"Gila Benmayor" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Gila Benmayor" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Gila Benmayor

Şehircilik Bakanı yanılıyor

ÇEVRE ve Şehircik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın dün Trabzon’da yaptığı açıklamaya gözüm takıldı.

Bayraktar, bir ülkenin gelişmesinin sadece para ve ekonomik kalkınmayla olmayacağını belirterek “gelişme ülkenin şehirlerinin düzeniyle” olur demiş.


Gelişmenin sadece para ve ekonomik kalkınmayla olmayacağına hiçbir itirazım yok.


Şehirlerin gelişmedeki rolüne de itiraz olamaz.


Bayraktar’ın “düzenli şehir” tanımlamasına ve verdiği örneklere takıldım


Bakan, Trabzon’daki konuşmasında “Seattle, Canberra, Kuala Lumpur” gibi şehirleri örnek vermiş.


Diğer ikisini tanımıyorum, Canberra’yı vaktinde görmüştüm.


“Düzenli”
olması dışında aklımda bu şehirle ilgili bir şey kalmamış.


Bayraktar’
ın “düzenli şehir” diye övdüğü şehirlerde, Trabzon, İstanbul ya da ülkemizin her bir şehrinde karşımıza çıkan “kültürel miras, tarih, arkeoloji” diye bir şey var mı?


Yok tabii ki.


Türkiye’
nin geçmişleri antik çağlara, yüz yıllara dayanan çoğu şehirlerini yeni kurulan bir Kuala Lumpur ile karşılaştırmak mümkün mü?

 

TRABZON İLE SEATTLE BİR Mİ?

 

Trabzon örneğin…

Milattan önce 4. yüzyılda kaleme alınmış, Anabasis (Onbinlerin Dönüşünde) adı geçiyor. 20. yüzyılın başında ise Türkiye’nin ilk opera binası inşa edilmiş.

Trabzon deyince aklıma bunlar gibi sayısız şey geliyor.

Seattle deyince ise sadece Boeing.


Tüm tarihimizi, kültürel miramızı elimizin tersiyle itip “düzenli şehirlerle” baş başa mı kalacağız?


Bayraktar’
ın konuşmasında işaret ettiği pırıl pırıl sokaklar, sağlık, eğitim tesisleri, parklar, bahçeler istiyoruz ama zenginliklerimizi koruyarak.

Onların kıymetini bilerek.


Bakın son dönemlerde insanların internet ortamında İstanbul ile ilgili kaygıları giderek katlanıyor.


Emek Sineması
ne olacak?


Süleymaniye Cami
’nin benzersiz silüetini bozacak olan Haliç Metro Köprü’sü tüm tarihçilerin, bilim insanlarının da itirazına rağmen yükselecek mi?

İstanbul’un son su havzalarını, ormanlarını tehdit eden 3. Köprü yapılacak mı?


1937 yılında açılmış olan Resim-Heykel Müzesi’nin akıbeti ne?


İstanbul Modern’
in hemen yanı başındaki 5 numaralı antrepoda mimar Emre Arolat’ın projesini üstlendiği yeni bir Resim-Heykel Müzesi yapılıyor ama eskisi ne olacak?


Kentsel dönüşüm tehdidi altındaki Fener-Balat, Tarlabaşı’ndaki tarihi miras nasıl korunacak?

 

ŞEHİRCİLİKTE YENİ KAVRAMLAR

 

İstanbulluların bunlar gibi sayısız kaygılarına ilaveler yapabilirim.

Hiçbir yetkilinin çocuklarımızın geleceğini ilgilendiren bu sorularla ilgili olarak çıkıp konuşmamasına ne demeli peki?


Bu arada dünya “düzenli şehirlerin” çok ötesinde başka kavramların, başka yeniliklerin peşinde.


2010 Venedik Bienali
sırasında ortaya atılan “Uluslar arası Metropol Buluşmaları” bunların tartışıldığı bir platform.


Şehirlerin trafiğine, doğasına, konut sorununa, kültürel mirasına yeni bakış açılarının tartışıldığı toplantılar düzenleniyor.


Geçenlerde Fransa’nın Lyon şehrinde yapılan bir toplantıda örneğin şehirlerin suyla ilişkisi ele alınmış.(15 Aralık tarihli Le Monde)


“Akua-şehirler”
kavramı çerçevesinde buluşan şehirciler, mimarlar şehirlerin ortasından geçen nehirlerin, limanların daha çağdaş çözümlerle nasıl ele alınacağını tartışmışlar.


Dünyada ortasından deniz geçen tek şehir İstanbul’dan bu toplantıya katılan olmuş mu bilmiyorum?


Aslında Haliç ve Boğaziçi’ne yenilikçi bir mimari bakışa ne gerek var?


Ortasından yapay nehirler geçen siteler yaparsın olur biter…

 

Sulukule ve Roman Halleri

 

GEÇENLERDE Radikal Gazetesi Sulukule’nin son durumunu ele almıştı.

Evleri yıkılan 900 kişi arasında en fazla 50’si tamamlanmakta olan 640 konutluk projede hak sahibiymiş.


Sulukule’
de evlerinden çıkartılan 500 kişi arasında TOKİ evlerine gönderilen 337 kişiden çoğu TOKİ evlerini terk etmiş.


Şimdi Sulukule’de “kentsel dönüşüm” nedeniyle kiralar artmış olduğundan çoğu perişan durumda.


Sulukule
’de “perişan” olan Romanlarla ilgili yılın son günlerinde ilginç bir toplantıya katıldım.


Türkiye’
nin altı şehrinden Roman Dernek temsilcilerinin de katıldığı toplantıda “Sosyal Dışlanmanın Roman Halleri” adındaki araştırma ele alındı.


Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Politikalar Forumu, Anadolu Kültür
ve EDROM (Edirne Roman Kültürünü Araştırma Geliştirme Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği) tarafından gerçekleştirilen araştırma Romanların nasıl kötü koşullarda yaşadıklarını ortaya koyuyor.


Profesör Dr. Ayşe Buğra’
nın belirttiği gibi, Romanlarla ilgili çalışmalar Türkiye’de çok yeni ve çok sınırlı.


Avrupa bu konuda hayli yol almış.


“Sosyal Dışlanmanın Roman Halleri”
araştırmasından çıkan sonuç şu:


Romanlar
sürekli olarak “sosyal dışlanma” tehdidi altında yaşıyorlar.


Yoksulluk, kötü barınma koşulları, sağlıksız yaşam, düzensiz ve kayıt dışı işler, eğitimsizlik, Romanların
hep karşı karşıya kaldıkları durumlar.


Arada sırada benim köşedeki çiçekçi Zeynep’i yazarım.


Geçtiğimiz hafta kocası yine rahatsızdı ve aile “yeşil kart” peşindeydi.


Zeynep
kaymakamlığa haziran ayında gerekli evrakları vermiş, haber bekliyordu.


“Yeşil kart”
uygulamasının kalktığından habersiz.


Romanlar
sahipsiz, çaresiz ve çoğunlukla dışlanmış.


Peki 2010 yılı, mart ayında ilan edilen “Roman Açılımı”na ne oldu? 

X