Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Şehit ve hain

BİZ yalnız kendi ruhiyatında hiç durmadan ‘hain’ (!) yaratan bir toplum değiliz.<br><br>Aynı zamanda, buna olumlu bir ‘anti’ addettiğimiz ‘şehit’i de sürekli üretiyoruz.

Oysa, Allah’ın 99 adından biri olan ‘şahit’ kelimesinden inen ve genel tanımı da Áli İmran, Nisá ve Bakara sûrelerinde yapılan ‘şehit’ tümüyle İslam terminolojisi içinde yer alır.

Kefensiz ve yıkanmadan gömülmesi vácip ölü, din adına hayatını yitirmiş olan kişidir.

* * *

DURUM İsevilik için de aynıdır. Grekçe’de ‘Tanrı şahidi’ anlamına gelen ‘martur’ un Latince lügate ‘martyr’ şeklinde girmesiyle doğan kelime, kilise uğruna öleni tanımlar.

Dolayısıyla, şu, kesin ve tartışılmaz bir gerçektir:

Nalıncı keseri gibi yontulan ve herkesin kendi ölüsünü kayırdığı şimdiki ‘şehit’ (!), tümden dini kavramı laikleştiren sunturlu bir ‘yanlış’tır. Üstelik, tabii ki maksatlı bir yanlıştır.

O halde, işgalcilere yandaş olduğu için 1922 yılı İstanbul’unda berber koltuğundan kaçırılan ve İzmit’te linç ettirilen gazeteci ve politikacı Ali Kemal bir ‘şehit’ midir?

Tabii ki değildir! Asla da olamaz!

Bu açıdan, 2000 yılı kararını Maocuların şimdi keşfetmesi malûm provokasyona girse bile, Gazeteciler Cemiyeti’nin Kemal’i ‘şehit’ basın mensupları listesine katması hatalıdır.

Eski ‘İkdam’ ve ‘Peyam’ yazarı ‘hain’ addedildiği için değil!

‘Şehit’ ifadesi ülkemizde ayağa düştüğünden ve paspasa döndüğünden hatalıdır.

Pekii, söz konusu şahsiyet, yani Ali Kemal gerçekten de ‘hain’ miydi?

Tek bir ‘mutlak yanıt’ı olmayan soru ‘evet’i ve ‘hayır’ıyla tartışmaya açıktır.

* * *

EVET, çünkü Kemal Kurtuluş Savaşı boyunca yalnız milli güçlere en ağır uslüp ve en ispiyoncu çağrılarla saldırmadı. Sırf bu geçerli olsaydı, bir ölçüde mazeret öne sürülebilirdi.

Oysa, işbirlikçi Damat Ferit Paşa hükümetlerinde önce Maarif, sonra Dahiliye vekili olmuş olan şahıs, ikincisi sırasında Milli Mücadele düşmanlığını pratiğe geçirmeye çalıştı.

Böylesine kraldan fazla kralcı bir tutumu İngilizler bile onaylamadığından da, istifa ettikten sonra, burada deyim hiç haksızlık olmuyor, ‘kalemiyle kan kusmayı’ sürdürdü.

Dolayısıyla, velev ki son anda ‘özeleştiri’ ihtiyacı duysun, ‘e-v-e-t’, Mütareke’nin ünlü gazetecisine ‘vatan haini’ demek; yahut buna çok yakınlaştırmak, insafsızlık olmaz.

‘Hain’ kavramının izafiliğine ve elastikiyetine rağmen buradaki esas kıstas doğrudur.

* * *

AMA aynı zamanda da ‘hayır’, zira tüm bu suçlara rağmen Ali Kemal’in vatanını sevmediğine dair kesin bir hüküm veremeyiz. Böyle bir şeyi ispatlayamayız.

Yanılmış olsa dahi, onun kendi öznel değerlerinde vatanını çok sevdiğini; zaten de bizatihi o sevgiden ötürü ‘selámet’i farklı ufuklarda aradığını ve gördüğünü düşünebiliriz.

Kaldı ki, Mütareke yakın tarihimizin en tabu; tabudan ötürü de en sisli devrini oluştur.

* * *

BU dönemi esas olarak, ‘muzafferler’in yazdığı ‘resmi tarih’ aracılığıyla biliyoruz.

Sis aralayacak áleni sorgulamada hálá zorlanıyoruz. Girişiminden dahi işkilleniyoruz.

Sanılmasın ki, burada o tarihin muzafferler tarafından yazılmış olmasını eleştiriyorum.

Asla, çünkü tüm devrimci atılımlar ayrı şeyi gerçekleşmiştir. ‘Cumhuriyet İnkılábı’mızın da kendi meşruiyetini kendi ‘resmiyet temeli’ üzerine oturtması sonsuz doğaldır.

Tersini düşünmek, aksini öne sürmek, farklı şey ummak, hayalcilik bile değil, abestir.

Ama şimdi suların çoktan durulmuş olması ve sisin korkusuzca aralanması gerekiyor.

Vahşet dosyası kabarık Nurettin Paşa’nın İstanbul’da kaçırttığı Ali Kemal’i İzmit’te linç ettirtmesi dahil, yukarıdaki resmiyeti artık sivil kılmak, yine tarihin görevini oluşturuyor.

Asla ‘şehit’ olmayan Kemal’den yola çıkarak, konuyu salı günü tekrar işleyeceğim.
X