"Osman Müftüoğlu" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Osman Müftüoğlu" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Osman Müftüoğlu

Şeker hastalığı önlenebilir mi

Eğer azıcık dikkat ederseniz ve bazı yanlışları yapmazsanız, orta ve ileri yaş şeker hastalığından korunabilirsiniz.

Bu hastalığın, ortaya çıkmasından 15-20 yıl önce “ben geliyorum” diyen bazı işaretleri var. Bunların başında karın, göbek ve bel bölgesinden kilo almak ve hipoglisemi atakları geliyor. Ayrıca iyi kolesterol düşüklüğü, trigliserid yüksekliği, ürik asit fazlalığı gibi sorunların varlığı da muhtemel bir diyabetin ilk işaretleri olabiliyor. Kilolu kişilerde belirlenen hipertansiyon problemi, daha sonraki bir diyabetin ilk işareti de olabiliyor.

Aile hikâyesinde şeker hastalığı bulunanların yukarıdaki belirtiler konusunda dikkatli olmalarında yarar var. Genetik olarak diyabete eğilimli olanlarda genetik yapının tahrik ettiği insülin-şeker sürtüşmesinin ilk işareti “hipoglisemi atakları” olabiliyor.

Ağır yemeklerden sonra ortaya çıkan uyku halleri, aç kalınca belirginleşen sinirlilik ve öfke patlamaları, açlığa karşı dayanıklısızlık, el ayak çekilmeleri ve çarpıntı nöbetleri hipoglisemiye işaret ediyor.

Eğer hipoglisemi ile birlikte kilo alma eğilimi de varsa bu “tehdit daha ciddi” anlamına geliyor. ışte bu gibi durumlarda “diyabet önleme planını” hemen devreye sokmak gerekiyor.

HANGİ TESTLER ÖNEMLİ

Biz iyi kolesterolünde belirgin düşme (özellikle yüzde 40 mg.’ın altındaki değerler) olanlarda eğer kilo sorunu da varsa, gizli bir diyabet yönünden bazı araştırmalar yapıyoruz.

Birlikte trigliserid yüksekliği de varsa, bu araştırmaları asla ihmal etmiyoruz. (Gözlemlerimiz, bu hastaların çoğunda hafif ya da belirgin bir ürik asit artışının da olabileceği yönünde.)

Bu durumda mutlaka “şeker yüklemesine insülin ve glukoz cevabını” araştırıyoruz. En azından bir “tokluk kan şekeri değerlendirmesi” istiyoruz. Bu
değerlendirmeyi bel çevresi 100 cm.’yi geçen erkeklerle, 90 cm.’yi geçen kadınlarda aksatmadan yapıyoruz.

NE YAPMALI

Kısacası eğer alt tarafı ince ama üst tarafı sürekli genişleyen (!) biriyseniz, bel çevreniz yavaş yavaş büyüyor, göbek ve gıdığınız genişliyorsa, hipoglisemiyi düşündüren sorunlarınız varsa, kan analizlerinizde birkaç kez üst üste HDL kolesterol azlığı (yüzde 40 mg ve altı), ürik asit yüksekliği (yüzde 6,5 mg üstü), trigliserid yüksekliği (yüzde 250 mg ve fazlası) belirleniyorsa, bunların her birinin veya birkaçının muhtemel bir erişkin tipi diyabetin işaretleri olabileceği aklınızda olsun.

Bir kuşku varsa, alınacak bazı tedbirlerle diyabetin ortaya çıkmasını önlemek mümkün oluyor. Erişkin tipi diyabet ile ilgili ipuçları belirlenenlerde doğru planlanmış bir yaşam tarzı değişikliği muhtemel bir diyabet riskini sıfırlayamasa bile en aza indiriyor. En azından ortaya çıkış süresini erteliyor.

Yaşam tarzı değişikliklerinin başında beslenme önlemleri, aktiviteyi artırmak ve tabii ki fazla kilolardan kurtulup sağlıklı bir kilo düzeyini korumak geliyor. Bu önlemler çoğu zaman ürik asit yüksekliği, trigliserid fazlalığı, hipertansiyon eğilimi, hipoglisemi atakları gibi problemlerin de kontrol altına alınmasını kolaylaştırıyor.
Kısacası orta-ileri yaş diyabeti, beslenmenin dengelenip düzenlenmesi, aktif bir hayat tarzı ve kilonun iyi yönetilmesi ile önlenebilen bir sağlık problemidir.

Koruyucu tıp ve alternatif tıp aynı şey mi

Koruyucu tıp, birçok yönden önem kazandı. Hastalıklardan korunmak, bağışıklığı güçlendirmek, beden ve ruh sağlığını sağlamlaştırmak için koruyucu tıp yöntemlerinden faydalanmak gerekiyor.

Ama koruyucu tıpla alternatif tıbbı da birbirine karıştırmamak lazım. Koruyucu tıp, pozitif tıbbın önemli bir alanı, hatta temel direğidir. Alternatif tıbba gelince...
Bu alan, oldukça karmaşık. Daha çok bilimsel çalışmalardan uzak, kendi başlarına hareket eden, bu nedenle de güvenilirlikleri sık sık tartışılan uzmanların uygulamaya çalıştığı bir alan. Çoğu zaman da modern tıpla hiçbir ilgisi yok.

Bu alanda iş görenler ya otların, bitkilerin köklerini, yapraklarını, çiçeklerini, saplarını kapsüllere doldurup tabletlere sıkıştırarak ya da içinde ne olduğu bile belli olmayan bazı maddeleri sağlığa faydalı diye pazarlayarak, bazen de etkinliği hiçbir şekilde kanıtlanmamış uyduruk tedavi yöntemlerini bir işe yarıyormuş gibi pazarlayarak para kazanmaya çalışıyor.

Bu işten salt ekonomik bir gelir için sonuç bekleyenlerin çok az bir kısmı tıp doktoru veya tıbbın diğer alanlarında eğitim görmüş oluyor. Çoğu, tıp ile ilgisiz sözde uzmanlar. Bazılarının gerçek akademik unvanları bile var ama uzmanlık alanları bazen kimya, bazen istatistik, bazen de ziraat mühendisliği ya da veterinerlik olabiliyor.

Benim önerim, güvendiğiniz bir doktora sorup onaylattırmadan alternatif tıp adı altında bitkilerle, şifalı sularla, uyduruk bazı teknolojik cihazlarla size teşhis ve tedavi olanakları sunan insanlara inanmamanız.

Kısırlığın sebebi bazen bulunamaz

Bir yıl boyunca düzenli cinsel ilişkiye rağmen gebe kalamama ihtimali yüzde 10 civarındadır. Bu çiftler kısırlık yönünden incelemeye alındıklarında, bugünkü teşhis yöntemleriyle yüzde 5-10 arasında kısırlığın bariz bir sebebi bulunamaz. Daha da yüksek oranlarda ise kısırlığa sebep olmaya yetecek kadar olmayan minör bozukluklar saptanmaktadır.

Bu hastalarda, “sebebi belli olmayan” kısırlık sınıflaması söz konusudur. Bu kişilerde yumurta kalitesi, tüplerde fonksiyon bozukluğu veya sperm fonksiyonlarında bozulma olabilir ki, bu problemlerin teşhisi ile tedavisi zordur.

Böyle durumlarda kısırlık ilaçları ve aşılama tedavisi bazen faydalı olabilir ve eğer 3-6 tedavi ayının bitiminde gebelik elde edilemezse tüp bebek yapılması önerilebilir.

Yaşlılık döküntüleri

“Cildimde çok sayıda kırmızı küçük döküntüler var. Doktorum yaşlılıkla ilişkili olabileceğini söyledi. Ne yapmalıyım?”

Yaşlı insanlarda özellikle el ve ön kolun dış bölümlerinde kalıcı sık tekrarlayan mor renkli döküntüler olabiliyor. Bu döküntüler vücudun başka yerlerinde de görülebilir. Çoğu zaman farkına varılmayan küçük travmalarla, bazen de kendiliğinden oluşan bu döküntüler birkaç gün sonra kahverengi lekeler haline dönüşür. 3-5 haftalık bir süre sonunda da kendiliğinden kaybolur. Bu durum herhangi bir hastalığa işaret etmez, tedavi gerektirmez.

X