"Mehmet Y. Yılmaz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Y. Yılmaz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Y. Yılmaz

Seks, Arınç’ın aklına nereden geldi?

BAŞBAKAN Yardımcısı Bülent Arınç, alkollü içki ile ilgili yönetmelik hakkında sorulan bir soruyu yanıtlarken şunu da söyledi: “Hayat, içkiden ve seksten ibaret değil!”

Alkollü içkiler ile ilgili soruyu yanıtlarken, Başbakan Yardımcısı’nın aklına “seks”in de gelmesini neyle açıklamalıyız?
Fıkradaki gibi “Aklından hiç çıkmıyor ki” demeyeceğim tabii.
Ama üzerinde durulması gereken bir bilinçaltının dışavurumu durumu olsa gerek.
İçki içenleri, içki ve seksten başka bir şey düşünemeyen insanlar zannetmenin bir sonucu.
Ve bu sözler, kuşkusuz ki bir tür aşağılama ifadesi.
Başbakan’ın “Aksırıncaya, tıksırıncaya kadar içiyorlar” demesinden bir farkı yok aslında.
Arınç, “Hukuk devletinde her şeyin ölçüsü olmalı” da diyor.
Evet, mutlaka her şeyin bir ölçüsü olmalı. Özellikle de siyasetçilerin sorulara verdiği yanıtlarda tutturmaları gereken bir ölçü olmalı.
Bülent Arınç’ın, ağzının ölçüsünün pek olmadığını da biliyoruz. En son Ertuğrul Günay vakasında bunu bir kez daha öğrenmiştik!
Bakalım, bu sefer de “amacını aşan ifadesi nedeniyle” özür dileyecek mi?
Bunu sık sık yapmak zorunda kalıyor, bir gün gazete arşivlerini tarayıp Bülent Arınç’ın son on yılda kaç kez “amacını aşan sözler sarf ettiğini” bulacağım, eğlenceli bir tablo çıkacak eminim.
“Ölçü” meselesine geri dönelim: Kimsenin alkolün zararlı etkilerine karşı toplumun korunmasına, çocukların alkolden korunmasına karşı çıktığı yok!
Anlatmaya çalıştığımız şey çıkan yönetmeliğin genel bir yasaklamaya açık, bürokratların keyfi uygulamalarına zemin yaratan yönlerinin değişmesi gerektiği.
“Üyesi olmaya çalıştığımız AB’de bu konuda ne yapılıyorsa, Türkiye’de de o olsun” diyoruz.
Arınç, aklına “seks”i getirmemeye çalışarak bu meselenin üzerinde bir kez daha düşünse çok iyi olur!

Adil yargılanma hakkı herkes için geçerlidir

BALYOZ davası adı ile bildiğimiz ve bir askeri darbe planı olduğu iddia edilen meselenin çok önemli olduğuna inanıyorum.
Bu işin ciddiyetle araştırılması, iddialar gerçek ise suçluların cezalandırılması gerekiyor.
Elbette tersi de geçerli: İddialar gerçek değil de düzmece ise bunun kimler tarafından planlandığını öğrenmemiz ve onlar için de yasaların gereğinin yerine getirilmesi gerekiyor.
Bunu öğrenmemizin bir tek yolu var: Adil bir yargılama yapılmalı! Yargılama adil ve hukuka uygun olmalı ki varsa suçlular bu eksiklikten yararlanarak paçalarını kurtaramasınlar!
Ancak özellikle davanın temel dayanaklarından biri olan 11. CD ile ilgili kuşkular aydınlatılmalı.
TÜBİTAK bu CD’nin son kez 5 Mart 2003 tarihinde kaydedildiğini tespit etti.
Sedat Ergin geçen gün bu CD’de yer alan bazı isimlerin, söz konusu tarihte çalıştıkları iddia edilen yerde olmadıklarının tespit edildiğini yazdı.
Bunu, ilgili kurumların savcılıkların sorusuna verdiği yanıttan öğreniyoruz.
Kurumlardan gelen yanıtlar Beşiktaş Adliyesi’ne geçen ilkbaharda gelmiş olmasına karşılık Balyoz savcıları tarafından adli emanette tutuldu. Dava dosyasının ekine de konmadı ve bu yazışmalar ile ilgili gizlilik kararı mahkemece geçen hafta kaldırıldı. Ve böylece 11. CD’deki bilgilerin hepsinin doğru olmadığını, bir kez daha öğrenmiş olduk.
Benim konuyla ilgili olarak dikkatimi çeken şey, savcıların bu durumu bildikleri halde, iddianamelerinde bundan hiç söz etmemiş olmaları.
Savcı, kamu adına bir suçu aydınlatmaya çalışırken deliller toplar. Topladığı kanıtları mahkemeden gizlemesi söz konusu olamaz.
Savcı, sanıkların aleyhine olduğu gibi, varsa lehine olan delilleri de toplamak, iddianamesini yazarken bunları da göz önünde bulundurmak zorundadır.
Lehteki delilleri göz ardı etmek, o davayı sakatlar ve yargılama sonunda bir mahkûmiyet çıkarsa sırf lehteki deliller göz ardı edildiği için bu karar bozulur. Yargıtay bozmasa, AİHM bozar!
Adil yargılanma hakkını ortadan kaldıracak tutumlardan en başta kaçınması gerekenler savcılar olmalıdır!

Biz unutsak da unutmayanlar var

PAUL Auster’in son romanı Sunset Park, Can Yayınları tarafından yayımlandı. (Çeviren: Seçkin Selvi)
Kitabı rafta görür görmez aldım ve bir kez daha kıskançlıktan çatlayarak okudum.
Auster’in bu romanındaki kahramanlarından biri de Alice Bergstrom. Bir yandan “Hayatımızın en güzel yılları” filmini konu alan bir doktora tezi yazarken, diğer yandan da geçinebilmek için yarı zamanlı işlerde çalışan bir genç kadın Alice.
Çalıştığı yerlerden biri de PEN isimli kuruluş. PEN, yazarları, şairleri, romancıları ve yayıncıları bir araya getiren ve dünyada yazma özgürlüğü için mücadele eden bir kuruluş. Türkiye Şubesi Halide Edip Adıvar’ın girişimleriyle kurulmuştu. 12 Eylül darbesi ile kendini feshetti ve 1989 yılında Aziz Nesin’in başlattığı girişimle yeniden kuruldu.
Romanda Türkiye’deki fikir özgürlüğünün durumu ile ilgili bir kısa bölüm de var.
Alice’in görev alanını tarif ederken Auster şöyle yazmış: “Çalışmalarının yaklaşık yarısı, ülkelerini eleştiren pek çok yazar ve gazetecinin hayatını ve güvenliğini tehdit eden Türk Ceza Yasası’nın 301. maddesi gibi uluslararası sorunlara odaklanıyor.”
Gördüğünüz gibi Türkiye’nin her gün değişen gündemi içinde, Hrant Dink’in de hayatına mal olan TCK 301’i biz unutsak bile, başkaları unutmuyor!
X