"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Seneler sonra yeniden Ayın 1’i Kilisesi’nde

Bir arkadaşımla birlikte Mart’ın 1’inde Ayın Biri Kilisesi’ne gitmeye karar verdik.

/images/100/0x0/55eb2f7af018fbb8f8b0e06b

Son derece programlıydık, akşam bende kaldı ki geçe kalmayalım, 07.00’de yollara koyulduk, sizin orası nasıl bilemem, bizimki karlıydı ama bizi kar da yıldıramadı.
Küçük bir ortodoks kilisesi...
Minik bir avlusu var, avlunun ucunda da sempatik kilise.
Bana hep huzur veren bir yer oldu.
Zaten iki kere gittim.
Birinde anahtar alıp dilek tutmak için, ikincisinde dileğim gerçekleştiğinden, anahtarı iade etmek için.
Süssüz püssüz, şatafatsız bir yer.
Yine kalabalıktı.
Biraz mahcuptum, ikinci kez dilekte bulunacağım diye. İlk dilekleri gerçekleşmeyenlere öncelik verilmesi gerekir diye düşündüm ama tabii ki kontrol etmesi çok zor bir şey, bunun da farkındayım.
Aklımdan tek bir şey geçirdim.
“Hayırlısıysa olsun” dedim.
Sıradakilerle sohbet ettim, mum diktik, anahtarımızı aldık.
Bir de yeni bir adet getirmişler, o ay içinde iki defa daha uğramanız gerekiyor, salı ve perşembe günleri.
Onu da yaparız,
hatta oradan çıkıp,
İMÇ’de kumaş da bakarız...

Deniz Uğur’u tebrik ediyorum

/images/100/0x0/55eb2f7af018fbb8f8b0e06d

Deniz Uğur’un usturaya vurulmuş kafasıyla çektirdiği fotoğraflara bayıldım.
Çok güzeller.
Güzelliğin insanın içinden yükseldiğini kanıtlayan fotoğraflar.
Varsın saçları olmasın, kim takar.
Hem onu hem Elele’yi tebrik ediyorum.
Lösemi hastası Gamze’yle sohbet ederken bana dedi ki, “Deniz Uğur’un o fotoğrafları bana çok iyi geldi, ışık verdi, umut verdi” dedi, o kadar hoşuma gitti ki, inşallah bütün kanserli hastalara da aynı umudu, aynı aydınlığı getirir.
Eskiden ünlülerin kamuoyu önünde böyle dazlak fotoğraflar vermesinin önemini kavrayamıyordum.
“Ne önemi var ki!” deyip geçiştiriyordum.
Oysa şimdi fark ettim ki, öyle değilmiş.
Çok çok önemliymiş.
Sıradanlaştırıyor, olağanlaştırıyor, herkesin başına gelebilir ama yine de güzel ve iyi durabilirsinizi gösteriyor.
“Kanser sizin güzelliğinizi, umudunuzu yok edemez!” demeye getiriyor.

Çadırımızı beş yıldızlı bir otelin yanına kuralım Oh mis gibi tatil yaparız!

/images/100/0x0/55eb2f7af018fbb8f8b0e06f

Ben de çıkar çıkmaz GQ alanlardanım.
Beğendiğim şeyler de oldu, beğenmediklerim de. Beğenmediklerimi söylemek istemiyorum. Yeni dergi çıkarmak zordur, o kadar emek verilmiş, manasız ukalalıkların gereği yok. Bir de o insanları seviyorum, iyi bir şey yapmak için uğraştıklarını biliyorum.Ben en çok ‘Medeni Haller’ sayfasını beğendim.
Mert Fırat vardı, onu zaten beğeniyorum, zeki, vicdanlı ve yetenekli buluyorum.
Kadınlardan neler öğrendiğini anlatmış. Mesela bir sevgilisiyle yaz tatili planları yaparken, “Üç-dört yıldızlı bir otel bulup kalırız aşkım” demiş. Kız ne dese beğenirsiniz?
“Ne gerek var! Alalım çadırımızı, kuralım beş yıldızlı bir otelin yanına, oh mis gibi tatil yaparız...”
Mert Fırat bu durumu şöyle değerlendiriyor, “Kadın deyince aklımıza kadınlığını kullanan, hep daha fazlasını isteyen, yetinmeyen, başkalarıyla yarışan, zorlayan bir canlı geliyor nedense.”
Ama o işte, o sevgilisi sayesinde, bu genellemenin doğru olmadığını öğreniyor.
O yaz da mükemmel bir tatil geçiriyorlar, o beş yıldızlı otelin de bütün nimetlerinden yararlanıyorlar.
Sonra başka bir örnek...
O sevgili de, Mert’in kendi annesini daha iyi tanımasını sağlıyor.
Şöyle bir tespiti var bayıldım: “Erkek çocuk için annesi ilginçtir, tehlikelidir. Oğluna kendisi kadar iyi bakacak birini ister. Ama kendisinden daha iyi bakmasını istemez. Oğlunu, kendisi kadar sevecek ama daha fazla sevmeyecek birini ister. Böyle bir sevgiliye tahammül edemez!”

Şömine, battaniye muhabbeti

/images/100/0x0/55eb2f7af018fbb8f8b0e071

Madem erkek annelerinden söz ettik...
Sevgilimin annesi içeride.
Betul Mardin, Alya’yla Hugo’yu seyrediyor.
O da bana ilk tanıştığımızda, “Seni severim Ayşecim” demişti, önceden tanıyordu, “Ama şimdi daha çok seviyorum, oğlumu mutlu ediyorsun çünkü...”
Tam “İyi bir şey söyledi bana” diye sevinirken de şu cümleyi patlatmıştı: “Ama onu mutlu etmezsen, seni yine severim ama tabii bu kadar değil!”
Bu açıksözlülük inanılmaz hoşuma gitti.
O da oğluyla aşk yaşayanlardan.
Torunları da önemli tabii.
Baktım demin Alya’ya şöyle diyordu: “Artık 7 oldun. Dünyada o yıl çekilmiş iyi filmleri izlemenin zamanıdır. Dünyada olup biteni takip etmen gerekiyor. Senin ‘Artist’i de görmeni istiyorum. Iron Lady’de Meryl Streep’in performansını anlatamam Alyacım, bir dahaki sefere o filmi izleyelim...”
Artık Alya ne cevap verdi bilmiyorum.
Şömineyi yakmışlar, battaniyeleri dizlerinin üzerine çekmişler. Betul Hanım, Saray’dan bir sürü tatlı getirmiş, boğaz rahatsızlıkları için zencefili kaynatmışlar, birlikte hem film izliyor hem sohbet ediyorlar.

Cenk Eren’in My Pavyon’u süperdi, bir gün mutlaka gidin

/images/100/0x0/55eb2f7af018fbb8f8b0e073

Hayatımda hiç Cenk Eren’e gitmemiştim. Hata etmişim.
Geçen hafta bir vesileyle altı kişi gittik. Sortie’nin içinde evlere şenlik bir yer. Pavyon mu desem, gazino mu desem... Neyse ne ama inanılmaz eğlenceli. Oturuyorsunuz hemen masanız meyvelerle donatılıyor ve siz, sahneye gözünüzü dikiyorsunuz. Cenk Eren’in inanılmaz bir enerjisi var, saatlerin nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz, bir bakmışsınız bütün şarkıları onunla birlikte, siz de bağıra bağıra söylüyorsunuz.
Bir sırrı varsa o da şu: Sadece seyirciler değil Cenk Eren de eğleniyor. Siz masanızda, o sahnede...
Kendisiyle dalga geçiyor...
Ve en önemlisi de söylediği şarkılar kişisel tarihinize, gözünüzün önünde resmi geçit yaptırıyor.
Birlikte büyüdüğünüz bütün şarkıları okuyor.
Haliyle, hepsine eşlik ediyorsunuz.
Sizi kırmıyor, istek parçalarınızı da okuyor. Gevşiyorsunuz, kendinizi bırakıyorsunuz, pavyonun bu postmodern halini pek beğeniyorsunuz.
Biz gittiğimizde Oya Aydoğan vardı, perşembeleri de Ümit Besen çıkıyormuş.
Çok isterim onu beyaz piyanosuyla izlemek ve ‘Nikahına Beni Çağır Sevgilim’i dinlemek.

Beren ile Kenan

Seneler sonra yeniden Ayın 1’i Kilisesi’nde Seneler sonra yeniden Ayın 1’i Kilisesi’nde

Bence inanılmaz yakışmışlar.
Ama peşinen söyleyeyim, ben kız tarafıyım.
Kenan Doğulu’yu beğeniyorum, hem insan olarak hem müzisyen olarak, sıcak, coşkulu, duygularını gösteren, zeki biri. Konserlerinde insanları nasıl kendinden geçirebildiğin de gördüm, onunla röportaj da yaptım.
Fakat Beren Saat’in üzerine tanımam.
Şöhreti bu kadar iyi taşıyabilen, bu kadar gözde, gündemde olmasına karşın bu kadar kendisi gibi mütevazı kalmayı başarabilen birini daha tanımıyorum. Büyük kadın gerçekten.
Saçlarındaki beyazlara da laf ettirtmemesi, “Beyazlarımı seviyorum” demesi çok hoşuma gitti.
İnşallah çok mutlu olurlar. Nedense bu ilişkinin uzun soluklu olacağına dair bir his var içimde.
Umarım yanılmıyorumdur.

X