Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Senaryolar ve ihtimalleri konuşma dönemi

Tezkere'nin TBMM'de kabul edilmesiyle birlikte, Türkiye, yepyeni ve nasıl seyredeceği ve hangi sonuçlara yol açacağı şimdiden kestirilemeyen bir sürece adımını atmış durumdadır.

"Tezkere" ile Kuzey Irak'a derhal ve kapsamlı bir "askeri operasyon"un eş anlama gelmediğini bilenlerdenim. Zira, Tezkere'yi TBMM'ye sunan hükümetin daha doğrusu özellikle Başbakan Tayyip Erdoğan'ın Kuzey Irak'a askeri müdahale gibi "içten" bir "niyet" taşımadığının farkındayım. Nitekim, gerek kendisi ve gerekse daha önce Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek, "niyet"in aslında bu olmadığını ima eden açıklamalar yaptılar. Hükümet, son kanlı PKK eylemi üzerine, Türkiye'nin iç dinamiklerinin zorlamasıyla bu Tezkere'yi hazırlamaya ve TBMM'ye sevketmeye "mecbur" kalmış görüntüsünde. Yani, siyasetin kendi mantığı, Ak Parti hükümetini, bu Tezkere'yi hazırlamak ve sunmaktan başka bir yol bırakmamışa benziyor.

Sorun da, tam bu noktada başlıyor. Zira, Hükümet, "kendi stratejisi"nin eseri olmayan bir "stratejik karar" almış durumda. Stratejiniz olmazsa, gelişmelerle savrulursunuz. Bu da haliyle, şu soruyu beraberinde getiriyor:
Tayyip Erdoğan, bundan böyle ve bundan sonra gelişmeleri kontrol edebilecek mi, gelişmeler Tayyip Erdoğan'ı kontrol altına mı alacak?
 Gelinen nokta, ikincisinin daha kuvvetli ihtimal olduğuna işaret ediyor.

Esasen, muhalefet partileri, hükümetin Tezkere'nin kaleme alınışındaki yuvarlak sözcükleri yakalamış, hükümetin çarnaçar ve "mecburiyetten"  bu Tezkere'yi hazırlamış olduğunu sezmiştir ve itirazlarını bir "askeri operasyon"un Barzani  ve peşmergelerini de kapsaması gerektiğini belirtmişlerdir.
Bu "genişletilmiş hedef"i önceki gün MHP lideri Devlet Bahçeli açıkça ortaya koydu, dün de TBMM'deki görüşmelerde CHP sözcüsü Şükrü Elekdağ da dillendirdi. Genelkurmay'ın da bu konuda farklı düşünmediğini sezebilmek mümkün. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın 12 Nisan tarihli ünlü konuşmasının Kuzey Irak bölümüne dönüp tekrardan bakmak gerekiyor.

Ankara'da önceki gün katıldığım, iktidar partisi, MHP'den milletvekillerinin ve kamuoyunun yakından tanıdığı bir emekli generalin konuştuğu kapalı bir toplantıda, emekli general, Tezkere'de kullanılan dil açısından, askeri operasyon hedefi anlamında "düşman"ın belli olmadığını, "hedef"in de netleşmediğini söyledi. Ve, "PKK'nın arkasında Barzani'ye ne yapılacaktır?

Hedef, PKK diye soyut biçimde ifade edilmiştir. Bu durumda, askeri operasyon PKK'yı sona erdirmezse, bunlar dönüp 'İşte gördünüz askere imkan verdik, başaramadı' demek için Tezkere böyle kaleme alınmıştır" sözleriyle de hükümete eleştiri yöneltti.

Türkiye'nin elinde artık Kuzey Irak'a askeri müdahale için bir "Tezkere" var ama bu "Tezkere"nin nasıl uygulanacağı konusunda, belli ki, Ankara'da tam bir "ulusal mutabakat" yok.

***                ***             ***

Ne var?
Çeşitli "senaryolar" var. Tezkere'nin diline bakıldığında, kapsamı yani askeri gerekleri Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından belirlenecek şekilde, hükümete Irak topraklarına, süresi bir yıl olan, "çok girişli"  bir tür "Schengen vizesi" veriliyor.
Bütün "sinyaller", bir askeri operasyonun, gerekli görülen herhangi bir zaman "Özel Kuvvetler"in baskın ve vurkaç, bir başka deyimle "nokta"
operasyonları biçimini alacağı ihtimalini güçlü kılıyor.
Yani, tanklarla, toplarla, tugay ya da kolordu hacmindeki birliklerle Kuzey Irak topraklarında bir tür "işgal" görüntüsü verecek türden bir operasyon, pek güçlü bir ihtimal olarak gözükmüyor. Zaten, Tezkere'nin dili "Irak'ın toprak bütünlüğünün hedef alınmadığı"  vurgusuyla, bu ihtimali görüntüde iyice zayıflatıyor. Gelgelelim, kamuoyunda uyandırılan, beslenen ve artan beklenti tam da bu türden bir operasyon.
Bu arada, ABD'nin, Irak Kürt liderlerini çiğneyerek ve hatta canını sıkarak, Türk-Amerikan ilişkilerinde tamiri zor ağır bir tahribatı önlemek amacıyla bazı PKK hedeflerine vurması ya da bazı PKK'lıları derdest edip Türkiye'ye teslim etmesi de, hükümetin aslında arzuladığı biçimde, bir "sınır ötesi operasyonu" gereğinin gerekçesini belki ortadan kaldırır.

ABD, bugüne dek yapmadığı böyle bir şeyi yapar mı; yapabilir mi?

Tezkere'nin kendiliğinden oluşturduğu baskı, Türkiye'nin eline verdiği koz ve bir de Ermeni tasarısının Türk-Amerikan ilişkilerini gerdiği bir dönemde, belki yapar. Amerikalılar, geçen hafta, Süleymaniye'deki Süleymani Palace otelini Kürtlere kulak asmadan basıp, bir İranlıyı tutukladılar. Benzeri bir davranışı, geçen yıl Erbil'de de ortaya koyarak, Barzani'nin protestolarına rağmen, diplomat statüsünde oldukları ilan edilen bir grup İranlıyı tutukladılar.

***             ***             ***

Görülebileceği gibi, Tezkere'nin TBMM'de kabulü ile artık "askeri operasyon senaryoları" aşamasına ulaşmış durumdayız. Bu arada, pek sözü edilmeyen, ortalıkta yüksek sesle konuşulmayan bir başka ihtimal de var: PKK'nın şiddeti tırmandırarak, Gabar'daki 13 şehit verilen pusuyu andırır, büyük can kayıplarına yol açacak bir veya birkaç eylemi önümüzdeki kısa vadede sahneye koyması.

Böyle bir gelişme, yukarıda "spekülasyonu" yapılan tüm senaryoları bir anda berhava eder. Türk kamuoyundaki öfke tsunamisini, ne zaman, nasıl yapılacağı belli olmayan "nokta operasyonları"nın önleyebilmesi, böyle bir durumda, pek kuşkuludur.

Öyle bir durum ise, çok büyük çaplı bir askeri operasyonu, ister istemez, gündeme getirir. Bir zamanlar Bülent Ecevit 'in sözünü ettiği, Türkiye'nin Kuzey Irak'ın 20-40 kilometre derinliğindeki bir alanda, dağların öte yanına geçerek sınır kaydırması yaparak, bir yeni "güvenlik sınırı" oluşturmak istemesi bile gündeme gelebilir. TBMM'den geçmeyen 1 Mart Tezkeresi öncesinde ABD ile yapılan ve tezkere geçmediği için yürürlüğe girmeyen Anlaşma'da da Türk Silahlı Kuvvetleri'nin 20 kilometre derinliğinde "tampon bölge" oluşturması söz konusuydu.

Ondan sonrası?

Bilmiyoruz.

Bütün bu ihtimaller ve senaryoların konuşulduğu bir zaman dilimine dün Tezkere'nin TBMM'de kabul edilmesinden sonra girdiğimizi ise biliyoruz.
O yüzden bundan sonrasının cevap bekleyen sorusu, önümüzdeki dönemde Tayyip Erdoğan gelişmeleri kontrol edebilecek mi, yoksa gelişmeler mi Tayyip Erdoğan'ı kontrol edecek sorusudur...

X