Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Şenlendir ruhumuzu Hüsnü!

Bu adamı nereye çağırırsanız çağırın, gelir çalar. İster dünyaca ünlü bir caz müzisyeni olun, ister yeni yetme bir popçu adayı; tek yapmanız gereken onu çağırmak; ‘Hüsnü, sana ihtiyacımız var!’.

Gelir, albüm kayıtları sırasında şarkınızı bir kez dinler, paşa paşa kendi klarnet partisyonunu çalar ve gider. İçinden geldiği gibi...

Hiç ikiletmezsiniz çünkü çaldığını beğenirsiniz, yaptığı işte o kadar iyidir. Albümünüze yirmi saniyelik klarnet solosuyla ciddi değer katar.

O bir klarnetçidir. Hiç yalan söylemeyeyim ‘klarnetçi’ dediğim için şimdi biraz rahatsız oldum. Ama biliyorum ki o, böyle anılmak ister. Öyle ‘ben caz müzisyeniyim, virtüözüm’

gibi bir derdi yoktur. Enstrümanına

hakimdir, iyi çalar. Sanıyorum müzisyenin yapması gereken de sadece budur. Çünkü

olay yaptığınız şeyi iyi yaptığınızı bilmek, kendinize güvenmekle ilgili bir şeydir.

Gencecik yaşta Laço Tayfa’yı kurmuş, Türkiye’nin kalburüstü kulüplerinde, hatta New York Central Park’ta konserler vermiştir. Aileden müzisyendir. Dedesinden, amcalarından, babasından ve diğer üstatlarından öğrendiğine konservatuvardan aldığı eğitimi katmış, her ne kadar okuldan atılma da olsa; ‘olmuş’ bir adamdır.

Dedim ya, siz bu adamı hiç bilmezsiniz. O aslında sizin neden sevdiğinizi bilmeden dinlediğiniz onca popüler şarkıya, klarnetiyle ruh katan adamdır.

Hiç ayırmaz, adam kayırmaz. Gözünü kapar ve sadece işini yapar.

Otuzlu yaşlarına ramak kalmış bu delikanlı; klarnete beş yaşında başlamıştır. Güleryüzlüdür, utangaçtır. Klarnetinden hüznün de, eğlencenin de en afilli nağmeleri çıkar.

Bir Roman vatandaşıdır ve der ki; ‘Nedense Romanlar hep alınıyorlar Roman’lıklarından.

Ben çok kızıyorum, çok saçma. Türkiye’nin müzik potansiyelinin yarısından çoğu Romanların elinde. Türkiye’de müzik

gelişiyorsa bunda Romanların çok büyük

payı var... Stüdyo müzisyenleri, Kültür

Bakanlığı Devlet Koroları, radyolar, operalar;

her yerde varlar...’

Anlattık da anlattık. Kimden bahsediyorum, anladınız sanıyorum; Hüsnü Şenlendirici.

Bir haftadır ‘Hüsn-ü Klarnet’ adlı

albümünü dinliyoruz döne döne.

Doyamıyoruz. Bakıyoruz satış rakamlarına;

çatır çatır da satıyor.

YUKARIDAN MESAJ MI

VERİYOR NE?

Albümde anonim türküler, besteler, uyarlamalar var. Sertab Erener’in ün kattığı

Fikret Kızılok şarkısı ‘Kumsalda’dan

tutun da; Sezen Aksu’nun ‘İstanbul

İstanbul Olalı’sına, Livaneli’nin ‘Leylim Ley’ine, Neşet Ertaş’ın ‘Tatlı Dillim’ine

kadar; neler neler...

Aslına bakacak olursak hangi şarkının olduğunun da pek önemi yok. Mühim olan Hüsnü Şenlendirici’nin nefesi, ruhu. ‘Hüsn-ü Klarnet’ baştan sona öyle bir akıyor ki; nehir yatağını bulmuş diyorsunuz, başkaca lafa ne hacet... Müzik çevrelerinde bir şehir efsanesidir, sanıyorum bir zat Hüsnü Şenlendirici’yi ilk kez dinledikten sonra aynen şöyle demiş: ‘Bu adam, bize Tanrı’nın söylemek istediklerini mi çalıyor acaba?’

Cevabım uzun yıllardır hazır; Tanrı’nın varlığı en çok yaratıcı insanlarda vücut bulur. İşte bu ölümlü klarnetçi o hepimizin soluduğu oksijeni üfleyerek hüznü de, mutluluğu da

kafasına estiği gibi doğaçlar.

Hiç anlamaya çalışmayın; kulp

takmayın. Sadece dinleyin, farkı hemen anlayacaksınız.
X