"Nil Karaibrahimgil" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Nil Karaibrahimgil" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Nil Karaibrahimgil

Sen sen ol küreği bırakma!

Üstüne bindiğin andan itibaren küreğe asılman lazım. Küreği bırakırsan, seni rüzgarın ve dalgaların keyfine göre savuruyor.

Kıyılara vurabilir ya da iyice açıklara atabilir seni. Artık nereden eserse. Şans. Diğer ihtimal, rüzgar ve dalgalar nereye savurursa savursun, gitmek istediğin yöne kürek çekmek. Burada kararı veren sensin. Kollarına kuvvet, inadına kuvvet gerek. Bırakamazsın. Bırakırsan, dümene onlar geçiyor. Ya ben deliriyorum ya da her an her yerde hayatın tiyatrosu oynanıyor. Her şey mi ipucu fısıldıyor?

Bu yüzden bütün “bana yardım et nolur!” kitapları, gidilecek yerden, amaçtan bahsediyor. Amaçsız, hayalsiz insan için küreğin ve yönün önemi yok, çabanın gereği yok. Onlar rüzgar ve denizi, onların hareketlerini, hayatın kendisini, ritmi, akışı benimsemiş, ona karşı hareket etmenin lüzumsuzluğuna kanaat getirmişler. Küreğe asılanların yüzündeki hayale giden yolu bilmediklerinden, onları enayi bellemişler. “Nasılsa” diyolar, “ölüp gidicez, yolu biz bilmeyiz, rüzgar bilir, dalga bilir.” Bilmezler ki hayali sadece gören bilir.

Bundandır ki ne zaman hayatta bir şeyden elimi eteğimi bir an çeksem, küreği biraz bıraksam, fiyonklar yerini düğümlere bırakıyor. Bıraktığın anda, en iyi ihtimal, hiçbir şey olmuyor. Genellikle bozulma, gerileme başlıyor. Tıpkı biraz önce şuradaki kayalıklarda başıma gelen gibi. Öyle güçlü bir
aksi akıntı var ki suda, kürek çekmeyi bıraktığım an, burnum ufka dönüyor. Gitmek istemediğim yere hızla akmaya başlıyorum. Hayat diyor ki: Yok, küreği bırakmıycaksın. Bırakırsan, dümenini kırarım. Ne kadar güç olursa olsun asılmalı, kollara, karnına nefes yollamalı. Çünkü bu bir bilek güreşi. Çünkü hiçbir şey hayal edilen yere gitmek kadar güzel olamaz. (Bakın varmak demiyorum, o başka yazının konusu.)

Tevekkül kavramını seviyorum. Elinden gelen yapıp gerisini havale etmeye. Elinden geleni yapma kısmı bizi ilgilendiriyor. O bize ait kısmı işin. Geri kalanını dalgayla rüzgar halledecek. Ya seni o çok yaklaştığın yere taşıyacak ya da savuracak. Burada güvenmek lazım. “Ben elimden geleni yaptıysam, kollanırım elbet, kollanmıyorsam da vardır bir hayır”ın pansumanını da reddetmek olmaz. İnsan bazen küreklere asılıp gittiği yerin, aslında bambaşka bir yerin öncesi ya da sonrası olduğunu yol aldıkça görüyor.

Hayat deli bir yolculuk. Rüzgarı deli, dalgası deli, eline kürek alıp suya saplayanı deli. Bütün bu deliliğin içinde, en büyük deli, akıntıya küreği daldırıp gözünü karasına dikenler. Gözünü hayalle karartanlar.

Hiçbir şey baş edemez onlarla, onlar baş edilmezler.

X