Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Sen bana insan geninin patentini alabilir misin Abidin?

Amerikalı ünlü sinema oyuncusu Angelina Jolie kısa süre önce iki memesini de ameliyatla aldırdığını söylediğinde bu dünya çapında haber olmuştu.

Jolie bu ameliyatı kendisinde varlığı saptanan iki gen yüzünden, BRCA 1 ve BRCA 2 adlı genler yüzünden olmuştu. Çünkü, ortalama Amerikan kadınında yüzde 12-13 olan meme kanseri gelişme riski, bu iki genin varlığı durumunda birden bire yüzde 50-80’e, yumurtalık kanseri riski ise yüzde 20-50’ye yükseliyordu.
Bütün bunları Angelina Jolie nereden biliyordu peki? Çünkü, BRCA 1 ve BRCA 2 geni ile meme ve yumurtalık kanserleri arasındaki ilişkiyi saptayan, bu iki geni ayıran, DNA’nın içindeki tam yerini saptayan bir biyoteknoloji firması vardı, adı Myriad. Bu firma aynı zamanda bu iki geni saptamak için bir de test geliştirmişti ve Jolie 3 bin dolar ödeyerek bu testi yaptırmıştı.
Myriad, hem BRCA 1 ve BRCA 2 genleri için hem de kendi geliştirdiği test için patent başvurusu yapmış ve patent almıştı. Yani, bütün dünyada bir tek bu firma bu testi yapıyordu.
Ama artık durum öyle değil. Geçen hafta Amerikan Federal Yüksek Mahkemesi aldığı bir kararla Myriad’ın BRCA 1 ve BRCA 2 genleriyle ilgili patentlerini iptal etti. Mahkemenin iptal gerekçesi son derece basitti: Doğa tarafından yapılmış olan bir şeyin patenti olamaz.

***

Son 20 yılda, yüksek enerji fiziğindeki gelişmelerin de önemli katkısıyla genetik alanında bir patlama yaşanıyor. Artık DNA testi polis soruşturmaları için bile standart hale geldi.
Genleri ayırmak, genlerin dizilimini çıkarmak, kanserli hücrenin genetik haritasına bakmak, hamile kadının damarından kan alıp onun bebeğini genetik hastalıklarla ilgili test etmek vs çok yaygın kullanım alanları buluyor.
Tabii, başta Amerika olmak üzere dünyanın dört bir yanında, hangi genin hangi davranışı veya hastalığı veya savunmayı sağladığı konusunda durmaksızın araştırmalar yapılıyor, sık sık da ‘Falanca hastalığa neden olan gen bulundu’ gibi haberler gazetelerde çıkıyor.
Burada araştırma-geliştirme aşamasında çok büyük yatırımlar yapıldığı, bu yatırımlar sayesinde genetikte ilerleme sağlandığı bir sır değil.
Peki ama genetikçiler, üniversite bünyesinde veya özel bir araştırma şirketi bünyesinde, bir şey bulduklarında, bir genle bir hastalık veya durum arasındaki mutlak ilişkiyi saptadıklarında ne oluyor?
Amerikan patent dairesi, işte bu Yüksek Mahkeme kararına kadar buluşların patentlenmesine izin veriyordu. Böyle alınmış çok sayıda patent var. Ve bu patentlerin varlığı başından beri de tartışmalıydı. Çünkü insan geninden, doğa tarafından yapılmış olan bir şeyden söz ediyoruz. Bunun üzerinde bir fikri hak iddia edilebilir mi?
Neyse Yüksek Mahkeme kararı bu tartışmayı bitirdi.
Bu patentlerin iptal edilmesinin bilimsel gelişmeyi, genetiğe aktarılan fonların akışını keseceği sanılıyordu. Hiç öyle bir şey olmadı, olacak gibi de gözükmüyor. Hatta bu somut olayda adı geçen Myriad’ın hisse senetleri mahkeme kararı sonrası yükseldi bile.
Basit bir sebeple: Yüksek Mahkeme kararında bir ayrım yaptı. Doğanın eseri olan DNA’yı patentleyemezsiniz ama eğer sentetik yolla bir DNA veya gen dizilimi yarattıysanız (cDNA) ona patent alabiliyorsunuz.
Bir hastalığa sebep olan geni saptamak bir şey, onu düzeltecek bir gen tedavisi bulmak başka şey. Ve endüstri ile bilimin esas odaklandığı nokta da ikincisi olmalı.
Şimdi büyük ihtimalle, Angelina Jolie’nin 3 bin dolara yaptırdığı test çok daha ucuzlayacak, aynı testi yapan pek çok firma ortaya çıkacak.
Ama tek bu değil: Gen tedavileri de pek yakında daha da fazla yaygınlaşacak; çünkü patentli genler üzerinde artık daha fazla bilim insanı çalışacak.

X