Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Senaryo bir başka bahara kaldı!

<B>SEVGİLİ </B>okuyucularım, size dün elime geçen 2 şubat 2005 tarihli bir mektubu özetlemek istiyorum. Gönderen Avukat <B>Osman Macit Söylemez.

‘Latife Hanımefendi’nin anılarının yayınlanmaması konusunda gösterdiğiniz hassasiyeti sizinle paylaşıyorum. Babam merhum Ekrem Söylemez, İstiklal Savaşı’nın ismi bilinmeyen kahramanlarından biridir. Annem Handan Söylemez şu anda hayatta ve 101 yaşında. Fransızca ve İngilizce bilir, Robert Kolej’in yaşayan en eski öğrencisi. Yaşayan bir tarih.’

Mektubun sonrasını birazdan aktaracağım. Ancak dün Avukat Söylemez’i arayıp biraz ek bilgi aldım. Mustafa Kemal Paşa’nın ‘duygusal ilişki’ içerisinde olduğu Fikriye Hanım’ı bilirsiniz. Fikriye Hanım, İstiklal Savaşı boyunca da Ankara’da Gazi’nin yanında. Üvey amcasının kızı. Yemek pişirmekten askerlerin çamaşırını yıkamaya kadar her işi yapıyor. Fakat sonra Gazi onu bırakıyor, Latife Hanım’la evleniyor. Almanya’ya ‘tedavi için’ gönderdiği Fikriye Hanım, Ankara’dan kırgın ayrılıyor. Şimdi yeniden Söylemez’in mektubuna dönelim:

‘Gazi, Fikriye Hanım yurda döndüğü zaman büyükbabam Macit Bey’in yanında kalmasını uygun görüyor. Büyükbabam daha önce İzmir Valisi ve Kudüs Sancağı Mutasarrıfı idi. Atatürk’ün yakın çevresinden biriydi. 1923 yılında Meclis kararıyla il yapılan Gelibolu Valiliği görevine atandı. Gazi’nin endişesi herhalde Fikriye Hanım’ın peşine yabancı gazetecilerin düşmesiydi. Fikriye Hanım orada büyükbabamın ve ailemizin yanında 1.5 yıl yaşadı. Annemle dostluğu daha önceki yıllardan başlamıştı. Annem ona ‘abla’ derdi.’

Aradan kısa bir süre geçiyor. Gazi ile Latife Hanım 1923 yılında evleniyor. Fikriye Hanım bir gün habersizce Gelibolu’dan Ankara’ya geliyor, Gazi’yi görmek istiyor. Latife Hanım’ın emriyle Çankaya Köşkü’ne alınmıyor... Ve köşkün kapısında tabancasıyla intihar ediyor. Şimdi mektubun en ilginç tarafına geliyoruz.

‘Fikriye Hanım, Ankara’ya gitmek üzere Gelibolu’dan gizlice ayrılırken, Gazi’nin kendisine, onun da Gazi’ye yazdığı mektupları anneme bırakmıştı.

Daha sonra Gazi, ölümünden kısa süre önce
(Söylemez bu tarihi anımsamıyor) bizim aileden bu mektupları istetiyor. Fakat ailemiz bu çağrıya cevap vermekte gecikiyor. Bir gün annem ve babam evde değilken eve bazı kimseler giriyor. Evden sadece bu mektupları, muhtemelen Fikriye Hanım’ın saçları zannedip annemin kesik saçlarını ve babamın İstiklal Madalyası’nı alıp gidiyorlar.

Annem ve ailemle şu sonuca vardık. Atatürk özel yaşamını korumayı arzu etmiştir. Bu da, o en büyük insanın doğal hakkıdır.’

Avukat Osman Macit Söylemez, evlerine girip mektupları alanların büyük olasılıkla emniyet mensupları olduğunu söylüyor.

Bu olaydan alınacak ders: Atatürk özel yaşam belgelerinin o zaman bile peşine düşmüş, istetmişti...

* * *

Ve şimdi Türkiye’de bazıları, Atatürk ile Latife Hanım’ı işlerine geldiği biçimde ‘medya maymunu’ yapmak için tezgáh kurmaya kalkışıyordu. Bunları ikiye ayırmak gerekiyor:

1- İslamcı basın. İleride Latife Hanım arşivini koz olarak kullanıp Atatürk’e saldıracaklardı. Nitekim dün bile ‘belgeler açıklansın’ diye feryat ediyorlardı.

Onlarla yakın ilişki içinde olan Türk Tarih Kurumu Başkanı Yusuf Halaçoğlu işin magazin boyutunu hemen gündeme getirmiş, okuduğu Atatürk’ün aşk mektuplarından, ayakkabılarını sofra beziyle silmesinden söz etmeye başlamış ve arşivi açıklamaya kalkışmıştı! (Kendisi meslektaşları arasında ‘Abdülhamitçi, Fethullahçı’ olarak biliniyor.)


2- Bazı ‘entel’ gazeteciler! Bunlar Latife Hanım’ın bir tek mirasçısı ile işbirliği içerisindeydi. O mirasçı ötekiler gibi düşünmüyor, arşivin kendilerine verilmesini istiyordu. Eğer bu gerçekleşirse isimlerini hepimizin bildiği iki gazeteciyle birlikte bu arşiv belgesel film yapılıp televizyonlara satılacak, kitap yapılacak ve birileri, özellikle o iki gazeteci bu işten büyük paralar kazanacaktı. Atatürk’ün özel yaşamı ticarete alet edilecekti. (Gerekirse o isimleri de burada açıklayacağım.)

* * *

Burada sorular sordum, Halaçoğlu hiçbirine yanıt veremedi! Mahkeme kararıyla mühürlenmiş olan o belgeleri nasıl, ne zaman, hangi yetkisiyle okumuştu? O mühürleri kim söküp suç işlemişti? Mühürlü ise bunları nasıl okumuştu? (Belgelerin mühürlü olup olmadığını devlet mutlaka araştırmalı, eğer sökülmüşse yeniden mühürlenmelidir. Aksi takdirde bunlar ileride bir gün mutlaka medyaya sızdırılacaktır.) Hangi yetki ve sıfatıyla özel yaşama ilişkin belgeleri açıklamaya kalkışmıştı? Niçin kendi kendine gelin güvey olmuştu?

Halaçoğlu zora düştü ve dün açıklamak zorunda kaldı! Mirasçıların noter tebligatı nedeniyle arşiv açıklanmayacaktı!

Noter tebligatı olmasa da açıklayamazdı. Bizler, Mustafa Kemal Atatürk’ün aydın izinden yürüyen milyonlar, aslanlar gibi buradaydık. Ebediyete göçmüş saygın insanları birilerinin sinsi çıkarlarına alet ettirmezdik.

Hevesleri kursaklarında kaldı. Geçmiş olsun!
X

YAZARIN DİĞER YAZILARI