha o ilk günlerinde belirlenmiş oldu.

İlkokula gittiği ilk gün, okula gitmek istemediği için annesinden ve yine okula gitmek istemediği için hocasından dayak yedi.

İlkokul üçte başka sınıftan çocuklar onu dövdüler. Yaşamının o anına kadar belki de tek gerçekten hak ettiği dayak oydu büyük ihtimalle.

Çünkü ona kontrolörlük görevi vermişler, o da yetki alan her Türk gibi kabadayı kesilmiş ve elinde sırf yetki olduğu için insanların kendisinden korkacağını zannetmişti.

Dayak ona toplumsal ilişkiler konusunda ilk önemli ders oldu.

* * *

İkinci hak ettiği dayağı da sınıftan bir kızdan yedi. Kızın bacaklarının bir ara kendi bacağına değmesini büyük bir davet olarak algıladı, onu aniden öpmeye çalıştı.

Kız da ona bir çaktı ki aklınız durur.

Hayatında aldığı ikinci ve belki de en önemli ders buydu.

O günden itibaren kadınlardan korkmaya başladı, ayrıca ondan sonra hayatının çok uzun bir döneminde hiçbir seksüel içerikli daveti, ‘‘Belki bunu da yanlış anlıyorum, sonunda dayak yerim’’ diye korkup kabul etmedi.

Bu yüzden o kadar çok fırsat kaçırdı ki, eğer bir gün bu yaşamını kitap haline getirirse hepiniz oturup bir güzel ağlarsınız.

* * *

Bu tür yaşamı nedeniyle lise ilk sınıfa geldiğinde çocuk hayli sinirliydi.

Üstelik o yıl tüm Türkiye liselerinde meydana gelen ilk dayak olayı da kendisiyle ilgiliydi.

Yurttaşlık bilgisi adıyla bir ders vardı o zamanlar. Şimdi de vardır mutlaka buna benzer bir şey, ama ne öğretirler bu derste, orası da meçhul...

Bizim hoca o zamanlar çok sinirliydi. Büyük ihtimalle de faşistti; çünkü ikide bir ‘‘32 milyon Türk, hepimiz birlikte başaracağız şunu bunu’’ diye bağırıyordu.

Evet o zamanlar 32 milyon Türk vardı, o günlerde de Kürt filan yoktu memlekette. Üstelik bu 32 milyon Türk'ün 31 milyonu da İstanbul dışında bir yerlerde oturuyordu.

Harikulade bir ülkeydi o zamanlar Türkiye, yemin ediyorum.

Bizim yurttaşlık bilgisi hocası, bir gün sınıfta yine böyle haykırdı. Çocuk da ona ‘‘Hocam, siz durmadan 32 milyon bir arada diyorsunuz, şu anda sokakta millet birbirine girmiş, kan gövdeyi götürüyor. Onlar Türk değil mi yoksa?’’ diye konuştu.

Hoca, lise birinci sınıftaki bir çocuğun kızlar önünde kulağının çekilmesinin, bir çocuğu hayat boyu iktidarsız bile bırakabileceği riskini hiç düşünmeden onun kulağını çekti. Kıvırarak çekti hem de, sonra şakağındaki kısa saçları da bütün gücüyle çekti.

Büyük bir ihtimalle, çocuğun ileride komünist olacağını fark etmişti de o nedenle önlem olsun diye dayağı bir işkence haline getirmişti.

* * *

Üçüncü sınıfa gelindiğinde fiili dayak azaldı, dayak tehdidi başladı. Bir de manevi dayaklar süreci başladı.

Oğlan ilk yiğitliğiyle üç abiyi kendisine örnek aldı, üçünü de astılar.

Bu devletle oyun olmayacağını ve gerekirse yine dayak yiyeceğini o zaman daha da iyi anladı.

Daha sonra arkadaşları öldürüldü, cenaze törenine katılmak istedi. Herhangi bir örgüt üyesi olmadığı içi cenazeye alınmadı, üstelik yine dayakla tehdit edildi.

Üniversitede çalışmaya başladı, öğrencileri öldürüldü. Cenazelerine katılmaya gittiği için rektörlük onu tehdit etti. Cenazeye gittiğinde de örgüt üyesi olmadığı ve tek başına durduğu için şüphe çekti, yine az daha dayak yiyordu.

* * *

Öyle böyle bir hayat geçti. Çocuk artık yaşlanıyor (Aslında galiba çoktan yaşlandı bile).

Devlet arada bir yine dövüyor onu, arada bir de dayak tehdidi geliyor.

Ama o kaşarlanmış artık.

Kaşarlanmış da ne olmuş, bir işe yaramış mı bu yaşam?

Yoo, neden yaramış olsun ki?.. Çocuk bir de bakıyor ki kendi yaşlanmış, ama aynı tas aynı hamam bir tek şey bile değişmiş değil aslında.

Sadece hipersüpermegamarketler var; orada her şey var, o kadar.

Şimdi ihtiyarlamaya başlayan çocuk, bu büyük bakkallarda her şeyi buluyor, ama boşluk hissi hálá, hem de artarcasına sürüyor. Bir de acayip hüzünlü çocuk.

Bunu da bilin.

X