Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Senatoda canlarına okudular

SEN nasıl vuracaksın?” Bunu bir başka senatörün sorusu izliyor:

“X“Muhalifleri kim besliyor?” Daha yanıt verilirken, diğer biri: “Suriye’de müdahale olursa, kaç ülke katılacak?” derken öteki senatör: “Bu müdahale ile Hizbullah’a destek mi veriyorsunuz?” Kenarda oturan senatör: “Kimyasal silah var mı, yok mu, neye göre?”
CNN International’ın Amerikan Senatosu’ndaki Suriye oturumunu canlı yayında izliyorum. ABD Dışişleri Bakanı, Savunma Bakanı ve Genelkurmay Başkanı yan yana, senatörlerin Suriye’ye ilişkin sorularını yanıtlıyor. Soru-yanıtın çok ötesinde, tam sorgulama. Bakanlar gülle gibi inen sorularla terliyor, çaresiz, onlar soracak, sen yanıt vereceksin. Batıda demokrasi böyle işliyor.

‘BİZ HAZIRIZ’

Amerika saldırıda belirleyici aktör. Obama’nın yetkileri çok geniş, yine de Senato’ya gidiyor, demokrasi gereği. Aynı saatlerde Tayyip Erdoğan açıklıyor:
“Biz varız, müdahalede biz her türlü koalisyona gireriz”.
Kim hazır, kim var, Erdoğan kime sormuş, kimden yetki almış? Amerikan Başkanı senatoya gidiyor, hükümet üyeleri sorular karşısında kan ter içinde kalıyor. Burada “biz varız”.
Demokrasinin sandıktan ibaret olmadığı bir kez daha gözler önüne seriliyor.

YANIT BİLE YOK

Meclis’e gitmek bir yana, burada milletvekillerinin sorularına yanıt bile verilmiyor. Son örnek, CHP milletvekili Aytun Çıray’ın sorusu.
Çıray, Erdoğan’a “Gezi eylemlerinde polis kaç ton su sıktı, kaç ton biber gazı kullandı” diye soruyor. Gelen yanıt, “Kanuna aykırı Gezi eylemlerinde yeteri kadar kullanılmıştır” gibi, önyargılı bir cümle ve yanıt yok.
“İleri demokraside” soru yok, danışmak yok, bildiğimi okurum, var.

Kırmızı boyalı eller

GENÇLER birkaç sıra arkada oturuyor, ellerine kırmızı boya sürmüş, senatoda bakanları protesto ediyor:
“Daha fazla kan ve gözyaşı istemiyoruz”.
Amerikan Senatosu’nda iki bakan ve genelkurmay başkanı senatörlere hesap verirken, gençler kırmızı boyalı ellerini havaya kaldırıyor, savaş aleyhtarı sloganlar atıyor.
Aynı anda bir başkası savaş karşıtı flama ile senatoda bir kapıdan giriyor, öteki kapıdan çıkıyor. Protestocu gençleri kimse engellemiyor, onlara kimse dokunmuyor. Onlar protesto haklarını, senatoda bile, özgürce sürdürüyor.
CNN International’da canlı yayınında bu sahneleri izlerken geçen yıl bizim Meclis’e gidiyorum. Birkaç genç flama açıyor, kargatulumba “terör örgütü üyesi” iddiasıyla gözaltı ve dava birbirini izliyor.
Ayrıca, canlı yayın örneği. Ne sansür, ne ters soruları mazur göstermeye çabalayan, soru soranları suçlayan yandaş tüccarlar, hiçbiri yok, her sahne ortada. Protestocular öyle yaptı diye, anında bakanlara mikrofon tutan kanallar, hiçbiri yok.
Yok ama, “ileri demokraside” biz her şeye hâkimiz.

Ajans ve o vefat ilanı

BU üçüncü ilan. Emekli büyükelçi Oktay Özüye vefat ediyor. Dışişleri imzasıyla bir ilan yayınlanıyor. İlanda ölüm ve toprağa verilme tarihleri yanlış. Ertesi gün aynı ilan, bu kez doğru tarihlerle “düzeltme” başlığı ile yayınlanıyor. Ben bu saygısızlığı yazıyorum.
Dışişleri saygısızlığının yüzüne çarpılmasından rahatsız oluyor. Önceki gün aynı konuda “Özür” başlığı ile üçünü bir ilan yayınlanıyor. İlanda imza bir ajansa ait:
“Merhum emekli büyükelçi Oktay Özüye’nin vefat tarihindeki yanlışlıklar bizden kaynaklanmıştır, Dışişleri Bakanlığı ve mensuplarının hiçbir hatası yoktur. Oktay Özüye’nin yakınlarından ve Dışişleri Bakanlığı’ndan özür dileriz”.
Belli ki, Dışişleri ajansa bastırmış, aradan sıyrılmak peşinde. Yine de, garip. Dışişleri tarihinde örneği yok. Ne zamandan beri ilan için Dışişleri Bakanlığı ajansla anlaşıyor? Başka hangi işlerini ajansa bırakıyor? Karşılığında bütçesinden ajansa ne kadar para aktarıyor?
Ben de neleri soruyorum.

X